Sakinlik Arayisi

Bugünlerde, neredeyse hepimiz daha sakin olabilmeyi diliyoruz. Modern zamana has özlemlerden biri bu. Tarih boyunca insanlar hep macera ve heyecan arayışında oldular. Bugünse çoğumuz maceraya doyduk. Daha huzurlu ve odaklanmış olma arzusu bizim için aslında yeni ve gittikçe önem kazanan bir öncelik haline geldi.

Sakinlik arays 1 

Bizce, huzursuzluğun sekiz temel sebebi var ve daha sakin bir hayata giden yol da bu sebeplerin her birini sistemli ve düzenli bir şekilde ele almayı  içeriyor. 

Bir: Panik karşısında paniklemek

Huzursuzluğun büyük bir kısmı zorlukların sıra dışı olduğuna dair gerçekçi olmayan bir önkabulden kaynaklanır. Bir şeylere ulaşmanın çok kolay olduğuna ve büyük başarıların normal olduğuna dair faydasız bir takım imgelerle kuşatılmış durumdayız. İlişkilerin ve kariyerlerin nasıl olduğuna dair dönüp dolaşan hikayeler, hayatın daha karanlık gerçeklerini azımsama tehlikesini taşıyor. Bu hikayelerle karşı karşıya olmak bizi yalnız kaygılandırmakla kalmıyor bir de kaygılandığımız için kaygı duyarken buluyoruz kendimizi; zulme uğramış ve sefil bir halde hissediyoruz.

 sakinlik arays 2

 

Hayatınız bu toz pembe fotoğraftaki kadar güzel ve kolay olmaması  ya meczup ya da başarısızlığa mahkum biri olduğunuz anlamına geliyor.

Hayata referans noktalarımızı değiştirmemiz gerek. Bunun için de, daha iyi sanat eserlerine, bizi ilişkilerin, iş yaşamının ve gecenin üçünde panik duygularıyla bölünen uykularımızın gerçek doğasına götürebilen eserlere ihtiyacımız var. Günlük yaşamın olağan sefaletine daha gerçekçi bir şekilde ışık tutan çalışmalarla kuşatılmaya ihtiyacımız var.

 

Sakinlik arays 3 

The Agony in the Kitchen (Mutfakta Istırap), Jessica Todd Harper, 2012

Bir çiftin yaşamından bir kareyi gösteren bu gerçekçi fotoğrafı ele alalım. Bu çift için pek çok şey muhtemelen yolunda gidiyor. Günün daha erken saatlerinde belki çocuklarından biri onlara okulda yaptığı dünya tatlısı resmi gösteriyor. Önceki yıl birlikte güzel bir tatil yapıyorlar. Ailece parkta futbol oynamaya bayılıyorlar (anne bu oyunlar sırasında çok rekabetçi olabiliyor ve yakın zamanda müthiş bir kaleci olduğunu keşfetti). Şehrin dışında bir köye taşınmayı hayal ediyorlar. Bazen birbirlerine çok yakın hissediyorlar. Ama bu akşam bir kabus gibi ilerliyor. Kadın yıllar önceki eski sevgilisinden flörtöz bir mail alıyor; bunu eşine göstermiyor ama bu durum sürekli zihinde ve ona işkence ediyor. Başka olasılıklara dair hayal gücünü harekete geçiriyor. Başını ellerinin arasına alıyor adamsa bunun kendisini deli ettiğini ona yirminci kez söylüyor. Annesi de bunu yapıyordu. Evlilikleri yolunda gidiyor. Dokuz yıldır birlikteler. Uzun vadede birlikte olmaya devam edecekler ama tam bu karede, muazzam bir kavga içindeler. Adam ona hakaret edip kapıyı çarpıp çıkacak oysa normalde içtenlikle kibar biri…

Kendi ilişkimizde yaşadığımız panik duygusunu azaltmak için bu fotoğraf üzerine düşünmeliyiz. Zorluklar normaldir. En iyi çiftler bile görünürde küçük şeyler için uzayıp giden amansız kavgalara tutuşabilirler. İyi bir ilişkide beş geceden ikisinde birbirinizle ne işiniz olduğunu sorgulamak doğaldır. Bu başarılı bir ilişkidir. Hatta şu şekilde tekrar etmekte fayda var: haftada iki kavgalı gece geçiriyorsanız, şanslısınız. 

