Neseli Umitsizlik

 

Nasıl bir şaheser şu insan! Ne kadar soylu akıldan yana, melekeleri ne kadar sınırsız; endamıyla, hareketiyle ne kadar kusursuz ve göz alıcı; davranışlarında bir melek sanki, kavrayışında nerdeyse bir tanrı: En güzel yaratığı dünyanın, canlıların üstün örneği! (Çeviri: Bülent Bozkurt; Shakespeare, W., Hamlet, Remzi Kitabevi, 2007)

Beyinlerimiz doğanın en narin ve en karmaşık ürünleridir; diğer canlılar yalnızca haykırıp bağırabilirken biz en derin düşüncelerimizi dudaklarımızın ufak hareketleriyle aktarabiliriz; uzayın küçücük bir kısmını kaplamamıza rağmen evrenin bütünlüğünü öngörebiliriz; sanat ve bilim yoluyla bedenlerimizin gücünü sonsuz ölçüde artırabiliriz; okyanusun dibine dalabilir kendimizi yıldızlara fırlatabiliriz.

 neseli umitsizlik 1

Tüm bunlara rağmen her hayat, altında yatan büyük amaçlar karşısında neredeyse her zaman bir yenilgi, hatta bir faciadır. Kendi payımıza düşen umutsuzluklardan ve felaketlerden kaçamayız. Her ümitsiz olasılık herkese darbe vuracak değilse de başımıza pek çok korkunç şey gelmesi kaçınılmazdır.

 

Güzellik ve trajedinin bu kafa karıştırıcı, kaçınılmaz birlikteliğine karşılık zihinlerimiz iki büyük talihsiz olgunun çekimine kapılmaya yatkındır:

Duygusallik

İlki karanlığı inkar etmek,  bütün enerjimizle insan doğasının lanetli yönünü haber veren şeylerden sakınmak, tuhaf gerçeklerden kaçmak, sıkıntılı ve endişeli yönlerimizi anlamak için içimize bakmayı reddetmektir: ve her zaman dikkatimizi dağınık ve meşgul tutmak, haz verici ve umut dolu olan ne varsa çılgınca odaklanmak.

Bunların çekiciliğini önemsiz ama açıklayıcı bir etkinlikte belirgin bir biçimde gözlemleyebiliriz: 18. yüzyılın ortaları ile 19. yüzyıllar arasında Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkan sanatta duygusallık akımında. Bu sanat akımı yapay bir biçimde ışıltılı, gösterişli ve kusursuz sahneler ve insanları tasvir eder: oyun oynayan küçük çocuklar, dans eden melekler, kucaklaşan sevgililer, şikayet etmeden toprak süren neşeli köylüler ve güvenilir sahiplerinin ayakları dibinde mülayim bir şekilde dinlenen her daim sadık köpekler.

neseli umiztisizlik 2neseli umitsizlik 4neseli umitsizlik 3neseli umiztisizlik 2

Önde gelen sanatçıları arasında Greuze, Messonier, Bouguereau ve Fildes’in yer aldığı duygusallık akımı, dünyayı temsil etme konusunda teknik bir hata yapması sebebiyle değil, psikolojik bir sorun içerdiğini sezdiğimiz için ‘kötü’ azledilebilir: sanatçıda, insanlığa dair üzücü ya da karanlık olabilecek her şeye karşı kırılgan ve zahmetli bir inkar sezeriz. Eserleri benliklerimizin kusursuzlaştırılmış bir halini işler, gölgede kalan yönlerimizle her türlü ilişkiden kaçınır: saldırganlığa, olumsuzluğa, kine, kıskançlığa ve hayal kırıklığına olan yatkınlığımızdan sakınır. Bu sanatçılar neşeli olmayı seçmiş, üzüntü duyma yetisini kaybetmiş, koca bir gülümsemeye hapsolmuş gibi görünürler;  gerçekliğin doğasına göğüs germe konusunda ısrarlı bir acizliğin şen şakrak kurbanlarıdır onlar. Bu sanatçılar, bize nasıl olduğumuzu sorup can sıkıcı ya da üzücü herhangi bir şey içeriyorsa cevabı dinleyemeyen o insanlara benzerler. İyi görünen ruh halleri bir başarı değil katı bir titizliğin içlerinde harekete geçirdiği bir yükümlülüktür.

neseli umitsizlik 5

Jean-Baptiste Greuze, Fidelity (Sadakat)

Jean-Baptiste Greuze’nin Fidelity isimli genç bir kadını tasvir eden tablosu ilişkilerin ve kadın psikolojisinin gerçekliğine kararlılıkla sırtını dönmüştür. Bu kadın, sevgilisinin ne kadar muhteşem ve mükemmel olduğunu asla unutmayacaktır; onun çatal ve bıçağını tutuş biçimine ya da geceleri yüksek sesle horlamasına asla sinirlenmeyecek; asla hayatını boşa harcayıp harcamadığını merak etmeyecek ya da partnerinin sevişme tekniğinin yetersiz olduğunu, maddi durumunun tatmin edici olmadığını ya da politik ve felsefi görüşlerinin ciddi şekilde yanlış olduğunu düşünmeyecektir. ‘Gölgeler’, rahatsızlıktan kaçma girişimiyle kasıtlı olarak tablonun dışında bırakılmıştır.

Duygusallık sanatla sınırlı değildir ve geçmişteki toplumların bizi eğlendirebilecek bir başarısızlığı da değildir. Zihnin kalıcı bir eğilimidir ve bir şeyleri parlatıp, düzenlediğimiz, kendimizi kederden uzak tutmaya çalıştığımız ve içten içe gerçek olamayacaklarını bildiğimiz fikirlere göz yumduğumuz zamanlarda kendini gösterir.

Nihilizm

Asla üzgün hissetmemenin çekiciliğine ek olarak zihnin belki birazcık daha kafa karıştırıcı başka bir alışkanlığı daha vardır: asla ümit etmemenin çekimine kapılmak.

