Evlerimizi Yuvaya Dönüstürmeye Neden İhtiyacimiz Var?

Hayattaki en anlamlı uğralarımızdan biri evlerimizi kendimiz için bir yuva haline getirmektir. Yıllar süren çabalarla, titizlikle ve yılmadan hoşumuza giden mobilyaları, çanak çömleği, resimleri, halıları, yastıkları, vazoları, büfeleri, muslukları, kapı kollarını ve başka pek çok şeyi yuva ismiyle kutsayacağımız yeri oluşturacak bir kompozisyon haline getiririz. Odalarımızı tasarlarken belki müzelerde veya sanat galerilerinde bile olmadığımız kadar estetikle haşır neşir oluruz. Bir resmin yarattığı atmosfer üzerine kafa yorar, duvardaki renkler arasındaki ilişkiyi inceler, bir koltuğun arka tarafındaki rengin sonucu ne kadar değiştirebildiğini fark eder ve hangi kitapların daha fazla dikkat çekmeyi hak ettiğine karar veririz.

Evlerimizin vakit geçirdiğimiz en çekici ve en gösterişli mekan olması gerekmez. Her zaman bizim evimizden çok daha etkileyici oteller ya da kamusal alanlar olacaktır. Ancak uzun süre seyahat ettikten, pek çok gecemizi otel odalarında ya da arkadaşlarımızın evlerinde yabancı yataklarda geçirdikten sonra kendi eşyalarımıza dönmek için çok kuvvetli bir istek, fiziksel rahatlıkla pek de ilgisi olmayan bir ihtiyaç duyarız. Kim olduğumuzu hatırlamak için eve dönmemiz gerekir.

neden yuvaya ihtiyacmz var 1 

 

Evlerimizin anımsatıcı bir işlevi vardır ve genellikle, kendimizi hatırlamamıza yardımcı olurlar. Kimliği eşyayla ilişkilendirmeye dair bu ihtiyacı din tarihinde de bulabiliriz. İnsanlar müthiş bir özen ve yaratıcılıkla tanrıları için evler yaratmaya çok uzun yıllar önce başladılar. Tanrılarının herhangi bir yerde, yabani doğada ya da diyelim ki bir otelde konaklamaya layık olmadığını düşündüler; mimari ve estetikle onların şahsiyetine cisim kazandıran özel mekanlara, tapınak-evlere ihtiyaç duyduklarına inandırlar.

Antik Yunanlar için Athena, bilgelik, mantık ve uyum tanrıçasıydı ve M.Ö. 420’de Akropolis’in yamaçlarında onun için yaptıkları yuvanın inşasını tamamladılar. Büyük bir yuva değildi bu, aşağı yukarı bir Amerikan mutfağın ölçülerindeydi ama müstesna bir şekilde Athena’nın kişiliğine uygun ve çok güzel bir evdi. Tapınak saygı uyandıran ama ulaşılamaz olmayan bir mekan oldu. Titizlikle dengelenmiş ve mantıklı bir mimarisi, sakinlik veren ama aynı zamanda harekete geçmeye hazır bir görüntüsü vardı. Yuvanın sakini Athena’yı ise hünerli ellerle kireç taşından bir heykelini yapmışlardı.

 neden yuvaya ihtiyacmz var 2

Yunanlar Athena’nın tapınak-yuvasına çok büyük bir özenle baktılar çünkü insan zihnini anlıyorlardı. Mimari olmadığında önem verdiğimiz şeyleri, hatta daha genel anlamda kim olduğumuzu hatırlamakta zorlanırız. Athena’nın zarafeti ve dengeyi temsil ettiğini sözcüklerle ifade etmek tek başına yeterli olmayacaktı. Bu düşünceyi sürekli zihnimizde tutmaya davet eden bir yapıya ihtiyaç vardı.

Evlerimiz de bizim tapınaklarımızdır. Tabi bu tür bir tapınak kavramı doğaüstü ya da büyüklenmeci bir nitelik taşımaz. Yuvalarımız, bizim için birer tapınaktır derken, insanların evimize gelip bize adaklar adayacağı bir ibadethaneyi kastetmeyiz. Tıpkı bir tapınak gibi, evimizin de bizim manevi değerlerimize ve erdemlerimize cisim verebilecek bir mekan olmasını isteriz.