18. yüzyıl Fransız filozofu Chamfort şöyle bir tespitte bulunmuş: ‘Her insan güne bir kurbağayı yutarak başlamalıdır; böylece günün geri kalanında başına daha berbat bir şey gelmeyeceğinden emin olabilir.’ Menüde hepimiz için bir sürü mide bulandırıcı şey var. Hayat, pek çok anlamda acı ve ıstırapla dolu.

 Sakinlik arays 4

 

İspanyol ressam Velázquez’nin şu tablosuna bakalım. Hıristiyanlık, hayatlarımızın acı ve ıstıraba mahkum olduğu konusunda dürüsttür. Burada önemli bir noktaya dikkat çekildiğini fark etmek için dine inanıyor olmamız gerekmez. Hıristiyan inancına göre kayıplar, yetersizlik hissi, başarısızlık, pişmanlık, hastalık ve üzüntü, yaşamımıza girmenin bir yolunu her zaman bulur. Sorunlarımızdan kurtulmak için Pratik bir yardıma ihtiyacımız vardır elbette. Ancak Hıristiyanlık başka bir ihtiyaçtan daha söz eder: ıstırabımızın normalliğini kabullenmek.

İsa’nın çarmıha gerilişini resmeden bu tablo, acının evrenselliğini vurguluyor. Ressam, iyi hatta kusursuz bir insanın aşağılanışını, işkenceye uğrayışını ve en sonunda da öldürülüşünü gösteriyor. Büyük amaçlara erişmek uğruna çile çekmenin kaçınılmazlığı üzerine düşünmeye davet ediyor. Başarı zevkini tattığımız kısacık doyum anına odaklanmaktansa dikkatimizi başarıya giden zorluk ve fedakarlık dolu yola çekiyor. Bu yolun daha önemli olduğunu, daha çok takdiri hak ettiğini ifade ediyor.

Bu tür karanlık görseller hayatımızdaki zorlu görevler karşısında bizi az da olsa güçlendirir; bize paha biçilemez bir teselli sunar.

 

İki: Çok fazla sorumluluk almak

Kişisel yazgımıza olan katkılarımızı biraz abartırız; iyi günler için kendimizi fazla övebilir, kötü zamanlar içinse fazlaca suçlayabiliriz. 

Bir zafer söz konusu olduğunda tüm övgüyü üstlenmek çekicidir. Ancak bu mantıksal süreç bizi başarısız olduğumuz, küçük düştüğümüz ya da yenildiğimiz durumlarda da bütün suçun bizde olduğu çıkarımına götürür.

 Sakinlik arays 5

 

 

Konu para olduğunda bu tutumu daha da çok benimseriz. Huzursuzluğumuzu kontrol altında tutmak istiyorsak kabaca ‘Kapitalizm’ diye adlandırdığımız devasa sistemin içindeki konumumuzun farkına varabilmemizi sağlayan bir bakış açısını benimsememiz gerek. New York Borsasına ait bir görsel üzerine ara sıra düşünmek bize dünyanın işleyişini kontrol edemeyeceğimizi hatırlatır. Çok daha büyük kuvvetler, koskoca endüstrileri yerle bir edip küçülmeye zorlayabilirken başkalarını da (geçici de olsa) refah içinde yüzdürebilir. Buradaki temel fikir şudur: yazgınızın büyük bir kısmı sizin ellerinizde değil. Dünyayı siz kurmadınız. İçinde bulunduğunuz koşullardan tümüyle siz sorumlu değilsiniz. Yaşadığınız zorluklar gerçek ama unutmayın ki sandığınız kadar kişisel değil. 

Sakinlik arays 6 

 

Bu resimdeki, Roma tanrıçası Fortuna’nın bir heykeli. Romalılar ona ‘Yazgı’ anlamına gelen bu ismi vermişlerdi. Bir elindeki bolluk ve bereketi temsil eden boynuz biçimindeki meyve dolu kap (kornukopya) ve diğer elinde tuttuğu dümen kolu ile çoğu Roma parasının arka yüzünde yer alıyordu. Fortuna güzeldi ve genellikle ince bir tunik ve çekici bir gülümsemeyle tasvir edilirdi. Kornukopya onun iyilik bahşetme gücünü temsil ederken dümen de herkesin yazgısını bir anda değiştirebilme kudretinin bir sembolüydü. Bir an cömertlikle hediyeler dağıtabilir (aşk, şahane bir iş, güzel çocuklar), derken bir anda dümen kırıp bir balık kılçığı yüzünden boğularak ölüşümüzü, boş bir arazide ortadan kayboluşumuzu ya da kredi borçları yüzünden iflas edişimizi yüzünde donuk bir gülümsemeyle seyredebilir.