Gözlerimizi var oluşun gerçekliğine tümüyle açtığımızda ve dertlerin bir listesini bilincimizin merkezine koyduğumuzda artık gülümsemek çok zor olabilir.

neseli umitsizlik 6

Üzülecek çok şey vardır. İnsan arzuya, hataya, açgözlülüğe ve alaycılığa kapılan bilgisiz, kandırılmış, kontrol edilemez bir canavardır. Yeryüzünü yakıp yıkarız; üzerinde oturduğumuz dalı keseriz. Eğer ıslah olma planlarımız varsa da diğerlerinin toplu aptallığı ya da kayıtsızlığı yüzünden bozulacaktır. Her şeyin böyle kötü olması için içler acısı ve üstelik değişmez sebepler olduğunu çok geç öğreneceğiz. Akılsızlık, aç gözlülük, yozlaşma ve acımasızlık güçlüve ısrarlıdır, üstelik sonu gelmez biçimde kendilerini yeniden var ederler. Her çözüm yeni bir hatanın başlangıcıdır.

Kişisel hayat da daha iyi durumda değildir. İlişkilerde ya sevginize karşılık vermeyen insanlar kalbinizi kıracaklar ya da siz kendilerine karşı hiçbir şey hissetmediğiniz insanları bıraktığınız için suçluluk çekeceksiniz. Eninde sonunda yalnızlık tehlikesi karşısında panikleyecek ve sizi anlamayı vaat eden, ama anlamayacak olan birine razı olacaksınız. Bütünüyle size engel olmak ve sizi hayal kırıklığına uğratmak için dünyaya gelmiş biri için özgürlüğünüzü feda etmiş olacaksınız ve muhtemelen o da sizin için aynılarını hissedecek. (Hiç tanışmadığınız) başka biri ile birlikte çok daha iyi bir insan olabileceğinizden şüpheleneceksiniz.

neseli umitsizlik 7

Seçiminizin bir sonucu olarak, özenle beklediğiniz bazı anlar, çekişmeler ve dargınlıklar arasında kaybolup gidecek. Hayatınızın en iyi fırsatları olabilecek anları utanç verecek derecede önemsiz kızgınlıklar mahvedecek. Teoride en çok bağ kurduğunuz kişilere en acımasız şeyleri söyleyeceksiniz. Kimsenin sizi gerçekten doğru şekilde anlamadığını hissederek öleceksiniz.

Eğer çocuklarınız olursa onları tümüyle başarısızlığa uğratacaksınız. Kendi çocukluğunuzun hatırası size kaçınmanız gereken şeylerin bir listesini sunacak. Fakat insanüstü çabalarla onlardan kaçınmayı başarsanız da yeni ve beklenmedik bir sürü hata yapmış olduğunuzu fark edeceksiniz. Dünyaya yeni mutsuz yaratıklar getirmiş olmanın yükünü taşımak zorunda kalacaksınız.

neseli umitsizlik 8

Eğer yaşlanacak kadar şanslıysanız yaşlandığınıza kendinizi tiksindirici bir bedenle bir huzurevinde bulacaksınız. Kulaklarınızdan ve burun deliklerinizden kıllar fışkıracak; cildiniz eski bir ayakkabı gibi buruşacak; çocuklar korkuyla sizden kaçacaklar; ölü bir yarasa gibi kokacaksınız. Bu gerçekten hiç kimse, süpermarkete giderken yanınızdan geçen yırtık şortlu ve pembe rujlu kız bile kaçamaz: yıllar hayatta kalan herkesi küçük düşürecek. Bedeniniz sizi yarı yolda bırakacak; bozulmaya mahkum bir makineye bağlısınız. Tuhaf ve dehşet verici biçimlerde ölebileceğimiz gerçeğiyle yaşamanız gerekecek her zaman; oraklı adam sürekli peşimizdedir; beyindeki incecik bir damar her an tıkanabilir; her an bedenimizde kanserli bir hücre gelişebilir.

 

Bunlar hayatın bazı temel gerçekleridir. Bu gerçekler, dikkate alındıklarında, gülmenin ya da kahkaha atmanın tüm çekiciliğini ortadan kaldırıyorlar.

 

***                                                                      

Oysa tatmin edici bir hayat hem Duygusallık tehlikesinden hem de Nihilizm tehlikesinden uzak durmayı gerektirir. Umutsuzluktan da umuttan da kaçınmak kolay seçeneklerdir ve olgunluk bu seçenekleri reddetmek anlamına gelir. Bunların gerçekten kolay seçenekler olduklarını, neşeli bir ihmalle üzücü gerçeklerden kaçmanın korkakça olduğunu, aynı şekilde, arzu etmek ve hayal kurmak için, bir şeylerin tadına varmak ve inanmak için kendimize asla izin vermemenin de iç karartıcı bir zayıflık olduğunu kabul etmemiz gerekir. Nihilizm ne kadar fedakar görünse de aslında bir tür düşkünlük ve korkaklıktır: hayat bizden önce davranmadan kendi seçtiğimiz zamanda kendimizi hayal kırıklığına uğratmanın, aydınlık ve karanlık arasındaki geçişi asla idare edemiyor olmanın ve daha fazla düşemeyeceğimizi garanti etmenin savunmacı bir yoludur.

Felsefenin yüzyıllar boyu sanata konu olmuş en köklü karşıtlıklarından biri iki büyük Yunan filozofu, Democritus ve Heraclitus arasında geçendir. Her iki adam da (her ikisi de uzun bir ömür sürmüştür) insanlara ve dünyaya dair derin bir bilgiye sahiplerdi fakat bildiklerine oldukça farklı biçimlerde tepki verdiler. Heraclitus gözyaşlarını durduramadı, Democritus ise kahkahalarını.

 neseli umitsizlik 9

Democritus, ayrıcalıklı bir konum onu naifliğe sürükleyip işlerin ne kadar kötüye gidebileceğini anlamasına mani olduğu için gülmüyordu. Keyfinin yerinde olması, duygusallığa ya da umutsuzluktan kaçınan bir iyimserliğe bağlı değildi. Mizacının garipliği yüzünden de değildi. Democritus dünyaya bakışı sebebiyle böyle özel ve hayranlık verici bir biçimde gülüyordu.

