Yargilayici Iç Sesinizden Nasil Kurtulursunuz?

Neredeyse hepimizin zihninde yargılayıcı iç ses diyebileceğimiz bir karakter yaşar. Bu yargılayıcı iç ses, genellikle gece geç saatlerde ziyaretimize gelir; gerçekten yorgun ve bitap düştüğümüz anı bekler ve huzur, özgüven ve öz-şefkat olasılıklarını tümden yok etmek için kulağımıza pis ve korkutucu şeyler fısıldamaya başlar. Bu dünyada hiç var olmamamız gerektiğine ikna olmuştur ve bizi de buna ikna edecek sinsi ve yaratıcı nedenler sıralamak konusunda son derece ısrarcıdır. En zor durumlarda insanlara kendilerini öldürmelerini söyleyen de bu yargılayıcı iç sestir.

Yargılayıcı iç sesimizin şiddetli hücumlarından biriyle karşı karşıya kaldığımızda sıklıkla zihnimiz donup kalır: nasıl cevap verebileceğimizi bilemeyiz. Bu yargılayıcı sesle bir tünele girmiş gibi oluruz ve içinde bulunduğumuz durumu daha geniş bir açıdan görmemize yardım edecek başka perspektiflerin varlığını unuturuz. Bizi acımasız suçlamalara maruz bırakmasına izin veririz; kendimizi cezalandırmaya başlar ve bir umutsuzluk batağına saplanıp kalırız. 

Zihnimizin sakin olduğu zamanlarda, en acımasız silahlarını kapıp geleceği bir sonraki seferde bu yargılayıcı iç sese verebileceğimiz cevapları hazırlamalıyız. İşte bazı öneriler:

 

Yargilayici Iç Ses: Sen ise yaramaz birisin.

Hiçbir hayat tek bir öyküye sığmaz; umut ve çaresizlik arasındaki fark aynı gerçeklerden iki karşıt hikaye anlatmaktan doğan farkın bir sonucudur. Elbette her şeyi bir trajedi gibi görmek, hayattan vazgeçmek için yeterince sebep bulmak mümkün. Fakat gelin başka bir yol izleyelim. Hayat hikayenizi anlatmanın bir başka yolu da şu: ‘muazzam engellere rağmen doğru bir hayat sürmek için çaba sarf ettiniz; bazı büyük hatalar yaptınız ki her insan yapacaktır ve bu hatalar için de çok büyük bedeller ödediniz. Birçok açıdan belki de hak ettiğinizden daha fazlasını çektiniz. Cehennemi yaşadınız. Ancak her şeye rağmen iyi biri olmak için uğraştınız, birkaç kişiyi içten bir sevgiyle sevdiniz ve vazgeçmemek için çaba gösterdiniz.’ Mezar taşınızda şöyle yazabilir: ‘Çok uğraştı.’ ya da ‘Her şeye rağmen, yüreği olması gerektiği yerdeydi” Bu öykü de diğeriyle aynı ölçüde doğru ancak çok daha şefkatli bir öykü.

 

İgrenç birisin; sen sefkati hak etmiyorsun 

Bu noktada, bu yargılayıcı iç sesin nereden geldiğini merak etmeye başlayabiliriz. Bunu bir tek cevabı vardır: yargılayıcı iç sesimiz her zaman geçmişte içselleştirmiş olduğumuz bir dış sestir. Daha önce bir başkasının sizinle konuştuğu ya da size hissettirdiği şekilde konuşursunuz kendinizle. Bu dengesiz, gaddar kaçıktan uzaklaşın ve aklınızın içinde ne işi olduğunu sorgulayın. Herhangi bir insanla bu şekilde konuşmak kabul edilebilir bir şey mi? Hatalarınızı, hem de hepsini kabul etmekte bir sorun yok; özür dilemek, tekrar tekrar telafi etmek, yanlışınızı düzeltmek ve hatalarınızın sonuçlarına katlanmakta sorun yok ama bu kadarı? Bunu hak eden bir insan olabilir mi? Bu yargılayıcı iç ses var olmayın istiyor ve elinde sopasıyla zihninizin odalarında bu şekilde serbestçe dolaşmaya hakkı yok.

 

Senden baska herkes nasil yasamasi gerektigini biliyor.

Bir başka tipik can sıkıcı cümle. İnsanları yalnızca dışarıdan gördüğümüz, bize anlatmayı seçtikleri kadarıyla tanıyoruz. Bizim, kendi benliğimizde son derece farkında olduğumuz o kötü kısımlar, onlarda da var ancak doğal olarak bunu saklıyorlar. Başkalarının da kendi zihinlerinde karmaşalar yaşadığı, suçluluk ve korku duygularıyla boğuştuğu kesin bir gerçektir. Haliyle, az sayıda insan, mükemmel hayatlara sahipmiş gibi görünebilir ancak bunun tek sebebi onları yeterince tanımamamızdır. Yeterince yakından bakıldığında kimse normal ya da çok mutlu değildir. Hayat herkes için bir mücadele. Kendi benliğinizin derinliklerine dair bildiklerinizi başkalarının hayatları hakkında dışarı sundukları gösterişli reklam panolarıyla kıyaslamayın.