Yazgı tanrıçası Fortuna günümüzde hala kazaların, şansın ve kaderin karşısındaki savunmasızlığımızı sürekli akılda tutmamıza yarayan bir sembol olmayı sürdürür. Dehşet verici insansı bir figürün temsilinde güvenliğimizi tehdit eden onlarca tehlikeyi barındırır.

Başımıza gelen her şey kaynağını yine bizden almak zorunda değildir. Aşk hayatındaki ya da mesleki yaşamımızdaki yenilgiler, işlediğimiz bir günahın cezası olarak okunmamalı. Başımıza gelenler, ilahi bir mahkemede her şeyi görüp bilen bir Tanrı tarafından bütün kanıtlar özenle incelendikten sonra verilen mantıklı bir ceza değil; belki de kindar bir tanrıçanın herhangi bir ahlaki ders ya da anlam taşımayan, acımasız ve keyfi entrikalarının sonuçlarıdır. Yazgı tanrıçasının yani talihin müdahaleleri, ister iyicil ister kötücül olsunlar, insanın kaderine bir miktar şans faktörü ekler.

Sakin kalabilmek için modern yaşamın getirdiği gururlu ve gerçekdışı bireyciliği biraz törpülememiz gerek.

 

Üç: Gereğinden Fazla Umutlu Olmak

İlk bakışta biraz tuhaf gelebilir ancak huzursuzluğun en temel kaynaklarından biri de iyimserliktir. İşlerin yolunda gideceğini düşünmek kaygı yaratır çünkü bu beklentinin meyve vereceğine içten içe hiç güvenmeyiz. Üstelik genellikle beklentilerimiz gerçekten de boşa çıkar. Çektiğimiz acı bu yüzdendir.

Sakinliğimizi yeniden kazanabilmek için bir strateji olarak kötümserlikten faydalanmamız gerek. Yani, işlerin genellikle kötü gideceği fikrine alışmak için biraz daha zaman harcamalıyız. İyi projelerimizin çoğu yolunda gitmeyecek, hayallerimizin yarısından çoğu gerçekleşmeyecek. Kötümserlik, faydasız ve sabırsız beklentilerimizi köreltir.

Bizi öfkelendiren ve hırçınlaştıran şey temelde kariyerimize, aşk hayatımıza, çocuklarımıza, politikacılarımıza ve gezegenimize dair umutlarımızdır. Arzularımızın boyutuyla hayatın gerçeklikleri arasındaki uçurum günlerimizi berbat eden kaygı dolu hayal kırıklıklarının başlıca nedenidir.

Felsefe tarihi içimizi neşeyle doldurmak için bekleyen kötümserlerin son derece faydalı fikirleriyle doludur. Fransız filozof Blaise Pascal karamsarlığının istisnai iyileştiriciliği ile öne çıkan biridir.

 Sakinlik arays 7Sakinlik arays 7

 

Düşünceler kitabında Pascal, işlerin normalde ne kadar kötü gittiğine dair kanıtlarla okuyucularını yüzleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Klasik Fransızcanın baştan çıkarıcılığını kullanarak bize mutluluğun bir illüzyon olduğunu (‘Dünyanın beyhudeliğini göremeyen insan, gaflet içindedir’), acı çekmenin normal bir şey olduğunu (‘Eğer içinde yaşadığımız koşullar gerçekten mutluluk verici olsaydı, onları düşünmekten kaçınmaya ihtiyaç duymazdık) ve içinde bulunduğumuz durumun ümit kırıcı gerçekleriyle kafa kafaya çarpışmamız gerektiğini anlatır: ‘İnsanın büyüklüğü acınacak halde olduğunu bilmesinden gelir’.

Bu şekilde anlatınca Pascal’ın yazılarını okumanın sandığınız gibi iç karartıcı bir deneyim olmadığını duymak sizi şaşırtabilir tabi. Yatıştırıcı, içimizi ısıtan hatta yer yer kahkahalara boğan bir eser bu. Sefaletin kıyısında sendeleyerek ayakta kalmaya çalışanlarımız için, son umut kırıntılarını dahi un ufak eden bir kitaptan daha iyi bir kaynak olamaz. İç güzelliği, pozitif düşünmeyi ya da gizli potansiyelimizi fark etmeyi öğütleyen duygusal gelişim kitaplarına kıyasla Düşünceler, bizi uçurumun kıyısından geri döndürme gücüne sahiptir.