Bütün yenilgileriyle, akılsızlıklarıyla, aldatmacasıyla, sıradan (ve o kadar da sıradan olmayan) adaletsizlikleriyle insan varlığının bütünlüğüne kendimizi alıştırmamızı öneriyordu. Akıllı insan, varoluşun sıradan aksaklığına aşina olmaya özen göstermelidir. İşlerin gidişatı onu hiçbir zaman şaşırtmamalı ve sarsmamalıdır; gerçekleri tümüyle fark etmiştir ve hiçbir şeyin onu afallatmasına izin vermez. İhanet, cinayet, cinsel sapkınlık, yozlaşma - hepsi hesaba katılmalıdır. Akıllı insan bir çöplükte yaşadığını anlar. Alçaklık ve kötülük boy gösterdiğinde onları umudun tümüyle yok olduğu bir zemin karşılar; bu yüzden, onun adaletsizce yarı yolda bırakılmış ya da saflığına ihanet edilmiş gibi hissetmesine gerek yoktur. Democritus karanlığa o kadar ikna olmuştu ki ona haksızlık etmemek için onu sürekli aklının ucunda tutuyordu. Bu, varoluşa dair tümüyle bariz, temel bir gerçeklik gibi görünüyordu ona. Kahkahalar içindeki Yunan bu kadar neşeliydi çünkü önüne çıkan güzel, tatlı ya da çekici olan her şeyi temel umutsuz ön-kabullerine oldukça ödüllendirici bir ek, bir kar olarak deneyimliyordu. Hayatın karanlık arka planını her zaman aklında tutarak bunun karşısında duran her şeye duyduğu takdiri keskinleştirmiş oldu. Sürekli olumsuzluklara karşı tetikte olmasına gerek yoktu; bunların telafisine dair en ufak bir işarete kulak verecek içsel ferahlığa sahipti. Olumlu şeyler, parçalanmış umutların uçucu bir yankısı değildi; alışıldık ve beklendik trajik eğilime karşı bir miktar umulmadık ama kayda değer ve bilhassa enfes bir itirazdı.

neseli umitsizlik 10

Rembrandt, The Young Rembrandt as Democritus the Laughing Philosopher (1628-29)

Democritus partilere olan düşkünlüğüyle bilinirdi. Şaraptan ve içmekten keyif alırdı. ‘Kutlamanın olmadığı bir hayat, konaklayacak bir hanın olmadığı uzun bir yolculuğa benzer’ diye yazmıştı. Onun ara sıra gerçekleşen havailikleri, daha ciddi kavrayışlarının ve görevlerinin inkarı değildi. Aksine bunlar, hayatın zorluklarıyla baş edebilmesi için ruhuna ayak uyduran şeylerdi. Bu yüzden, kendi içlerinde ciddi olmasalar da onun varoluş ekonomisinde fazlaca önemli bir rol oynuyorlardı.  Democritus, hayatın üzücü olduğunun farkına vardığını kanıtlamak için sürekli üzgün hissetmesi gerektiğine inanmıyordu. Hayatın üzücü olduğu gerçeğine zaten adil davrandığını ve gelecekte de tümüyle adil davranacağını bilmenin haklı özgüveniyle ara sıra dans etmeyi tercih ediyordu.

Duygusal iyimserlik önemli bir fikrin yörüngesinde döner. Bu, yaşamak için neşeli olmamız gerektiği fikridir. Oysa bu fikir, neşenin nasıl elde edileceğine dair son derece yanlış bir dayanak noktasına sahiptir. Ümitsizliği kışkırtabilecek düşünceleri bastırarak ya da onlardan uzak durarak daha olumlu bir zihniyet kurmamız gerektiğini düşünür. Oysa bunun iyi bir ruh halini kırılganlaştırması kaçınılmazdır. Böyle bir ruh halinin her zaman rahatsız edici bir gerçek yüzünden bozulma tehlikesi vardır. Democritus daha kalıcı, güvenilir bir neşeyi hedefliyordu. O, hayatın özünde zalimce olduğunu baştan kabul ediyor ama tıpkı yaz mevsiminin son gününden keyif alma konusunda usta bir İngiliz ya da idam mangasıyla karşılaşmadan evvel son yemeğinin tadına varan bir idam mahkumu gibi, karşısına çıkabilecek neşeli detaylarla daha hayat dolu bir biçimde ilişki kurmasına yardımcı olması için bu ümitsizlikten faydalanıyordu.

Neşeli Ümitsizlik becerisini kazandığımızda haz konusunda bir dizi yeni olasılık bize kapılarını açar. Arada sırada biri söylemek istediğimiz birkaç şeyi anladığında, bizi seviyor göründüğünde ya da bize birlikte yatağa gitmeyi teklif ettiğinde hayrete düşer ve duygulanırız. Bedenimizin henüz paramparça olmadığı ya da kötü huylu hücrelere yol vermediği gerçeğine inanmakta güçlük çeker ama bundan tat alırız.  Herkesin başkalarını öldürmek ya da incitmek gibi planları olmadığını şaşkınlıkla not ederiz. Sahip olduğumuz zoraki ama gerçek fırsatlardan mümkün olan en iyi şekilde yararlanırız. Kaçınılmaz olan tüm gerçekleri göz önüne alan insanlara özgü bir neşenin tadına varırız.

