Sevdigimiz Birini Kaybettigimizde

Canımızdan çok sevdiğimiz biri öldü. Yüzümüzü nereye döneceğimizi bilmek zor olabilir. Dinler için, ölüm, var oluşun çok temel, son derece önemli bir parçasıydı; Tanrının ya da kaderin belirlediği zaman geldiğinde gerçekleştiği düşünüldü. Ölüm, utanç verici ya da çaresizlik uyandıran bir bitiş noktası değil bir dönüşümdü: ruh, başka bir yerde başka bir biçimde yaşamına devam edecekti. Ölenler yalnızca ‘bu dünyadan ayrılmış’ ve başka bir yerde yaşamaya başlamıştı. Belki biz de öldükten sonra ruhlarımız onların ruhlarıyla bir araya gelecekti.

Öte yandan, modern çağda, ölüm çok daha farklı algılanabiliyor. Meritokrasiye, ilerlemeye, teknolojiye ve bireyciliğe yönelmiş bir hakaret; bağımsızlığın yenilgisi anlamına geliyor adeta. Modernizm, ömürlerimizi uzatmayı başardı ancak yaşamın kaçınılmaz bitişine dair bir zamanlar dinlerin sunmuş olduğu teselliyi de elimizden aldı.

Bu modern dünyada yas duygumuza teselli olabilecek ve gözyaşlarımıza eşlik edebilecek birkaç fikir:

Ölümün Gerçeküstü Doğası

Ölüm, hayatta karşımıza çıkabilecek aynı anda hem en tuhaf hem de en normal şeydir. Çok sevdiğimiz, sonsuz karmaşıklıktaki bilincin sahibi o kişiler artık yok; eşsiz bir dizilim ile bir araya gelmiş atomlar sonsuza dek dağıldılar. Ölüm anı şimdiye dek olduğumuz ve bundan sonra olmayı umduğumuz her şeye bir başkaldırı gibi görünür; açlığını çektiğimiz tüm o sürekliliğe ve istikrara zıttır; oysa ölümün geleceği doğduğumuz andan itibaren belirliydi. Doğası gereği kötülük taşıyan hiçbir şey yok ölümde. Hiçbir zaman başka bir seçenek yoktu, bunu kaybettiklerimiz de tıpkı bizim gibi biliyordu. Ölüm bize yanlış bir şey gibi gelir; oysa varoluş sözleşmesinin bir parçası olagelmiştir. Yaşanan şey, büyük bir zulüm, ama aynı zamanda doğumumuzdan itibaren hepimizi bağlayan bir şartın gerçekleşmesi. Anormal olan yaşamdır, ölüm değil. Ölüm, hepimizin tek ortak kaderi, tüm sevgimize ve şefkatimize kaynaklık eden olaydır. Kaybettiklerimizi çok özlüyoruz.

Yas Tutmanın Haklılığı 

Yaşanan şeyi atlatmaya yönelik ufak bir baskı da hissederek hayatımıza devam ediyoruz, edeceğiz de. Önümüze bakmamız, bakış açımızı değiştirmemiz, ölüme çare olmadığını anlamamız önerilir.

Bunlara hiç gerek yok. Yaşadığımız kaybı basit bir şekilde ‘atlatmamız’ mümkün değil. Asla unutmayacağız ya da naif bir ifadeyle ‘iyileşmeyeceğiz’ ve buna mecbur da değiliz. Süregiden yasımız birilerini sevmiş olmanın bedeli yalnızca. Bir gün, bugünden çok uzun zaman sonra bile, yaşanan şeyin hatırası sanki kötü haberi az önce almışçasına bizi tüm yıkıcılığıyla vurma gücünden bir şey kaybetmeyecek. Dolayısıyla bunu asla arkamızda bırakamayacağız ve bırakmamız da beklenmemeli. Ölüm asla tam anlamıyla üstesinden gelmek isteyeceğimiz bir şey olmamalı. Bu anlamda sevgi ebedidir. Yas tutmanın bir bitişi olmak zorunda değil. Bu kaybın bizi asla terk etmeyeceği gerçeğine katlanabiliriz.

sevdigimiz biri oldugunde 1 

Minnet Duymak

Gözyaşlarımız onları duygulandırırdı. Bizim üzüntümüzle üzülürlerdi. Onları özlememizi isterlerdi ama aynı zamanda hatıralarının bizim için bir acı kaynağı olmamasını umut ederlerdi. Bu acının ardında ve öncesinde sevinç, sevecenlik, hayranlık, anlayış, sadakat ve pür mutluluk anları olduğunu hatırlayabilmemizi umarlardı. Metin olmamızı isterlerdi. Onlarsız yaşayamayacağımıza ikna olmamız onları duygulandırsa da böyle hissetmemizi istemezlerdi.

