Sakin Bir Yasama Övgü

Sakin bir yaşam, kulağa ancak mağlup olanların övmeye tenezzül edeceği bir seçenek gibi gelebilir. Çağımız aktif, dinamik, ‘gürültülü’ bir yaşam tarzının getirdiği faydaların son derece farkındadır. Başka bir ilde daha yüksek maaşlı bir iş teklifi aldığımızda taşınmakta tereddüt etmeyiz. Şöhrete giden yolu gösteren olsa, çoğumuz mutlaka yola düşeriz. Bir partiye davet edildiğimizde asla hayır demeyiz. Bunlar bize saf, belirsizliğe yer vermeyen kazançlar gibi görünür. Sakin bir yaşamı övmek ise yağmura övgü dizmek gibi bir şeydir.

Çoğumuz için sakinlikte bir potansiyel görmek oldukça zordur; çünkü sakin bir yaşamı savunanlar genelde toplumun en olmadık kesimlerinden gelir: aylaklar, hippiler, kaytaranlar, kovulanlar… İşlerini nasıl yoluna koyacakları konusunda hiçbir zaman pek bir alternatifleri olmamış gibi görünen insanlardır bunlar. Sakin bir hayat, yetersizliklerinin onlara dayattığı bir sonuç, acınası bir teselli ödülüdür.

 sakin bir yasama ovgu 1

 

 

Oysa, yakından incelediğimizde, meşgul hayatların da çarpıcı derecede yüksek bedelleri olduğunu fark edebiliriz; yine de bunları topluca görmezden gelmeye çalışırız. Görünür başarı bizi başkalarının kıskançlığı ve rekabetçiliği ile burun buruna getirir. Hayal kırıklığı ve kin karşısında savunmasız birer hedef haline geliriz; başka bazı insanların başarısız olmaları sanki bizim hatamız gibi gelir. Daha fazla statü kazanmak bizi onu kaybetmeye karşı da son derece hassas hale getirir; başkaları tarafından en ufak küçük görülme olasılığı karşısında tetikte oluruz. Satışlarda, gördüğümüz ilgide ya da aldığımız övgülerdeki ufacık bir gerileme, bir felaket gibi gelebilir. Sağlığımız tehlikeye girer. Korkutucu, paranoyak düşüncelerin esiri oluruz; baktığımız her yerde komplo olasılıkları görürüz ve haklı çıkabiliriz. İntikamcı bir skandalın öznesi olma tehdidi yakamızı bırakmaz. Sahip olduğumuz tüm ayrıcalıklara rağmen tuhaf bir yoksulluk içine düşeriz. Vaktimiz üzerinde neredeyse hiç hakimiyetimiz kalmaz.

 

Hindistan’daki bir fabrikayı tek kelimeyle kapattırabiliyor olabiliriz ve ağzımızdan çıkan her söz kurumumuz içinde, insanlara önünü ilikleten bir saygıyla kabul görüyor olabilir. Oysa son derece yorgun olduğumuzu ve tek isteğimizin yalnızca bir öğle vaktini kanepede uzanıp kitap okuyarak geçirmek olduğunu bir türlü kendimize itiraf edemeyiz. Daha spontan, yaratıcı, kırılgan yönlerimizi dışa vuramaz hale geliriz. Ağzımızdan çıkan her kelimenin ciddi sonuçları vardır, bu yüzden bir an bile gardımızı indiremeyiz. Başkaları rehberlik ve otorite için yüzlerini bize dönerler. Zamanla, bizi mal varlığımız ve saygınlığımızın ötesinde nedenlerle seven insanlara yabancılaşırken, yalnızca başarılarımız için bize kaypak bir ilgi gösterenlere gittikçe daha bağımlı hale geliriz. Çocuklarımızın gözünden düşeriz. Eşimiz bizden uzaklaşır. Servetimiz dağları aşıyor olabilir ama bir günümüzü bile olsa hiçbir şey yapmadan geçirmeyeli on yıl olmuştur.

 sakin bir yasama ovgu 2

 

 

Batı tarihindeki en ünlü kültürel idol, sakin bir hayatın getirebilecekleriyle yakından ilgileniyordu: Markos 6: 8-9’da, İsa öğrencilerine yolculuk için yanlarına değnekten başka bir şey – ne ekmek, ne torba, ne de kuşaklarında para almamalarını söyledi. ‘Yalnız çarık giyin ve iki gömlek giymeyin’ dedi. Hıristiyanlık, iki tür yoksulluk arasında ayrım yaparak hayal güçlerimizde canlı bir alan açar: biri gönüllü yoksulluk diğeri ise gönülsüz yoksulluktur. Günümüzde, yoksulluğun her zaman gönülsüz olması ve yeteneksizlik ile sefaletin bir sonucu olarak ortaya çıkması gerektiği inancına saplanıp kalmış durumdayız. Sakin bir yaşamın, zeki ve becerikli birinin mantıksal bir kar-zarar değerlendirmesi sonucu özgür iradesi ile verdiği bir karar olabileceğini hayal bile edemiyoruz. Oysa bir insanın kendi rızasıyla daha iyi maaşlı bir iş teklifini geri çevirmesi, bir kitap daha yayımlamamaya karar vermesi, terfi peşinde koşmaması mümkündür; hem de bütün bunları başarma şansı olmadığı için değil, dış koşulları değerlendirdiğinde bunlar için mücadele etmek istemediğine karar verdiği için.