****

Duygusallık akımıyla karşılaştırıldığında Neşeli Ümitsizliğin daha karmaşık ve çekilir ruhuna sahip gibi görünen tablolar vardır.

neseli umitsizlik 11

Vincent Van Gogh, Almond Blossom (1890)

 

Vincent Van Gogh acıya dair bilinebilecek her şeyi biliyordu ama bu, doğanın gelip geçici güzelliğiyle ilişki kurmaktan onu alıkoymadı; aksine bunun için ona cesaret verdi. Onun tomurcuklanan ağaçları, çiçekleri, elmaları, portakalları ve gün batımlarını yorumlayış biçimi dehşete dair bilinçdışı bir bilgiyle aşılanmış gibidir ama aynı zamanda kararlılıkla, inatla, mest olmuşçasına aydınlığa adanmıştır. Onun tabloları, ümitsizliğin tüm sebeplerinin farkında olan, acının her yerde karşımıza çıkacağını anlayan ama bunun için zarafet dolu tüm anlara şevkle tutunan bir neşeyi ifade ederler.

Bu neşeli başkaldırı ümitsizliğe cesurca kafa tutar: trajik gerçeklere başkaldırır. Velazquez’in ölmekte olan İsa’yı yorumlayış biçimindeki tanıdık kederi, Monty Python’un Brian’ın Yaşamı filminde Kudüs’ün dışındaki tepelerde ölürken şarkı söyleyen (sözde) Mesih’in arsız cesaret gösterisiyle karşılaştırabiliriz. Komik bir tutumun sefaleti inkar etmesi gerekmez: yalnızca onunla çok daha farklı bir ilişki kurmakta ısrar eder.

neseli umitsizlik 13neseli umitsizlik 12

Monty Python, The Life of Brian: ‘Life’s a piece of shit, when you look at it’

 

En iyi sanat ve buna bağlı olarak da en iyi hayat her şeyin mükemmel olmasına ihtiyaç duymayandır.  Zalimliklerin arasında iyi olan şeyleri aramaya kendini adamıştır ve bulduğunda onu bizden saklamayacaktır. Bir manzarayı betimlemenin iki farklı yolunu düşünün: Hollanda Turizm Kurulu Hollanda kırsalını pazarlamaktan ve ziyaretçileri oraya çekmekten sorumludur. Eskiden kalma kanalları çevreleyen yel değirmenleri ile bankların kenarlarında açmış çiçeklerin ve tümüyle güneşli bir gökyüzünün fotoğraflarını kullanırlar.

neseli umitsizlik 14

Hollanda ancak yılın bir ya da iki gününde, özellikle Leiden’da Temmuz sonunda, bir ya da iki yerde tam olarak yukarıda tarif edildiği gibidir. Hollanda kırsalının, Turizm Kurulunun söz etmediği pek çok başka tipik özelliği daha vardır: hava neredeyse her zaman kapalıdır, bir tek çiçek bile göremeyeceğiniz pek çok yer vardır, çoğu zaman yağmurludur ve ortalıkta her zaman bir hayli çamur vardır.

Kulağa ürkütücü geliyor olabilir ama öyle olmak zorunda değil: Hollanda’nın en iyi ressamlarından olan 17. yüzyıl sanatçısı Jacob van Ruisdael bunu anlamıştı. Van Ruisdael Hollanda kırsalına bayılırdı, orada mümkün olduğunca çok vakit geçirdi ve kırsala dair sevdiği şeyleri herkesle paylaşmak konusunda çok istekliydi. Fakat özel (ve gerçeği temsil etmeyen) bir mekanı özenle seçmek ve parlak bir güneşi beklemek yerine utanıp sıkılmadan karmaşık gerçekle ilişki kurdu.

neseli umitsizlik 15

Jacob van Ruisdael, The Windmill at Wijk bij Duurstede (1670)

Onun tabloları gerçekliğin hatalı ama kalıcı ve zaman zaman da güzel olan doğasıyla yapılan bir uzlaşmayı ortaya koyar. Van Ruisdael, fırtınalı gökyüzünün büyüleyici karakteristik hareketlerini çalışmak için bulutlu günlerin güzelliğini bir fırsata çevirmiştir. Grinin sonsuz sayıdaki tonlarını hissetmiş, dalgalanan, karanlık, yağmur dolu bulutların önünde sürüklenen kabarık, beyaz, aydınlık bir lekenin ne kadar sık görülebileceğine dikkat çekmiştir. Her yerde çamur olduğunu ya da nehrin ve kanaldaki bankların çoğunlukla oldukça kirli olduğunu inkar etmemiştir. Kısmi bir güzelliği fark etmiş ve onu bir ürüne çevirmiştir.

Hepimiz mükemmelden daha azıyla ve hayatın kendisiyle barışma yetisine sahibiz ancak bunun için beklentilerimiz doğru biçimde düzeltilmeli, çalıların ve dikenlerin arasında iyi olan şeyleri fark edebilmeli ve doğru biçimde değerlendirebilmeliyiz. Japon çömlekçiliği, Zen felsefesinin etkisi altında bu yönde önemli hamleler yapmıştır.

neseli umitsizlik 16

 

15. yüzyılda, Zen filozofları hasar görmüş çömleklerin, fincanların ve çanakların görmezden gelinmemesi ve çöpe atılmaması gerektiği görüşünü geliştirdiler. Onlar bizim saygımızı ve ilgimizi çekmeye devam etmeli, bunun için de muazzam bir özenle onarılmalıydılar. Bu onarım süreci, hayatın kusurları ve acılarıyla uzlaşmayı sembolize eder.