 

Affedilemez hatalar yaptin

Yine bu. Bunu inkar etmenin faydası yok. En iyi savunma geri çekilmedir: evet doğru! Tabi ki bazı berbat ve hatta bazı feci hatalar yaptınız! Elbette bir budala gibi davrandığınız oldu! Ancak çocukluğunuzu hatırlamak, yaşadığınız zorlukları ve büyüdüğünüz ortamı anmak için biraz durup düşünebilir misiniz? Biraz da olsa farklı biri olma şansınız var mıydı ki? Ayağa kalkıp isminizi söyleyebiliyor olmanız bile müthiş bir şey. Burada kusursuz insanlara yer yok. Burası yaralılar için bir klinik. Kusursuz olabileceğiniz düşüncesiyle kendinize işkence etmeyi bırakın ve var olduğunuza hayret edin.

 

Hiçbir sey asla daha iyiye gitmeyecek.

Gerçek şu ki: bilemezsiniz. Kimse geleceği bilmiyor. En tuhaf, en korkunç şeyler aniden gerçekleşebildiği gibi en tuhaf, en güzel şeyler de bir anda gerçekleşebiliyor. Umutsuzluk, hikayenin geri kalanını bildiğinizi varsayar. Yola devam edin.

 

Felaketler kapida; çok kötü seyler olacak.

Yargılayıcı iç ses dehşeti kamçılamaya bayılır; korkunç bir şeylerin eli kulağında olduğunda ısrarcıdır. Bu zalim yargılayıcı iç sesi kendi oyununda yenmelisiniz. Bir şeylerin eğlenceli olacağını umut etmeyi bırakın ve felaketlerden korkmak için kendinize izin verin. Saldırıya önceden hazırlıklı olun. Evet, sorunlar olabilir ama ne olmuş yani? Bunlarla başa çıkılabilir. Hayat en düşük şartlarda bile devam edebilir. İnsanlar tek bir bacakla, sürgünde, tek bir arkadaşla ya da üç kuruşa çalışarak hayatlarına devam edebiliyorlar. Her şeyle başa çıkılabilir.

 

Kimse seni sevmiyor ya da sevemez.

Bu, özellikle baştan çıkarıcı olanlardan biridir, hele de sabahın üçünde aklımızdan geçtiğinde. Ancak bu doğru olamaz. Acı çektiniz, dürüstsünüz ve şefkat gösterebiliyorsunuz. Birinin yanınızda olması için bu yeterli. Çoğu insan kazananları sever ama sizin ‘çoğu’ insana ihtiyacınız yok. Büyük kalpleri olan küçük azınlığa odaklanın. Onlara acınız konusunda dürüst davranın yeter; size ulaşan yolu bulacaklardır. 

 

Çirkinsin

Evet, büyük olasılıkla ama pek çok insan öyle; yine de o insanları sevdiğinizde iç dünyalarını görmeye başlarsınız ve onların karakterlerini seversiniz. Büyük olasılıkla derinden sevdiğiniz çoğu insanın nasıl göründüğünü çok uzun zamandır hiç düşünmediniz. 

 

Bes yil içinde nerede olacaksin?

Şu noktada kimin umurunda? Hayatı daha küçük aşamalara ayırın. Bir sonraki öğünü atlatmaya, sonra ılık ve güzel bir banyo yapmaya odaklanın; bu bile başlı başına bir başarı. Hayatta kalmanın ön koşulu olarak hedeflerinizi küçültün. Önümüzdeki bir saat içinde tümüyle berbat bir şey olmazsa bunu bir zafer olarak kabul edin. Huzur içinde geçen on dakikayı kutlayın. 

 

Ölmek istiyorsun degil mi – ölmelisin de. 

Kesinlikle hayır. Yaşamak size çok zor geliyor ama yaşamayı çok istiyorsunuz. Daha iyi bir insan olmanın ve hayata devam etmenin bir yolunu bulmak istiyorsunuz. Bulacaksınız.

 

Bu noktada yargılayıcı iç sesimiz karşılaştığı direnişe öfkelenerek bir süreliğine çekip gidebilir ve birkaç saatliğine bizi rahat bırakabilir. Bu sırada, beş yaşında olmanın ve başımızı okşayan bize sevgi dolu takma adlarla seslenen biri tarafından bakım ve ilgi görmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeliyiz. O yaşlardan bu yana hayat bizim için zorluklarla dolu oldu ama hak ettiğimiz şey değişmedi: hepimiz aslında affedilmeyi hak eden ve bolca sakinliğe ihtiyaç duyan küçük çocuklarız. Düşe kalka zorlukların üstesinden gelmeye ve var olan koşullarda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

 

Recent entries