İç dünyamızın en karanlık yönlerinin bile yalnız bize özgü ve utanç verici olmadığını, aksine insanlığın ortak, kaçınılmaz gerçekliğinin bir parçası olduğunu öğrendiğimizde bizi kahkahalara boğabilecek bir rahatlama yaşarız. Kaygının, canı sıkıntısının, kıskançlığın, zalimliğin, yozluğun ve bencilliğin pençesinde bir başımıza kıvranıyor olma ihtimalimizin getirdiği muazzam korkunun tümüyle temelsiz olduğu anlaşılır ve böylece karanlık gerçekliğimizi paylaşabileceğimiz beklenmedik fırsatların kapısı açılır.

Hayatın gerçeklerini açıkça ve incelikle anlatarak bize paha biçilemez bir iyilik yaptıkları için Pascal’ı ve onun izinden giden diğer kötümser filozofları saygıyla anmalıyız.

Modern dünya bu tutuma sempati ile yaklaşmaz çünkü modern yaşamın en baskın özelliği ve elbette, en büyük kusuru, iyimserliktir.

Genellikle ekonomik krizler, savaşlar ya da salgın hastalıklar yüzünden sıkça yaşadığımız paniğe rağmen, içinde yaşadığımız seküler çağ bir ilerleme masalına akıldışı bir adanmışlıkla sarılırken değişime öncülük eden üç büyük faktöre de kutsal bir önem atfeder: bu faktörler bilim, teknoloji ve iş dünyasıdır. 18. yüzyıldan bu yana gerçekleşen maddi ilerlemeler öylesine çığır açmış ve konforumuzu, güvenliğimizi, refahımızı ve gücümüzü o denli artırmıştır ki kötümserlik kapasitemize ve dolayısıyla sakin kalabilme yetimize neredeyse ölümcül bir darbe vurmuştur. Genetik şifremizin çözülmesine, taşınabilir telefonların icadına, Çin’in en ücra mahallesinde bile Batı-stili süpermarketlerin açılmasına ve Hubble teleskopunun kurulmasına tanıklık ettikten sonra hayatın bize sunabileceklerine dair makul bir değerlendirme yapabilmemiz neredeyse imkansız hale gelmiştir.

 Sakinlik arays 8

 

İnsanlığın eseri olan bilimsel ve ekonomik ilerlemelerin yüzlerce yıldır sürekli bir yükselişte olduğu inkar edilemez olsa da biz bütün insanlığı bünyemizde barındırmıyoruz: bireyler olarak çağımızın karakteristik, pervasız önyargılarının kaynağı olan genetik ya da iletişim alanlarındaki çığır açıcı gelişmelerin arasında kendimize ayrıcalıklı bir yer bulmamız mümkün değil. Sıcak suyun ya da bilgisayar sistemlerinin elimizin altında oluşu işimize yarasa bile kazalar, hayal kırıklıkları, gönül yaraları, kıskançlık, kaygı ve ölüm karşısında hala en az orta çağda yaşayan atalarımız kadar savunmasız haldeyiz. Üstelik atalarımız en azından mutluluğun yeryüzünden kalıcı bir yuva bulacağı konusunda insanlara boş ümitler vermeyen kötümser zamanlarda yaşama avantajına sahiptiler.

Sakinlik arays 9 

 

Kötümser bir dünya görüşünün keyiften yoksun bir hayat anlamına gelmediğin de ekleyelim. Kötümserler, iyimserlere kıyasla çok daha büyük bir şükran yetisine sahiptirler. Hiçbir zaman işlerin yolunda gitmesini beklemedikleri için de karanlık ufuklarını aydınlatan en ufak bir başarı karşısında bile hayran kalırlar. Hem kötümser olup hem de günlerini kahkahaya doyarak geçirmek mümkündür.