Bu seramik onarımı geleneğine verilen isim kintsugi (Kin = altın, tsugi = birleştirme) idi; sözlük anlamı ile ‘altınla birleştirmek’ demekti. Yanlışlıkla parçalanmış bir çömleğin kırık parçaları özenle toplanır, yeniden bir araya getirilir ve cila ile karıştırılmış çok pahalı bir altın tozu ile birbirine yapıştırılır. Hasarı gizlemek gibi duygusal bir çaba yoktu, asıl amaç kırıkları birleştiren çizgileri güzel ve güçlü kılmaktı. Kıymetli altın damarlar, kırıkların kendi içlerinde bir değeri olduğunu vurgulamak için oradalardı.

neseli umitsizlik 17

Kintsuginin büyük öncülerinden biri olan, Sen no Rikyu tarafından anlatılan bir hikaye vardı. (1522-99). Rikyu Güney Japonya’ya yaptığı bir yolculuk sırasında bir akşam yemeğine davet edilmişti. Ev sahibi onun Çin’den satın aldığı detaylarla bezeli ve pahalı antik bir demliğe hayran kalacağını düşünüyordu. Oysa Rikyu bu nesneyi fark etmiş gibi görünmüyordu ve bunun yerine vaktin, sohbet ederek ve dışarıda rüzgarda salınan bir dala hayran kalarak geçirmişti. Hayalleri yıkılmış olan ev sahibi bu ilgisizlik karşısında, Rikyu gider gitmez ümitsizlikle demliği paramparça etmiş ve odayı terk etmişti. Fakat diğer misafirler akıllı davranarak parçaları topladılar ve kintsugi ile bir araya getirdiler. Rikyu ikinci sefer ziyarete geldiğinde onarılmış demliğe döndü ve bilen bir gülümsemeyle şöyle dedi: ‘’İşte şimdi muhteşem olmuş.’

****

Neşeli kalabilme yetimiz medya yüzünden durmadan test edilmektedir. Medya berbat bir normallik algısı sunar; insanlık durmadan tecavüz, kıyım, savaş içindedir ve köpek balıklarına yem olmaktadır.

Ayrıca endişe halinde olmayı iyi bir insan olmakla ilişkilendirmeye başladık. Oysa bu ilişkiyi yeniden gözden geçirmemiz gerek. Çoğu durumda, haberlerde duyduklarımız bizim mücadelelerimiz değildir. Büyük çerçevede bakıldığında çok küçük olsalar da bizim bağlamımızda çok büyük önemi olan konularda bize ihtiyaç vardır.

neseli umitsizlik 18

Bizim hayatlarımızdan çok uzakta olan ve hiçbir şey yapamayacağımız şeyler hakkındaki ürkütücü bilgi seli ile başa çıkması gereken ilk nesillerden biri olduğumuzu fark ederek bazı akıl hastalığı türlerini haberlere karşı bir kayıtsızlıkla ilişkilendiriyoruz. Tarihin büyük bir kısmında başka bir yerde neler olduğuna dair bir bilgiye rastlamak oldukça zordu. Muhtemelen umursamazdınız da. İskoçya’da bir çiftçi olsaydınız Osmanlı İmparatorluğunda bir güç mücadelesinin filizlendiğini öğrenmek ne fark ederdi? Avustralya’da yaşayan bir aborijin olsaydınız Peru’daki bir depremi öğrenmek sizin için bir şey değiştirir miydi?

Bugünlerde, her zaman bir şeylerle ilgilenmemiz, her zaman üzgün, endişeli ya da öfkeli olmamız bekleniyor. Bizim haber olarak her an erişebildiğimiz şeyler aslında yalnızca ulusal meselelerin merkezinde, büyük kararlar alan birkaç tane insanın ihtiyaç duyduğu bilgilerdir. Haberlerin sunuluşunda zamanlamanın önemli olduğunu duyuyoruz; bu konuda bir şeyler yapabilecek özneler olsaydık bu doğru olurdu. Eğer en son güncellemeyi duymadıysanız berbat bir gaf yapabileceğiniz ya da harika bir fırsatı kaçırabileceğiniz düşünülüyor.

İletişim kolaylığı ve cömert bir demokratik dürtü, bilginin aslında karar mercileri için tasarlandığı, şimdi ise medya aracılığıyla çok büyük sayıda insana düzenli olarak iletildiği anlamına gelir. Sanki bir bakanın masasına bırakılması gereken en son haberleri içeren bir dosya kaza eseri yanlış adrese iletilmiş ve Pitlochry’deki bir elektrikçinin ya da Colchester’daki bir kütüphane görevlisinin kahvaltı masasına bırakılmış gibidir. Fakat kütüphane görevlisi ve elektrikçi gayet makul bir biçimde bunu geri çevirir ve kibarca bu bilgiyle hiçbir şey yapamayacaklarına ve dosyaların onlara gelmesinde kesinlikle bir hata olduğuna işaret ederlerdi. Oysa bugün öyle demiyorlar ama bu yalnızca alışkanlık gözlerimizi bu olgunun tuhaflığına kapattığı için böyledir.

Haberler bize her gün hem bazı insanlar için ilginç olan hem de bizimle ilgisi olmayan şeyler sunuyorlar. Birinin Pakistan’daki politik reforma dair görüşler hakkında oldukça aydınlatıcı bir makale okuması, Pakistan’ın yeni bir fabrika açmak için iyi bir yer olup olmayacağını öğrenerek daha iyi bir karar vermesi anlamına gelir. Ya da kabinedeki gerilimlerin sanıldığından daha ciddi olduğuna dair haberler olabilir. Yani eğer lider olmak için teklif sunacaksanız, bunun iyi bir zamanlama olup olmadığını anlamak için bunları okuyabilirsiniz. Peki aksi halde…?

Modern haberler fikri hoşnut edici ve onur verici bir şey. Buna karşın oldukça tuhaf. Gerçekten nasıl kullanacağımızı bilmediğimiz bilgileri alıp duruyoruz. Bazen gerçekten ıstırap çekmemize şaşırmamak ve nedenini merak etmemek gerek. Bizim suçumuz değil.

Haberler kıskançtır. Sizi özel bir amaç duygusundan uzaklaştırmak ister. Hükümetin ne yaptığına, çevrede neler olup bittiğine ya da savaşın yıktığı bir ülkedeki olaylara hiç kimsenin dikkat etmemesi tehlikeli olurdu. Fakat haber makinesi herkesin dikkatini vermesini istediği anda söylenen her şeyle ilgilenmemizin talep edilmesi de doğru değildir.

