En Kisa Yolculuk: Sokagin Basina Dogru Bir Yürüyüs Yapmak

Her yürüyüş, bir bakıma, çıkabileceğimiz en küçük yolculuktur. Bir yürüyüşün tipik bir tatille olan ilişkisi bir bonzai ağacının bir ormanla olan ilişkisine benzetilebilir.

İster sokağın başına doğru yürümek için verdiğimiz sekiz dakikalık bir ara olsun, ister yakındaki bir parkta geçirdiğimiz birkaç dakika olsun, yürüyüş, her seyahatin en temel özelliklerini içinde barındıran bir gezintidir.

Bir yürüyüş yapma ihtiyacı, bir başka ülkeye çekip gitme isteğiyle aynı yerden doğar: zihinlerimizi kapatıp açma arzusundan. Bazen tek bir yerde kök salmak sorunlarımızı çözmemize engel olmaya başlar. Bilgisayar ekranına çok uzun süre bakmışızdır, hiçbir ilerleme kaydedemeden kendi içimizdeki aynı engellere takılıp durmuşuzdur, kendimiz için klostrofobik hale gelmişizdir.

en ksa yolculuk 1 

© gato-gato-gato/Flickr

Tam da bu yüzden Boğaz kenarındaki erguvanlar ve iki martıdan oluşan manzarayı görmeye ya da mahalledeki manav civarında gezinip o günkü portakalların tadını hayal edeceğimiz caddenin karmaşasına ihtiyaç duyarız. Zihinlerimizin daha iyi durumda olan kısmı yorulma ve verimsiz hale gelme alışkanlığına sahiptir. Aynı zamanda korkar da. Başa çıkmamız gereken en temel düşüncelerden bazıları oldukça rahatsız edicidir çünkü. Bir iç sansör mekanizması devreye girip, önemli ve ilginç olsa da huzurumuzu kaçırma ihtimali olan fikirlere doğru ilerleme kaydetmemize engel olur.

Yürümeye başladığımızda zihnimiz gardını düşürür. Çok fazla meşgul olması gerekmez; bir bahçe kenarındaki yolu takip etmekle ya da yan yana sıralanmış dükkanlara göz gezdirmekle meşgul oluruz yalnızca. Zihnimizin gerilerinde yarı yarıya şekillenmekte olan, hayatımızın amacının ne olduğuna ve bundan sonra ne yapmamız gerektiğine dair fikirler iç dünyamızdaki değişmez baskılarını sürdürürler; fakat şimdi onların bilinç düzeyine ulaşmasına engel olacak çok daha az şey vardır. Düşünmek zorunda olmadığımız için en sonunda özgürce ve cesaretle düşünmeye başlayabiliriz.

 en ksa yolculuk 2

© Abe Kleinfeld/Flickr

Hafif bir yürüyüşün ritmik hareketleri, bizi süregiden uğraşlarımızın tekdüzeliğinden ayırmaya yardım eder ve iç dünyamızdaki manzaranın seçtiğimiz alanlarında daha özgürce dolanmamıza olanak tanır. Çocukluk gibi, yakın zamanda gördüğümüz tuhaf bir rüya gibi, yıllardır görmediğimiz bir arkadaşımız ya da hep üstünde çalışacağımızı söylediğimiz büyük bir uğraş gibi teması kaybettiğimiz kimi konular dikkat alanımıza süzülürler. Fiziksel anlamda bir arpa boyu yol gitsek de zihnimizin içinde hektarlarca yol kat ederiz.

Kısa bir süre sonra, tekrar eve ya da ofise döndüğümüzde kimse bizi özlememiş hatta belki de yokluğumuzu bile fark etmemiş olabilir. Oysa biz belli belirsiz de olsa değişmişizdir: bu kısa yolculuktan önce olduğumuzdan bir miktar daha tamamlanmış, daha ileri görüşlü, cesur, daha yaratıcı biriyizdir artık.

 

 

Recent entries