Dört: Bizi rahatsız edenin ne olduğunu bilememek

Kabul etmek istemesek de çoğu zaman bu kadar huzursuz olmamıza neyin sebep olduğunu gerçekten bilemeyiz. Kendimizi hakarete uğramış hissederiz: hem canımız sıkkın hem de nedenini bilmiyoruz. Oysa bu durumu kendi faydamıza çevirebiliriz. Huzursuzluğumuzun esas sebebini bulmak huzura kavuşmanın anahtarıdır: çözümlenmemiş hayal kırıklıkları dinmez bir öfkeye sebep olur; bu yüzden duygularımızın köklerine inmek için çalışmamız gerekir 

Partnerimiz bulaşıkları bir yığın halinde bıraktığında yaşayabileceğimiz öfke patlamasını hayal edelim. Böyle durumlarda genellikle bağırmaya ve bu ‘kaos’tan şikayet etmeye başlarız. 

Sakinlik arays 10

Ancak öfkemiz bulaşıklara yönelik gibi görünse de kökleri başka bir yere, örneğin iş yerinde yaşadığımız gergin bir duruma ya da bir önceki gece cinsellik konusunda yaptığımız, çözüme ulaşamamış bir tartışmaya uzanıyor olabilir. 

Sakinleşmenin yolu analizden geçer. Kendimizi tanımak için vakit ayırmamız gerek. Yüzeydeki patlamadan belki de çok daha uzaklarda yatan esas sebebi arayıp bulmaya çalışmalıyız. Sakinlik arayışı her anımızı kusursuz bir huzur içinde geçirmemizi gerektirmez. Huzursuzluğun kalıcı bir felakete dönüşmesini engellemek anlamına gelir. Bu da yaşadığımız kaygının gerçek nedenlerini tespit edebilmek için bu kaygının her öğesini incelemekle mümkün olur.

 

Beş: Kapitalizm v Sahte İhtişam

Hayatın bize sunabileceği en iyi şeylerin asla bedava olamayacağı düşüncesi, kapitalizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Hatta kapitalizm biz pahalı olmayan şeylerin iyi olamayacağını ve sahip olmaya değecek her şeyin de bir servete mal olması gerektiği mesajını vermeyi sever.

Sakinliğin hayatlarımızdaki eksikliğinin en temel sebeplerinden biri de budur. Bu, hiç durmadan bizi mutlu edecek şeylere paramızın asla yetmeyeceğinden kaygılanmak anlamına gelir. Bu oldukça anlaşılır bir kaygıdır. Ancak faydasızdır ve bir yanılgıya dayanır. Şunu kendimize sürekli hatırlatmalıyız: Ucuz, basit şeyler çok daha kıymetli olabilir. İdeal bir dünyada, modern yaşamın büyük bir kısmı da bizi bu sakinleştirici uğraşta destekliyor olurdu. Ne yazık ki şimdilik birkaç ilham verici yol arkadaşının yardımı dışında bu, kendi başımıza çıkmamız gereken bir yolculuk.

 

Sakinlik arays 11 

 

Bu güzel kase bize çok yararlı bir mesaj veriyor: hem anlam hem de görsel estetik bakımından güzel olan bir şey pahalı olmak zorunda değildir. Neredeyse kimsenin çok paraya sahip olmadığı dünyamızda bu çok iyi bir haber. Paha ve güzellik arasındaki doğrusal ilişkiyi kırmak tüketim kültürüyle daha iyi başa çıkabilmemizin yollarından da biri.

 

Bu resimdeki kase bir sanat galerisinde sergileniyor ve bir servet değerinde olmasına rağmen, bir mağazadan çok ucuza alabileceğimiz herhangi bir kaseden çok daha farklı (ve kesinlikle daha iyi) değil.

 Sakinlik arays 12

Basit ve pahalı olmayan şeylerin asıl değerini en iyi anlayabilen kahramanlardan biri de 18. Yüzyılda yaşamış Fransız ressam Jean-Siméon Chardin’di.

Bu tablodaki her şey basit ve mütevazı. Buna rağmen muhteşem. Biri önceki güzden kalan armutları reçel yapmış. Bunu yapmak çok pahalıya mal olmamıştır en azından maddi anlamda. Oysa gösterilen emek ve sabır paha biçilemez. Soldaki şarap bardağı pahalı değil ama tasarımı tam olması gerektiği gibi. Fincan çok güzel ve tabloya renkli bir dokunuşla neşe katıyor. Bitpazarlarında bir benzeri kolayca bulunabilir. Sağ taraftaki paket dikkatle bağlanmış; kahverengi kağıt ve alelade ipin pahalıya mal olması mümkün değil. Bıçak ikinci el, kullanışlı bir sapı var.

