Neden Mutlu Son Yoktur?

Çoğumuz, her şeyden çok ‘güvende olmayı’ isteriz. Güvenliğe dair umutlarımızı bir dizi hedefe bağlarız: mutlu bir ilişki, bir ev, çocuklar, iyi bir meslek, itibar, belirli miktarda para… Bunlara sahip olduğumuzda en sonunda huzura kavuşacağımıza tutkuyla inanırız. Naif çocuk edebiyatında kullanılan ‘mutlu son’ ifadesiyle alay etsek de pratikte biz de bir gün ufkun ötesinde bir yerde huzurun, refahın ve güvenliğin olduğu bir duruma ulaşabilecekmişiz gibi yaşarız.

 mutlu son 1

Bu yüzden de ‘mutlu son’un neden doğası gereği bu kadar imkansız olması gerektiğini anlamak için çabalamaya değer. Bu, asla iyi bir ilişkimiz, bir evimiz ya da emekli maaşımız olmayacağı anlamına gelmez. Tüm bunlara ve daha fazlasına sahip olabiliriz. Ancak bunlar, kendilerinden umduğumuz şeyleri bize veremeyecektir. Nazik ve ilgili bir partnerin kollarında olsak da endişemiz sürer; full-ankastre bir mutfağımız olsa da üzgün hissetmeye devam ederiz; gelirimiz ne olursa olsun korkularımızdan kurtulamayız. Kulağa inanılmaz gelse de – özellikle de tüm bu hedeflere ulaşmaktan bu kadar uzaktayken – insan olmanın ürkütücü gerçekleriyle samimi bir şekilde uzlaşmak için bu temel hakikate güvenmeliyiz.

Asla gerçekten güvende hissedemeyiz çünkü hayatta olduğumuz sürece, tehlikeye karşı uyanık ve bir açıdan da tehlike altında olacağız. Tümüyle güvende olan insanlar yalnızca ölülerdir; tümüyle huzur içinde olabilecekler ancak toprağın altındakilerdir; mezarlıklar kesinlikle etrafımızdaki en sakin yerlerdir.

Bu gerçeği ve hayatımızda kaygıların asla sonunun gelmeyeceğini kabul etmenin soylu bir yanı vardır. Hem mutlu bir son nokta arzumuzun yoğunluğunun farkına varmamız hem de bunu neden elde edemeyeceğimize dair köklü sebepleri fark etmemiz gerekir.

‘Varış Yanılgısı’ndan, yani artık acı çekmeyeceğimiz, bir şeyleri arzulamayacağımız ve korkmayacağımız istikrarlı bir konumun, bir varış noktasının var olduğuna dair inancımızdan vazgeçmeliyiz.

 mutlu son 2

Böyle bir varış noktası olması gerektiği inancı çocuklukta, bazı oyuncaklara sahip olma özlemi ile başlar; sonra varış noktası aşka ya da kariyere evrilir. Diğer popüler varış noktaları arasında Çocuklar ve Aile, Şöhret, Emeklilik ya da (hatta) Romanım Yayınlandıktan Sonra yer alır.

Bu varış noktaları gerçekten de vardır. Fakat bunlar durup dinlenebileceğimiz, tam anlamıyla güvende hissedip bir daha asla gitmek istemeyeceğimiz yerler değildir. Bu alanlardan hiçbiri bize tam olarak vardığımız hissiniz veremez. Tehlikeleri ve yeni huzursuzlukları keşfetmemiz uzun sürmeyecektir.

Bu konuda yapabileceğimiz şeylerden biri, yanlış şeyleri arzuluyor olabileceğimizi, başka bir yere bakmamız, belki de daha özel ya da yüce gönüllü bir şeyi aramamız gerektiğini düşünmektir: felsefe ya da güzellik, toplum ya da sanat.

Oysa bu yalnızca aldatıcıdır. Hedeflerimizin ne olduğu önemli değildir: zaten asla yetmeyeceklerdir. Hayat bir kaygıyı ve bir arzuyu bir diğeriyle değiştirme sürecinden ibarettir. Hiçbir hedef bizi yeni hedefler aramaktan kurtarmaz. Hayatımızda istikrarlı olan tek bir unsur vardır; o da arzudur: yani yolculuğumuzdaki tek varış noktası.

Varış yanılgısını tümüyle kabul etmenin olası sonuçları nelerdir? Hala arzularımız olsa da onları gerçekleştirdiğimizde neler olabileceği konusuna ironik bir mesafe ile yaklaşırız. Kaşıntının er ya da geç yeniden başlayacağını biliriz. Varış yanılgısını bildiğimizde bu ilüzyona kapılsak bile en azından bu gerçeğin farkında oluruz. Başkalarının mücadelesini izlediğimizde bir miktar daha az kıskanırız. Bazı başkaları ‘oraya’ ulaşmış gibi görünebilir. Oysa biz onların hala zenginlerin köşklerini ve CEO’ların takım elbiselerini arzuladıklarını biliriz.

 mutluson 3

Dikkatimizi daha ziyade yolculuğa vermeliyiz: pencereden dışarı bakıp elimizden geldiğince manzarayı takdir etmeliyiz. Ancak bunun neden yalnızca kısmi bir çözüm olacağını da anlamalıyız. Arzu çok güçlü bir duygudur. Elimizden gelen en büyük bilgelik gerçek bilgeliğe ulaşmanın mümkün olmadığını bilmek ve kendi deliliğimizi en azından birazcık da görebildiğimiz için kendimizle gurur duymaktır.

Belirli kaygıların asla son bulmayacağını ve asla tümüyle sakin olamayacağımızı sakinlikle kabul edebiliriz. Hedefimiz kaygıyı kafamızdan atmak değil onu yönetmeyi ve onunla yaşamayı öğrenmek, kendi kaygılı halimize kalpten bir kahkaha atabilmek olmalıdır.

 

 

Recent entries