Hatta dikkatleri anlık akımlara kapılmayan ve herkesle aynı yöne bakmayan insanlara fena halde ihtiyacımız vardır. Ufkun daha az tanıdık gelen yanlarını izleyen insanlara gerek duyarız. Büyük manşet haberlerine kayıtsız kalmak saygısızlık olabilir. Ama aynı zamanda derin bir özgünlüğün işareti de olabilir. Bazı hikayelerle ilgilenmeme olgusuna daha temkinli bir saygıyla yaklaşalım.

Kendi iç rahatlığımızı dünyanın genel gidişatından ve insanlığın genel mutluluğundan ayırmaya ihtiyacımız olabilir.

****

Bir insanın Neşeli Ümitsizlik becerisine en başından beri sahip olabileceğini düşünmek zordur. Doğası gereği yalnızca deneyim ve eğitim yoluyla gelişen bir tutum gibi görünür. Eğer işler bizim için oldukça iyi gitmişse hayata kendiliğinden gelişen bir iyimserlikle başlamamız, yetişkinliğin bize anlayış, saygı ve güvenliğe sahip olma şansını sunacağına inanmamız daha olasıdır. Fakat ergenliğe eriştiğimiz zaman, ya da en geç orta yaşlarda gerçeklikle ve acıyla karşılaşmamış olmamız neredeyse imkansızdır. Bu noktada anlaşılır bir şekilde dünyaya tümüyle sırtımızı dönebilir ve bir seferinde gözyaşlarıyla bir varili doldurduğu söylenen Heraclitus kadar ağlayabiliriz. Terk edilmiş ve ihanete uğramış halde olan ruhlarımız bir Japon çömleğinin parçaları gibi kırık dökük bir hale gelmiş olabilir. Fakat bu durumda kalmamalıyız. Neşeli Ümitsizliğin büyük peygamberlerinin bildiği gibi bizim asıl gayemiz saflığın ya da bunalımın ötesinde bir duruma, ne saflıktan sakınacağımız ne de dehşeti inkar edeceğimiz, arka plandaki ümitsizliğin tümüyle farkında olduğumuz için çiçeklerin, gün ışığının göründüğü kısacık bir anın ya da bir partinin sıcaklığının bizim için özel bir değere sahip olduğu bir duruma ulaşmaktır.

Umutsuzluğu unutmadan, hayatın üzerimize yüklemekle mükellef olduğu neşe ve sefaletten oluşan karmaşaya katlanmaya hata bazen de ondan keyif almaya kendimizi adama cesaretini gösterebiliriz.

****

Yukarıdaki dersleri pratiğe döktüğümüzde kulağa tuhaf gelse de, bilge bir insan olma şansıyla karşılaşırız. Kullanılan en heybetli ve en tuhaf kelimelerden biridir bu. O kadar azametlidir ki örneğin kültürlü olmak ya da nazik olmak gibi insanın ulaşmak için bilinçli olarak çabalayabileceği bir mertebe gibi görünmez. Başkaları size bilge olduğunuz konusunda iltifat edebilir ama bu asla sizin olduğunuzu ilan edebileceğiniz bir şey değildir.

Durağan bir bilgelik durumuna ulaşmak imkansız olsa da,  bir gaye olarak bilgelik, itibarının iade edilmesini ve insanın barındırabileceği diğer, daha tipik gayeler arasındaki yerini almayı hak ediyor.

neseli umitsizlik 19

Bilgeliğin kumaşı pek çok faklı iplikle dokunmuştur:

GERCEKCİLİK

Bilge insanlar her şeyden önce hayatın zorlukları konusunda ‘gerçekçidirler.’ Umut yoksunu değildirler (bu başlı başına akılsızca olurdu) ama her projede, örneğin çocuk yetiştirmede, bir iş kurmada, aileyle makul bir hafta sonu geçirmede, ulusunu değiştirmede, aşık olmada var olan ve kaçınılmaz olan karmaşanın bilincindedirler. Zor bir şeye kalkışıldığını bilmek bilge insanı azimden mahrum bırakmaz hatta yoluna mutlaka çıkacak olan sorunlara karşı onu daha sarsılmaz, daha sakin ve paniğe karşı daha dirençli kılar.

MİNNETTARLIK

Pek çok şeyin ters gidebileceğinin ve gittiğinin farkında olan bilge insanlar genellikle büyük planları olan insanların aceleyle yanından geçip gittiği sakinlik ve güzellik dolu anların tümüyle farkındadırlar. Var oluşun tehlikelerini ve trajedilerini akılda tutarak olaysız, güneşli bir günden ya da bir tuğla duvardan biten çiçeklerden, bahçede oynayan üç yaşındaki bir çocuğun sevecenliğinden ya da birkaç arkadaşla şakalaşmaktan keyif alabilirler. Duygusal ya da saf oldukları için değil bilhassa tam tersi söz konusu olduğu için: her şeyin ne kadar zorlaşabileceğini gördükleri ve bu yüzden ne zaman ve nerede ortaya çıkarsa çıksın huzurlu ve tatlı olan her şeyi değerli görmeyi bildikleri için.

 neseli umitsizlik 20

 

AKILSIZLIK

Bilge kişi, tüm insanların, kendileri de dahil bütünüyle akılsızlığa gömüldüklerini bilir: insanların mantıksız arzuları ve erişilemez hırsları vardır, pek çok şeyin farkında değildirler, ruh halleri inişli çıkışlıdır, her türlü hayale ve aldatmacaya açıktırlar ve her zaman cinselliklerinin tuhaf talepleri ile boğuşmak zorundadırlar. Bilge kişi olgunlaşmamış olmanın ve sapkınlığın, zeka ve ahlak gibi yetişkin özelliklerle birlikte var olmasından şaşkınlık duymaz. Bizim evrimini zar zor tamamlamış maymunlar olduğumuzu bilir. Hayatın en azından yarısının mantıksız olduğunun farkındadır; mümkün olan her fırsatta deliliği hesaba katmaya ve (istikrarlı biçimde) ortaya çıkan paniği yavaşlatmaya çalışır.