Kase ve tablo, moda ve pahalı olan şeyleri yapmadığımız sürece hayatı sevemeyeceğimizi hissettiren ihtişam baskısını üzerimizden atatarak doğru yolu bulmamıza yardımcı olabilir.

Medya, iyi bir yaşamı çoğu insan için erişilebilir olmayan kriterlerle sürekli yeniden tanımlar. Bu hem son derece faydasız hem de yanıltıcıdır çünkü gerçekten durup düşündüğümüzde pek çok güzel şey aslında çoktan elimizin altındadır. Sakinliğin anahtarı para değil, şükran duyabilme kapasitesidir.

 

Altı: Nezaketin Teşvik Edilmesi

Küçük düşme korkusu kaygının en temel sebeplerinden biridir ve bu korku, zor durumlarda insanların bize nasıl tepki vereceklerine dair varsayımlarımızdan kaynaklanır. İnsanların acımasız ve yargılayıcı davranmalarından endişeleniriz. Başarısızlıklarımızın ve kusurlarımızın alayla ya da kayıtsızlıkla karşılanacağını düşünürüz.

 Sakinlik arays 13

 

 

 

Huzursuzluğumuzun büyük bir kısmı başkalarının saldırılarına dair korkularımızdan kaynaklanır. Dolayısıyla, insanların daha nazik oldukları bir dünya belirli bir konuda çok faydalı olacaktır: başarısızlık ve aşağılanma korkularımızı azaltacaktır.

 

Bu farkındalık omuzlarımızdaki yükü biraz olsun hafifletir. Nasıl göründüğümüz konusunda kaygı duymak önemsiz değildir ve bunun için kendimizi hırpalamamız gerekmez. Aslında bu kaygı genellikle başkalarının gerçekten de görünüşe bakarak bir yargıya varmaya dünden hazır oluşundan kaynaklanır. Biz sığ ve kaba bir materyalist olduğumuz için değil, toplum içinde iyi ve adil muamele görmek mümkün olmadığı için statü endişesi yaşarız.

 

Sizi aslında tamamen önemsiz şeyler için küçümseyen insanlar, aslında kendi içlerinde büyük bir özgüvensizlikle boğuşurlar. Başkalarının kendileriyle alay etmesinden korktukları için karşı saldırıya geçerler. Nezaketin teşvik edilmesi toplum içinde kısır bir döngü yaratan korkunun azalmasına yardımcı olur.

 

Yedi: Uzaydaki perspektifi düşünmek

 

Kendi önemimizi doğal olarak biraz abartırız. Kendi yaşantılarımız, bizim dünya görüşümüzün çok büyük bir kısmını kaplar. Oysa aslında hepimiz ufacık ve tümüyle yeri doldurulabilir canlılarız. Dünya biz olmasak da aşağı yukarı aynı şekilde dönmeye devam edecekti. Zaman zaman kendi gözümüzde bu konuma inebilmek çok işe yarar çünkü bu bakış açısı rahatsız edici (ama bir o kadar da normal olan) ne yaptığımızın gerçekten çok ama çok önemli olduğu hissini yatıştırmayı başarır.

 

 sakinlik arays 14

 

Bir akşam yürüyüşünde başınızı kaldırıp Venüs ve Jüpiter’in kararan gökyüzünde parlayan ışıklarını görebilirsiniz. Karanlık koyulaştığında bazı yıldızları da görmeye başlarsınız: Aldebaran, Andromeda, Aries ve diğerleri. Güneş sisteminin, samanyolu galaksisinin ötesine uzanan kainatın akla hayale sığmayan boyutlarına dair bir ipucudur gördükleriniz. Bu manzaranın sakinleştirici bir etkisi var. Çünkü sıkıntılarımızın, hayal kırıklıklarımızın ya da umutlarımızın gökyüzünde olup bitenlerle hiçbir ilgisi yok. Başımıza gelen ya da yaptığımız hiçbir şeyin kainatın büyüklüğü karşısında bir etkisi yok. Bir an için hayatlarımız çok önemsiz görünür. Ancak bu bize mahsus değil. Herkes için geçerlidir. Bizi tevazuya davet eder.