 

Hıristiyanlık tarihindeki en önemli anlardan biri, 1204’te, bugün Assisili Francis adıyla tanıdığımız varlıklı bir genç adamın kendi rızasıyla, oldukça yüklü bir mal varlığından (en az birkaç ev, bir çiftlik ve bir gemi) vazgeçtiğini ilan ettiği andır. Bunu dışsal bir zorunluluk olmadan yapmıştır. Tüm bu mal ve mülkün, İsa’nın öğretileri üzerine düşünmek, dünyanın yaratıcısını onurlandırmak, çiçeklerin ve ağaçların güzelliğine doymak ve de toplum içindeki yoksullara yardım etmek gibi asıl yapmak istediği şeylerle arasına girdiğini hissetmiştir.

 

sakin bir yasama ovgu 3 

Başka seçenekleri de vardı: Assisili Francis dünyevi mallarından vazgeçiyor, tablonun Giotto di Bondone tarafından yapıldığı düşünülüyor.

 

Çin kültürü de yinshi (münzevi), yani yoğun politik ve ticari dünyayı geride bırakıp, genellikle bir dağ yamacındaki bir kulübede, daha sade bir hayat sürmeyi tercih eden insanlara gösterdiği hürmetle bilinir. Bu gelenek,  MS 4. yüzyılda, Tao Yuanmig adındaki yüksek rütbeli bir hükümet yetkilisinin mahkemedeki görevinden istifa edip toprağı ekip biçmek, şarap yapmak ve yazmak için kırsala taşınmasıyla başlamıştır. ‘Şarap İçmek Üzerine’ başlıklı şiirinde, zenginlere yoksulluğun kendisine bahşettiklerini anlatır:

 

Doğudaki çalılar arasında krizantemler toplayarak

Güneydeki dağda, uzaklara dalıyorum

Dağ havası, günbatımında tazelenirken

Kuş sürüleri yuvalarına dönüyor

İşte böyle şeylerde hakikati buluyoruz

Oysa açıklamaya kalktığımda, sözcükleri bulamıyorum.

 

sakin bir yasama ovgu 4 

Tao Yuanming çiçekleri koklamakla meşgul – Chen Hongshou (1598-1652)

 

Tao Yuanming’in portreleri Çin sanatı ve edebiyatında önemli bir tema haline gelmiştir. Lushan Dağı yakınlarındaki kulübesi başkalarına da daha ucuz, daha sade bir mesken edinmenin faydalarını göstererek onları yüreklendirirdi. Tang hanedanının bazı şairleri inziva dönemlerinden geçerlerdi. Bai Juyi (772-846) bir ormanın kıyısında aldığı kulübeyi sevgiyle tarif eden bir şiir yazarak, kulübesinin yalın ve doğal malzemelerini (‘sazdan bir çatı, taştan merdivenler, Çin tarçınından sütunlar ve kıvrımlı bambudan bir çit’) listelemiştir. Sichuan bölgesindeki Chengdu’da yaşayan Du Fu, ‘Sonbahar Rüzgarıyla Harap Olan Sazdan Kulübem’ başlıklı bir şiir yazmıştır. Bir ağıt değil, daha ziyade bir fırtınada evinizin çatısının uçabileceği denli sade bir hayat sürmenin getirdiği özgürlüğü kutlayan bir şiirdir.

 

sakin bir yasama ovgu 5 

Reconstruction of Du Fu’s hut at Chengdu

Pek çoğumuz kariyer yolculuğunda bize saygınlık ve prestij kazandıracak farklı yollar seçebiliriz. Bize ne iş yaptığımızı soranlara verebileceğimiz çok sayıda etkileyici cevap olabilir. Ancak bu, yalnızca bu olasılıkları izlememiz gerektiği anlamına gelmez. Bazı kariyerlerin gerektirdiği bedeli öğrendiğimizde, gelecek olan kıskançlığın, korkunun, aldatmacanın ve kaygının acısını çekmek istemediğimizi yavaş yavaş fark edebiliriz. Dünya üzerindeki günlerimiz sınırlıdır. Hakiki zenginliğe sahip olanların hatırına, isteyerek ve onurumuzu kaybetmeden, daha yoksul ve daha kuytu bir yaşamı seçebiliriz.

 

 

Recent entries