Anda Kalamamak Üzerine

Hayat belirli şeyler hissetmek zorunda olduğumuz anlarla doludur. Bu beklenti biz daha küçük bir çocukken başlar: doğum günümüzse mutlu hissetmemiz gerekir. Babamız iki haftalığına şehir dışına gidecekse üzgün olmamız beklenir. Okul takımımız kupa aldıysa kutlama marşlarına eşlik etmek istememiz gerekir. Bu beklentiler yetişkinlikte de devam eder: cenazelerde çok üzgün olmamız, düğünlerde duygulanmamız ve umut dolmamız, ailelerimizin yanında heyecanlı ve duygulu olmamız, tatillerde umursamaz olmamız, biriyle yataktayken tamamen ve sadece eyleme ve hazza odaklanmamız gerekir.

Oysa gerçekte düşüncelerimiz dışarıda olanlarla nadiren uyum içindedir. Düşüncelerimiz uçuşur, sadık değildirler ve kurallara uymazlar. Belirli bir şey hissetmemiz gerektiğinde nadiren onu hissederiz. Duygularımız, hayatı ancak kötü tercüme edilmiş bir yabancı filmin geciken ve bozuk altyazıları kadar yakalayabilir.

Yine de bunun için birçok iyi sebebe sahibiz:

– Kalbimizde, belki başkalarına itiraf edemeyeceğimiz kadar çok zıtlık bir aradadır. Çok sevdiğimiz birine karşı aynı zamanda derin bir kırgınlık ve öfke duyuyor olabiliriz. Cenazelerde her zaman olması gerektiği kadar ağlayamamamız bu yüzden şaşırtıcı değildir.

– Hayatımıza devam edebilmek için sağlam bir gizleme becerisi ediniriz. Bilincimizden geçen bazı şeyleri hissetmemeyi ve fark etmemeyi öğrenmek zorunda kalırız. Özellikle de çok küçük yaşta çok fazla acıya maruz kalmış olanlarımız ara sıra hissizleşme sanatında ustalaşmıştır. Bu yüzden de kendimizi açmamız ve biraz kırılgan olmamız beklendiğinde derin hislerimize temas edemeyişimiz gayet anlaşılırdır.

– Özellikle mutluluk, yaşanması çok zor bir duygu olabilir. Biz, kaygı sayesinde kendisini savunan yaratıklarız ve bu yüzden de sırf birkaç gün işe gitmediğimiz ve etrafta birkaç palmiye ağacı gördük diye her an tetikte olma halini kolayca bırakamıyoruz.

– Büyük gruplara şüpheyle yaklaşmayı ve onların hoşgörüsüzlük ve acımasızlık kapasitelerinden korkmayı öğreten deneyimlerimiz olmuş olabilir. Bu nedenle toplu sevinç ve kutlama anlarına basit bir şekilde eşlik etmek bizim için çok zor olabilir. Toplulukların beklentilerine karşı dikkatli olmak konusunda geçerli sebeplerimiz olabilir.

– Son olarak, duygularımız, dışarıdaki olaylardan çok daha yavaş hareket etmeye meyillidir. Doğru olduğu söylenen duygu bir noktada ortaya çıkabilir ama bu nokta beklediğimizden biraz daha geç olabilir. Çıktığımız tatile gerçekten minnet duymamız belki tatilden döndükten üç ay sonrasını bulabilir. Aşık olduğumuzu, çok üzgün, yasta ya da korkmuş olduğumuzu bir noktada fark edebiliriz ama bu dünyanın bizden beklediği kadar hızlı olmayabilir. Duygusal dünyamızın dışarıdaki bir takvime itaat etmeyen kendine has bir ritmi ve mevsimleri vardır.

Çoğu durumda ‘anda kalamayız’ çünkü herhangi bir anda neyin normal kabul edildiği konusunda yanlış bir kılavuza sahibiz. Yanlış olan duygularımız değil, beklentilerimizdir.

Kendimize yardım etmek için iç dünyamızın işleyişinin garipliklerine daha fazla uyum sağlayan, ne hissetmemiz gerektiği konusunda bu kadar belirli kuralları olmayan ve zihnimizin tüm karmaşasını daha kolay kabullenebilecek bir kültür inşa etmeliyiz. Seks sırasında zihni tamamen orada olmayan biri üzerinde aktif bir baskı olmadığında yeniden oraya dönebilecektir. Tatilde mutlu hissetmeyen biri, sürekli gülümsemesi talep edilmediğinde belki daha kolay mutlu olabilir. Düğünde neşesi yerinde olmayan biri, biraz (gayet anlaşılabilir şekilde) üzgün de olmasına izin verildiğinde, kutlamaya daha hazır hissedebilir

Duygusal işleyişimize daha fazla saygı duymalıyız. Anda kalamamak tuhaf ya da problemli olduğumuzun bir göstergesi değil aksine nihayet kendimize karşı dürüst olmaya başlayabildiğimizin bir işareti olabilir.

 

Recent entries