Bilge insan kendine gülme işini ciddiye alır. Yargılarını sınırlar, vardığı sonuçlara şüpheyle yaklaşır. Emin olduğu şeyler ise başkalarınınki kadar kırılgan değildir. İşlerin gitmesini istedikleri soylu hayal ile sonuçta meydana gelen çılgın gerçeklik arasındaki çatışmaya güler.

neseli umitsizlik 21

NEZAKET

Bilge insanlar toplumsal ilişkiler, özellikle insanların fikirlerini değiştirmenin ve yaşamlarında bir etki yaratmanın zorluğu konusunda gerçekçidirler.

Bu yüzden insanlara düşündüklerini açık sözlülükle söyleme konusunda ketum davranırlar. Başka insanlarla konuşurken kendini sansürlemenin çoğunlukla faydalı olduğunu sezerler. Her şeyden öte insanlar arasındaki ilişkilerin iyi olmasını isterler, bu tümüyle otantik davranmamak anlamına gelse bile. Bu yüzden karşıt politik görüşe ikan olmuş biriyle otururken onları dönüştürmeye çalışmayacaklardır; ülkeyi iyileştirmek, çocuklarını eğitmek ya da kişisel hayatlarını yönlendirmek konusunda yanlış bir plandan söz eden birine karşı dillerini tutacaklardır. Başkalarının gözünden her şeyin çok farklı görünebileceğinin farkına varacak ve insanları ayıran şeylerdense ortak noktaları arayacaklardır.

 neseli umitsizlik 22

KENDİNİ KABUL ETMEK

Bilge insanlar ideal koşullarda olmak istedikleri kişiyle gerçekte oldukları kişi arasındaki derin uçurumla barışıktırlar. Budalalıkları, kusurları, çirkinlikleri, sınırları ve eksiklikleriyle uzlaşmışlardır. Kendilerinden utanmazlar ve bu yüzden başkalarına yalan söylemek ya da gerçeği gizlemek zorunda kalmazlar. Kendini beğenmeden ve kibir duymadan, yakınlarına kendi nevrozlarının ve hatalarının doğru bir haritasını ve neden zor insanlar (ve dolayısıyla iyi dostlar) olduklarına dair nedenleri sunabilirler.

neseli umitsizlik 23

AFFEDİCİLİK

Bilge insanlar başka insanlar konusunda gerçekçidirler. Herkesin kendi tutkularının peşinden gitmek için olağanüstü bir baskı altında olduğunu fark ederler. Bu, onların fazlaca ‘kaba’ davranıyor ve kasıtlı olarak kötülük ediyor gibi görünmelerine sebep olabilir. Bilge insanlar pek çok kişinin isteyerek incitmediğini bilir. Bu aslında kısıtlı kaynakların olduğu bir dünyada rekabet halindeki egoların durmadan çatışmasının bir ürünüdür. Bu yüzden bilge insanlar öfkelenme ve yargılama konusunda acele etmezler. Başkalarının zihinlerinde neler olup bittiğine dair en kötü sonuçları çıkarmazlar. Herkesin hayatının çok zor olduğunu, hepsinin hüsrana uğramış hedeflerle, hayal kırıklıklarıyla ve özlemlerde dolu olduğunu hissederek affetmeye daha hazır olurlar. Bilge insanlar insanların altında oldukları baskıya saygı duyarlar. Elbette bağırdılar, kaba davrandılar, elbette yanlış yoldan gitmek istediler… Bilge insanlar başkalarının kötü davranma sebeplerine cömertlikle yaklaşırlar. Başkalarının saldırganlıklarından ve kabalıklarından daha az yara alırlar çünkü bunların nereden geldiğini sezerler: incinen bir yerden.

 neseli umitsizlik 24

DAYANIKLILIK

Bilge insanların kurtulabilecekleri şeyler konusunda sezgileri sağlamdır. Çok fazla şeyin ters gidebileceğini ve buna rağmen hayatın çekilir kalacağını bilirler.  Bilge olmayan kişiler iç huzurun sınırlarını çok yukarı çekerler: bu yüzden onların iç huzuru şöhreti, parayı, kişisel ilişkileri, popülerliği, sağlığı kapsar ve bunlara bağımlıdır. Bilge kişi tüm bunların iyi yanlarını görür ama çok geçmeden, kaderin seçtiği bir zamanda bu sınırları tekrar aşağı çekip daha sınırlı bir alanda iç huzuru bulması gerekebileceğini de bilir.

KISKANÇLIK

Bilge kişiler tembel bir şekilde kıskançlık etmezler: gerçekten istedikleri şeylerin pek çoğuna sahip olmamaları için iyi sebepler olduğunun farkındadırlar. Zenginlere ya da yıldızlara bakarlar ve neden o seviyeye gelemediklerini doğru biçimde kavrarlar. Bu, adaletsiz bir tesadüf gibi görünse de aslında bazı mantıksal temelleri vardır: o kadar çok çalışmamışlardır, o motivasyona ya da zihinsel kapasiteye sahip değillerdir…

neseli umitsizlik 25

 

Aynı zamanda bilge insanlar bazı yazgıların sırf tesadüf eseri şekillendiğini de bilirler. Bazı insanlar rastgele terfi edilir. Aslında o kadar da hak etmeyen şirketler birden büyüyebilir. Bazı insanlar daha iyi anne-babaya sahiptir. Kazananlar her zaman soylu ve iyi değillerdir. Bilge insanlar şansın rolüne saygı duyarlar ve sonuçta istediklerini elde edemedikleri noktalarda kendilerini lanetlemezler.