Bir yuva yaratmak sıklıkla oldukça emek isteyen bir süreçtir çünkü kimliğimizi doğru şekilde yansıtabilecek nesneleri bulmamızı gerektirir. Belirli işlevleri yerine getirmek için ‘en doğru’ olduğunu düşündüğümüz eşyaları bulmak adına müthiş bir çaba gösteririz. Kim olduğumuzu en doğru şekilde anlattığına inandığımız eşyaları seçmek uğruna yüzlerce alternatifi reddetmemiz gerekir.

Bu konuda bu denli müşkülpesent davranırız çünkü eşyaların çok güçlü bir dili vardır. Aşağı yukarı aynı işi gören iki sandalye taban tabana zıt iki hayat görüşüne elçilik edebilirler.

neden yuvaya ihtiyacmz var 3
William Morris chair

20. yüzyılda yaşamış İsviçreli mimar Le Corbusier’nin tasarımı olan bir sandalye verimlilikten, geleceğe duyulan heyecandan, kuvvetli bir iradeden, nostaljiye karşı tahammülsüzlükten ve mantığa adanmışlıktan söz edecektir. Bir başkası, 19. yüzyılda yaşamış İngiliz tasarımcı William Morris tarafından yapılan bir sandalye ise sanayileşme öncesi dünyanın üstünlüğünden, geleneğin güzelliğinden, sabrın çekiciliğinden ve yerel olanın kudretinden söz edecektir. Bu sandalyelere göz gezdirirken belki tam olarak bu sözcükler akmaz zihnimizde ama bilinç düzeyinin tam eşiğinde bu tür eşyaların istikrarla ve durmaksızın dünyaya yaydığı mesajlara son derece açığız. 

Bir eşya, bize önemli gelen ama günlük yaşamımızda yeterli düzeyde sahip olmadığımız niteliklere hitap ettiğinde bize ‘doğru’ gelir. Arzu edilen nesne bizde var olan ama sağlam olmayan değerlere daha güvenle tutunabilmemizi sağlar; kimliğimize dair önemli temaları destekler ve teşvik eder. Biz günlük işlerimize bakarken evlerimizdeki en ufak eşyalar bile kulağımıza fısıldar, bizi yüreklendirir, bize anımsatır, bizi yatıştırır, bizi ikaz eder, bizi doğruya götürür. 

Hepimiz farklı şeyler duymayı istediğimiz ve farklı şeylere ihtiyaç duyduğumuz için bizi kendine çeken eşyalar da elbette farklı olacaktır. Güzellik algısının son derece öznel bir yanı vardır. Buna rağmen zevkler konusunda yaşadığımız çatışmalar ne sebepsiz ne de rastlantısaldır. Bizim için önemli ve faydalı olacak mesajlar, kişisel farklılıklarla yoğrulur; hayatımızda belirsiz ve tehdit altında olan her şey  bu mesajları etkiler.

Bir yuva inşa etme arayışı karmaşık benliklerimizi sadeleştirme ve organize etme ihtiyacıyla yakından ilişkilidir. Kim olduğumuzu zihnimizin içinde bilmek yetmez. Kimliğimizin çok farklı ama birbiriyle bağlantılı yanlarını saptayabilmek için daha elle tutulabilir, daha cismani ve duyulara hitap eden bir şeylere ihtiyaç duyarız. Bizi olduğumuz ve olmak istediğimiz kişiye yaklaştıracak sofra takımlarına, kitap raflarına, çamaşır dolaplarına ve berjerlere güvenmeye ihtiyaç duyarız. Bu şekilde, kimliğimizi bir çerçeve içine oturtmaya, benliğimizi çökmekten ve dağılmaktan korumaya çalışırız. Günlük hayatta etrafımızı kuşatan eşyalar, en özgün bağlarımızı ve değerlerimizi bize sessizce hatırlatırken Yuva, ruhumuzun içinde güvende hissedebileceği bir sığınağı ifade eder.

Recent entries