 

Bulunduğumuz yerden uzakta bir yerlerde devam eden hayatları hayal etmek de benzer bir fayda sağlar. Şili’deki Puerto Montt gibi uzak bir mesafede olup bitenleri okumak sizi rahatlatabilir.

sakinlik arays 15 

Puerto Montt

 

Bu, Pasifik sahilinde yer alan, başkent Santiago’nun iki saatlik uçuş kadar güneyinde yer alan bir şehir. 155,000 kişilik bir nüfusa sahip. Hava bütün yıl ılık geçiyor ancak kışın donlar yaşanabiliyor. Somon üretim endüstrisi son yıllarda iyi gitmiyor. Yerel futbol takımları Deportes, milli Segunda División liginde oynuyor (geçtiğimiz sezon yedinci sırada tamamladılar). Otobüs durağının yanında büyük bir Unimarc alışveriş merkezi yer alıyor. Deniz kıyısındaki La Kosina Folkbar isimli restoran nefis balık ve biftekleriyle ün salmış.

 

Sakinlik arays 16 

 

 

La Kosina Folkbar’da günün menüsü

Puerto Montt’un sakinleri de dilerlerse İstanbul’un Anadolu yakasındaki, Delaware Newark’daki ya da Tokyo’nun Nerima bölgesindeki küçük, gündelik olayları hayal ederek rahatlayabilirler.

 Sakinlik arays 17

Puerto Montt sakinleri için rahatlatıcı bir görüntü

 

Bu, esasında, hayatın bizimkinden çok farklı koşullarda da gayet iyi bir şekilde yaşanabileceği yönünde bir hatırlatmadır. Günlerimizi huzursuzlukla dolduran hayal kırıklıkları, özlemler ve arzular bambaşka bir yerde hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Küresel bir ölçekte bakıldığında yerel statü totemleri gülünç görünebilir. Sydney’de yaşayan bir ebeveyn için çocuğunun Kambala Lisesine gitmesi dünyanın en önemli hadisesiyken, Patagonya’daki biri için bunun hiçbir önemi yoktur. Glasgow’da oturan biri Milngavie’de yaşama ayrıcalığına nail olmak için bütün parasını mortgage kredisine yatırabilir. Oysa uzaktan bakıldığında bu banliyönün hiçbir statüsü yoktur.

Dünyanın herhangi bir yerinden bakıldığında endişelerimizin ne kadar ufak ve fuzuli görüneceğini hatırlamak kaygımızı yatıştırmaya, hayatımıza daha sakin bir zihinle bakabilmeye yardım eder. 

 

Sekiz: Zamanın perspektifini düşünmek

 

Ufak bir kasaba olan Helmingham’daki bu kilisenin kulesi inşa edilirken Columbus Karayiplere ulaşmıştı. Taş duvar işçileri üst kattaki pencereleri yapmak için merdivenlere tırmanırken Leonardo da Vinci uçan araçlarla deneyler yapıyordu. Marangozlar çatının kirişlerini sabitlerken İspanya’daki son Müslüman kalesi olan Granada ele geçirilmişti. Bu kilisede vakit geçirmek, tarihin muazzam dokusu içinde kendi ömrümüzün ne kadar ufak bir yer kapladığını hatırlamanın oldukça dokunaklı ve çok faydalı bir yoludur.

Mekan ve coğrafyanın enginliği yerel uğraşlarımıza uzaktan bakmamıza nasıl yarıyorsa tarihle, çok eski şeylerle meşgul olmanın da benzer şekilde rahatlatıcı bir etkisi olabilir.

 sakinlik arays 18

 

Bizi zamanın enginlerinde yolculuğa çıkaracak mekanlar aramalıyız. Ancak sadece orada olmak yeterli değildir. Tarihin boyutlarını da aktif olarak düşünmek, ne çok şey yaşandığını, dünyanın nasıl değiştiğini hayal etmek gerek. Günlük hayatın kaçınılmaz taleplerine bu yolculuktan ayaklarımız yere basan bir şekilde dönebiliriz.

 

Stres verici düzeyde huzursuzluk yaşamak normaldir. Sakinlik arayışı varoluşun zorlu ve çetrefilli kısımlarıyla uğraşmaktan kaçınmak anlamına gelmez. İdeal bir toplumun bizi bu sekiz strateji ile sakinleştirmeyi başarabilmesi gerekirdi. Öyle bir topluma kavuşana dek bu yolculuğa yalnız çıkmamız gerek.

 

 

 

Recent entries