İyiyi ve Kötüyü Bir Arada Tutabilmek

Ölmüş sevdiklerimizin ardından iyi şeyler söylemeye dair bir baskı hissedebiliriz; her şeyden önce sevgimizi ve saygımızı ifade etmeyi isteriz. Oysa ölmüş olanların yaşayanlardan çok da farklı olmadığını hiçbir suçluluk hissetmeden itiraf edebiliriz: güzel kusurları ve büyüleyici karmaşıklıklarıyla onlar da tıpkı bizim gibiydiler. Onlarla olan ilişkimizin ikircikli yönleri vardı. Mutlaka vardı. İlişkimizde hüsrana ve hayal kırıklığına uğradığımız zamanlar, iyi ifade edilememiş yanlış anlaşılmalar; kırgınlıklar, kaygılar ve asla doyurulamamış baştan çıkarıcı umutlar vardı. Onlarla olan ilişkimiz böyleydi çünkü sevgi dolu tüm ilişkilerin doğası budur. Bu, sevginin inkarı değil çünkü sevgi yakınlığı gerektirir, yakınlık da doğası gereği karmaşıktır. Sevgi, bir insanın varlığının ve onun tarif edilemez çok yönlülüğünün tümünü kucaklamayı ister. İyiyi ve kötüyü bir arada tutabilmek sevgiyi reddetmek değildir; en derin sevginin kaçınılmaz bir sonucudur. Sevgi, kimsenin mükemmel olduğunu söylemeyi değil, onları anlamak için derin ve süregiden bir hayal gücü ve cömertlik ortaya koymayı içerir.

Pişmanlık

Onları her zaman şimdi sevmeyi istediğimiz kadar sevemediğimizi hissediyor olabiliriz. Yapmadığımız şeyler vardı ya da keşke yapmasaydım dediklerimiz; elimizde olsa değiştirebileceklerimiz.

Üzülmemize gerek yok. Onlara yaşayan herhangi birinin davranacağı gibi davrandık ve bu da ancak onların isteyebileceği ve bekleyebileceği bir şeydi. Söylemeye ihtiyaç duyduğumuz ama söyleyemediğimiz şeylerin çoğu onlara dolaylı yollardan iletildi. En önemli anlarda bunları açıkça kelimelere dökmemiz gerekmedi. Onlar zaten biliyorlardı ya da tahmin ettiler. Onlar da bize bir şey söylemediler. İnsan ilişkileri böyledir: her şeyi dile dökmemiz gerekmez çünkü işin çoğunu zihinlerimiz aracılığıyla yaparız. Onları ne kadar önemsediğimizi ve neden kimi durumlarda zorluklar yaşadığımızı yeterince iyi biliyorlardı. Yeterince sevildiklerini anlıyorlardı; şimdi onları bu kadar düşünüyor olmamızın sebebi de bu.

 sevdigimiz bir oldugunde 2

Ölümsüzlük

Birinin öldüğü an, bedeninin var olmayı bıraktığı an değil hayatının dokunduğu son kişinin öldüğü andır. Bu açıdan bakıldığında yaşayacakları hala çok fazla şey var. Bizim içimizde yaşamaya devam ediyorlar. Onlarla olan sohbetimiz bizim zihnimizde sona ermeden devam ediyor. Henüz yaşanmamış pek çok şeyde, pek çok ikilemde, sevinçte ve kederde bizimle birlikte olacaklar. Özgüvene ihtiyacımız olduğunda onları yanımıza alacağız. Seslerini çok net bir şekilde kulaklarımızda duyacağız, bize tavsiye verecek ve bizi teselli edecekler. Ölüm bizi bundan mahrum bırakamaz. Artık içimizde yaşıyorlar.

Huzur İçinde

Sevgimiz çok tuhaf şeyler yapabilir. Kaybettiğimiz kişilerin terk edilmiş hissediyor olabileceklerine, bir yerlerde acı içinde olabileceklerine, yalnız ve hüzünlü hissediyor olabileceklerine, onları yüz üstü bıraktığımıza ya da yanlarında olmayı başaramadığımıza dair korkular yaratabilir. Endişelenmemeliyiz. Mutsuz değiller. Tam anlamıyla huzur içindeler. Artık bize ihtiyaçları yok. Hiçbir şey için bizi suçlamıyorlar. Bize kızgın değiller. Onları incitemeyiz ya da hayal kırıklığına uğratamayız. Hayatta olduğumuz için bize gücenmiyorlar. Ölmek korkutucu olabilir; ölü olmak ise korkutucu değildir. Huzur içindeler.

Metanet

Onları asla unutmayacağız ama hayatımıza devam edeceğiz, yarın ve sonraki gün. Bu ne nankörlük ne de vurdumduymazlık. Onlarla paylaştığımız değerlere sadık bir tutum. Hayatımıza devam edebilir ve yine de onların bizim için ifade ettiği her şeye sadık kalmaya devam edebiliriz. Metin olmak ve yeniden sevmek onlara olan sevgimize bir saldırı değil. Sevgi öteki için en iyisini ister; sevgi daha çok sevgi olmasını ister. Hayatımızın geri kalanında peşimizden gelecekler. Bizi onlardan ayırabilecek hiç kimse yok.

 

Onları çok özlüyoruz ve onlar yine de burada, yanımızda.

 

Recent entries