Bilge insanlar kazanmanın ve başarmanın sonuçları konusunda daha gerçekçidirler. Kazanmayı onlar da başka herkes kadar isterler ama sonuç ne olursa olsun pek çok temel şeyin değişmeden kalacağının farkındadırlar. Bizim için mümkün olan dönüşümleri abartmazlar. İşimiz ne olursa olsun ya da ne kadar maddi varlığa sahip olursak olalım kişiliklerimizdeki bazı temel dinamiklere fazlaca bağlı kaldığımızı bilirler. Bu hem (başaranlar için) ikaz edici hem de (başarmayanlar için) umut vericidir. Bilge insanlar, tüketime dayalı modern kapitalizm tarafından fazlaca vurgulanan şu iki kategori arasındaki devamlılığı görürler: “başarı” ve “başarısızlık”.

PİŞMANLIKLAR

Hırslarla dolu çağımızda kusursuz bir hayat sürme hayalleriyle başlamak yaygındır oysa insan yalnızca aşkta ve işte büyük kararları doğru almayı umut edebilir.

Bilge insanlar lekesiz bir hayat kurmanın imkansız olduğunun farkındadırlar; insan birçok alanda oldukça büyük ve tümüyle telafisi olmayan bazı hatalar yapacaktır. Mükemmeliyetçilik kötü bir yanılsamadır. Pişmanlık kaçınılmazdır.

Fakat hata yapmanın türler arasında yaygın olduğunu gördüğümüzde daha az pişmanlık duyarız. Bir başkasının hayat öyküsüne, orada yer etmiş yıkıcı hataları görmeden bakamayız. Bu hatalar tesadüfi değil yapısaldır; bu hataları yaparız çünkü zamana duyarlı durumlarda seçim yapmamız için gereken bilgiye sahip değilizdir. Hepimiz bu hayatta gözlerimiz bağlı ilerleriz.

neseli umitsizlik 26

SAKİNLİK

Bilge insanlar kıyametin her zaman köşe başında beklediğini bilirler ve onun yaklaştığını hisseder ve korkarlar. Bu yüzden doğa sakinleşmek için çok iyi bir güvencedir. Sakin bir akşam bir başarı gibi hissettirir. Kaygısız geçen bir gün kutlanmayı hak eder. Bu insanlar can sıkıntısından korkmazlar. Çünkü çok daha kötüsü olabilir ve olacaktır da…

 

****

Bilgeliğe dair her şeyi bilmek elbette bilgeliği uygulayabilmeyi garanti etmez. Antik Yunanlar ‘iradenin zayıflığı’ olarak tercüme edilebilecek akrasia kavramıyla çok ilgilidirler. Bu kavram bir düşünceyi bildiğimiz ama bu düşüncenin zihinlerimizde etkin olmadığı durumlar için kullanılır. Etkin hale gelebilmesi için düşünceleri bilmemiz yetmez, onları ritüel haline getirmemiz de gerekir.

Ritüel kelimesi bize taç giyme töreni gibi kadim törenleri ya da tarikat toplantılarını çağrıştırıyor olabilir. Oysa özüne indiğimizde bir ritüelin amacı, bizi değerli bir zihniyete kavuşturmak için bir dizi eylemi ve tutumu şart koşmaktır. Bu, tıpkı bir yemek tarifi gibi, dikkatlice izlediğinizde belirli sonuçlar doğuracak bir kurallar bütünüdür. Tabi, bu sonuçlar bir kase su teresi çorbası ya da krem brule değil, artmış bir farkındalık ortaya çıkarırlar. Bir yemek tarifinin aksine ritüeller genellikle belirli bir eylemi ne zaman yapmanız gerektiğine dair talimatlar içerir. Yemek tarifleri bu kararı bize bırakır, canınız risotto çektiyse yaparsınız. Fakat ritüeller ne zaman yapmanız gerektiğine dair yönlendirmelerle gelir: Doğumunuzdan sonraki her 365 günde bir, dolunay çıktığında, kiraz ya da erik ağaçları çiçek açtığında (Japonya’da doğanın dönüşümünü takdir etmeye adanmış ritüel halinde yapılan Hanami piknikleri gibi)… Ritüelin bir tarihi olur; ajandanızda kültürünüz tarafından belirlenmiş bir yeri vardır. Ritüel haklı olarak belirli bir hazzın peşinden giderek bu önemli günü unutmamızdan endişelenir, bu yüzden kendini hatırlatması gerekir.

neseli umitsizlik 27

Genellikle bir ritüelin detayları uzun bir süreçte bilenmiş ve arıtılmıştır. İnsanlar yaptıkları şeyden en iyi sonucu elde etmenin yolları hakkında uzun uzun düşünmüşlerdir. Ritüeller genellikle bizi oldukça belirli düşünce ve eylem örüntülerine davet ederler. Örneğin, New Mexico’daki Jicarilla Apache ergenliğe giren kızlar için birkaç gün süren kutlamalar yapar. Kızlar belirli kostümler giymeli ve hayranlık uyandırıcı bir dizi özelliği ön plana almak için yazılmış belirli hikayelere ve şarkılara dikkat etmelidirler. Ritüelin oldukça yüksek hedefleri vardır çünkü genç kızların kendilerine ve toplumdaki konumlarına bakışını değiştirmeyi hedefler.

Kurallara dair bu yaklaşım, hoş tesadüfler ve talihin rast gitmesi fikirlerinden oluşan Romantik idealin yeniden gözden geçirilmesidir. Bunlar her zaman kötü fikirler değillerdir. Fakat bizim ihtiyaç duyduğumuz tek şablon da bunlar değildir. Bir tek bu fikirleri izlediğimiz takdirde pek çok güzel şey gerçekleşemeyecek ya da ancak nadiren gerçekleşebilecektir.

 

 

Recent entries