Yardim Istemekten Neden Korkmamalisiniz?

İnsanları memnun etmenin en iyi yolunun onları çok fazla rahatsız etmemek olduğu inancıyla hareket ederiz genelde. Karasızlıklarımızı ve kafamızı karıştıran konuları sevdiğimiz insanlardan uzak tutmaya çalışırız; onları huzursuz etmekten ya da keyiflerini kaçırmaktan bu sebeple de ilişkimize zarar vermekten korkarız. Başkalarını mutlu etmenin yolunun onlara mümkün olduğunca yük olmamaktan geçtiğini düşünürüz.  

 yardm istemek 1

Oysa bu çözümleme insan psikolojisinin çok temel bir detayını gözden kaçırır: aslında rahatsız edilmekten hoşlanırız. Elbette her an, her şey için ve kendi ihtiyaçlarımız pahasına rahatsız edilmek istemeyiz ancak temelde hepimiz başkalarına faydalı olmak yönünde güçlü bir arzu taşırız. İhtiyaç duyulan biri olmaya ihtiyacımız vardır.

Hepimiz faydasız biri olma korkusu taşırız ve başkalarının ihtiyaçları bu korkuyu yatıştırmakta çok önemli bir rol oynar. Arkadaşlarımıza verebileceğimiz en iyi armağan onlara alabileceğimiz herhangi bir hediyeden çok kendi iç dünyamızı ve sorunlarımızı onlara açmaktır. 

Bu temayı iş hayatında da uygulayabiliriz. Toplumda baskın olan görüş işimizin tamamen bizimle alakalı, bizim statümüz ve bizim maddi faydamız için olduğu şeklindedir. Oysa gerçekte işimizi en heyecan verici ve anlamlı kılan şey bize verdiği başkalarına yardım edebilme gücüdür. 

İşimiz, bize gün içinde başka birinin acılarını yatıştırmayı ya da hazlarını artırmayı başardığımız hissini verdiği ölçüde tatmin edicidir. Oysa toplumda başkalarının talepleri karşısında yaşanan yılgınlığa dair pek çok hikaye varken, bir başkasının huzursuzluğuna, sıkıntısına ya da özlemlerine dokunduğumuzda yaşadığımız hazdan çok az söz edilir. Erdemli yanlarımızı harekete geçirecek bir çağrı olmadığında onların varlığını hissedemeyiz: bir şeyi taşımamıza ihtiyaç duyulmadığı sürece kendi gücümüzün farkında olmayız; bir problemi çözmemiz istenmediği sürece zeki hissedemeyiz; bir anlaşmazlığı çözmemiz gerekmediğinde kendi bilgeliğimizi bilmeyiz. Ne çok şeyin üstesinden gelebildiğimizi hatırlayabilmek için başkalarının ihtiyaçlarına ihtiyacımı vardır. 

İş yaşamında geçerli olan her şey kişisel hayatımıza da uygulanabilir. Kamusal bir alanda dış görünüşünü beğendiğimiz birine yaklaşıp ilgisini çekmenin ve cezbetmenin en iyi yolu sandığımız gibi zekice ya da teselli edici bir şey söylemek değildir. Ona cevap verebileceği bir soruyla yaklaşmamız gerekir. Ona örneğin, doğru sırada olup olmadığımızı, kargo şubesinin ne zaman açıldığını bilip bilmediğini ya da misafirlerimize pişirmeyi düşündüğümüz şu büyüklükteki tavuk için bu fırınlardan hangisini tercih etmemizi önereceğini sorabiliriz.

Sorularımız ona yük olmayacak, kırılgan bir konumda görülmeyi dert etmediğimizi, böylece ona ve bilgisine güvendiğimizi gösterecektir. 

Bu yalnızca birinin gözüne girmek için sinsice bir strateji değildir. Hepimiz gerçekten yardıma ihtiyaç duyarız. Ancak ne bizim ihtiyaçlarımıza sadık ne de başkalarının iyiliği ve öz-saygısı için yapıcı olan bir kendi kendine yetebilme ideali yüzünden gardımızı hep yukarıda tutarız. 

İş arkadaşlarımızın, yabancıların ya da arkadaşlarımızın yakınlığını kazanmak için yapmayı içten içe hep istediğimiz bir şeyi yapma riskini almalıyız: onlardan yardım istemeliyiz.

 

 

 

Recent entries