Partnerimize Dair Küçük Şeyler Bizi Neden Deli Eder?

Bir süredir birlikte olan sevgililer, neredeyse evrensel bir biçimde, (yüzeyde) kesinlikle küçük meseleler olarak görünen şeylerden deliye dönerler. Aksi takdirde oldukça mantıklı ve düzgün olan biri, partnerinin görece küçük alışkanlıklarının bazılarına yönelik bir dizi ağır hassasiyeti ve onlarla karşılaştığında hızla kendilerini kaybetme eğilimi olduğunu kabul edebilir: Kesme tahtasını çok sert kullanması; araba çalışana kadar emniyet kemerlerini bağlamaması; el yazısında ‘b’ ile ‘h’nin ayırt edilemez oluşu; diş macununu yanlış şekilde (dibine değil ortasına bastırarak) sıkması; ‘trajik’ kelimesini ‘üzgün’ anlamında kullanması; çekmeceleri kademeli olarak açık bırakması; bir bardak su içtiğinde asla sonuna kadar içmeyip kalan son damlaları mutfak lavabosuna dökmesi…

kucuk seyler 1

 

Böylesi durumlara tepkilerimiz çılgınca orantısız görünebilir. Aşırı derecede öfkelenebiliriz ve daha sonra kaba olduğumuzu ve belki de delirdiğimizi düşünebiliriz. Daha sakin anlarda böyle önemsiz konuların nasıl bu kadar canımızı sıkabildiğini merak ederiz.

Kendimize sadece budalalık ettiğimizi (her ne kadar kalplerimizde hepimiz budalalar olsak da) söylemektense ufak öfke nöbetlerimizin mantığını anlamak için düşünce ve zaman harcamalıyız. Küçük şey – rahatsız eden ufaklık – her zaman bir ilişkinin arka planında faaliyet gösteren daha büyük ve hakikatte daha önemli bir sorunun sembolü olsa da maalesef asıl meseleye parmak basmak ve böylece muhtemelen asıl endişelenmemiz gereken şeye sakin ve doğru bir açıklama getirmek her zaman kolay değildir.

İronik bir şekilde, kendi hayatlarımızın dışında ortaya çıktıklarında semboller konusunda oldukça cömert davranırız, özellikle de sanatta: üniversitedeyken ayçiçeklerinin Van Gogh için ne ifade ettiği ya da mavi rengin Picasso için neden bu kadar önemli olduğu konusunda fikir dolu bir yazı yazmış olabiliriz. Bu sanatçılar söz konusu olduğunda, cömert davranıyoruz. Bu kadar küçük şeylere takılıp kaldıkları için onların budala olduklarını düşünmüyoruz. Ayrıntıların ne anlama geldiğini anlamak için hayal gücüne dayalı çabalarımızı artırıyoruz.

kucuk seyler 2

Bu sabırlı ve sorgulayıcı yaklaşımdan bir ders çıkarmalı ve kendi duygusal hayatlarımızın önemli küçük detayları için de, sanat tarihçilerinin tablolarının detayları için yaptıklarını yapmalıyız.

Kesme tahtasına güçlü darbeler konusunda, özünde önemli olan, tahtanın görebileceği muhtemel zarar değildir. Tahtayı senede bir yenilemenin masraflarını muhtemelen karşılayabiliriz. Fakat partnerimizin (bizce) aşırı istekli çabaları, onda daha sıkıntılı ve daha büyük bir özelliğin görünüşünü yakaladığımız ufak bir andır: Bir kabalık, hoyratlık ve itidal yoksunluğu hissi. Onların bu yönlerinin hayatın genelinde değil ama bizimle olan ilişkimizde olmasından korkarız: asıl korkumuz bizi incittiklerinde bunun farkına varmayacaklarıdır. Endişemiz tahta için değil, kendimiz içindir.

Emniyet kemeri konusunda mesele otorite ile alakalı olabilir. Bize emniyet kemerini her zaman motoru çalıştırmadan önce bağlamak öğretildi. Buna itaat ettik. ‘Doğru şeyi’ yapmayı öğrendik. O zaman neden kuralları çiğneyip bunun yanlarına kar kalacağını sanıyorlar? Bu biraz da kibirli olan farklı olma hissi de ne? Emniyet kemerinin tam olarak ne zaman bağlandığına dair absürtçe ufak detay, daha büyük ve kendince gayet meşru bir endişenin taşıyıcısı haline geliyor: Partnerim ‘yanlış şeyi yapma’ korkusunu hiç anlayabilecek ve onunla cömertçe empati kurabilecek mi; kendisinin kuralların üstünde olduğunu hissetmekten vazgeçecek mi?

Aynı derecede önemli meseleler, sahne arkasında, her yerde görülüyorlar. Partnerin bardaktan rastgele boşalttığı birkaç damla su bir israf konusu değil (bir ömür süresince belki de ancak bir küvet dolusu su eder); fakat belki de bize de benzer bir biçimde davranacakları ve (en iyi yıllarımızı içip bitirdikten sonra ikinci bir kez düşünmeden) bizi de fırlatıp atacakları korkusudur.

El yazısı konusunda: Pazar sabahı mutfak masasına bıraktıkları ‘bakkala gittim’ (ki ukala bir biçimde ‘hakkala’ gittim şeklinde deşifre edilmiş olabilir) diyen neşeli post-it notu kafamızı gerçekten karıştırmaz. Biz daha çok onun yanlış anlaşılma konusunda endişelenmemesine güceniriz. Bize kendisini açıklamak için yeterince özen göstermek zorunda olmadığını (bu ufak detayda gömülü bir şekilde) ima etmesine güceniriz. Notta bir ömür süren yanlış anlaşılma ve yalnızlığı görürüz.

kucuk seyler 3

 

Bu yüzden endişelenmeye hakkımız var. Sorun, kaygılarımızla baş etme biçimimiz. İdeal durumda küfredip asabileşmezdik. Dikkatimizi ve endişemizi sabırla küçük meseleden, sembolden uzaklaştırıp biraz özen, empati ve bir nebze mizahla düzenleyeceğimiz şikayetimizin asıl çekirdeğine yönlendirirdik.

İlişkide asıl meseleler su yüzüne çıktığında sinir bozucu detaylarla birlikte yaşamak o kadar zor olmayabilir çünkü büyük olasılıkla, partnerimiz bizim dile getirilmiş endişelerimize karşı kayıtsız kalmayacaktır. En riskli sembollerin çözümlenmesiyle birlikte aşk, daha da karşılıklı, huzurlu ve güvenli olma şansına erişir.

Recent entries