Tolerans Penceresi

Zihinsel sağlık ve iyilik deyince nedense taşkın bir coşku ve heyecan hali hayal ederiz. Oysa en iyi hallerimizi daha doğru tanımlayan şey aslında bir denge, güvenli bir yıkılmazlık halidir. Yani olup bitenleri doğal karşılamak; tükenmişlik ve korku, can sıkıntısı ve taşkınlık arasında salınıp durmamak... Psikolojik yaşamamızın nihai hedefi tam da bu denge haline ulaşmaktır.

Tam da bu sebeple kendi içimizdeki dengeye çok az dikkat ediyor olmamız biraz talihsizdir aslında. Hangi etkinliklerin, insanların, mekanların ya da düşüncelerin sabrımızı taşırma gücüne sahip olduğuna dikkat etmeden, hislerimizin bir yoyo gibi iki aşırı uç arasında inip çıkmasına, dalgalanmasına müsaade etmiş oluruz.

Bu konuda bize yardımcı olabilecek basit bir çağdaş psikoloji kavramına başvurabiliriz: tolerans penceresi. Bu kavram, hepimizin içinde rahat olduğumuz, güvende, yeterli ve cesaretli hissederek, kendimizden emin hareket edebildiğimiz belirli bir pencere olduğunu öne sürer. Bu pencerenin sınırları içindeyken, karşımıza zorluklar çıksa bile her şeyin mahvolacağından endişe duymadan bunları rahatlıkla göğüsleyebiliriz. Yorgun hissetsek de, toparlanmak için ihtiyacımız olan molayı ve rahatlamayı kendimize nasıl sağlayabileceğimizi biliriz. Bizi hüsrana uğratan bir şeyler ya da birileri olsa da her şeyin yerle bir olacağı korkusuyla öfkeye kapılmayız. Buruk bir gülümsemeyle yolumuza devam edebiliriz. Baskı altında olsak da bir cezaya çarptırılmış ya da mağdur edilmiş gibi hissetmeyiz. Hakkımızda dönen bir dedikodu olsa bile kendi içimizde bunu yönetebiliriz ve başa çıkmanın yollarını bulabiliriz. Daha fazlasını başarmayı istesek de bunun için kendimizi hırpalamayız. Kendimizi çok neşeli hissediyor olsak da riskli olabilecek bir taşkınlığa kapılmamaya özen gösteririz. Duygularımız sürdürülebilir, başa çıkılabilir bir aralıkta dalgalanır. Psikologların sözünü ettiği tolerans penceremizin sınırları içinde güvenle ilerleriz. 

Zihnimizin içinde, uçaklardaki irtifa göstergelerine benzeyen, güvenli sınır ölçülerimizin arasında duygularımızın nerelerde durduğunu gösteren bir panel bulunduğunu hayal edebiliriz. Üstteki sınır çizgisinin üzerine çıktığımızda her şey dayanılmaz gelmeye başlar: burası dehşete kapıldığımız, her an tetikte olduğumuz, taşkınlık, suçluluk ya da utançla dolduğumuz bir alandır. Alt sınırın altına indiğimizde ise her şey bizi rahatsız edici bir hissizliğe sürükler: bizi güçsüz bırakan yalnızlık, can sıkıntısı, uyuşukluk ve yabancılaşma hali. 

 tolerans penceresi 1

[Üst sınır: Aşırı stres

Alt sınır: Aşırı hissizlik

Aradaki boşluk: Tolerans penceresi]

Eğer şanslıysak, duygu durumumuz bu iki çizgi arasında kalır; bazen bir uca bazen de diğerine daha fazla yaklaşabilir ama her zaman bu dengeli çerçevenin içindedir. Ne var ki pek çoğumuz bu kadar şanslı değiliz ve sürekli olarak bir uçtan bir uca bu zihinsel çerçevenin sınırlarından taşıp duruyoruz; çoğunlukla da izlediğimiz iniş çıkış rotasının farkında bile olmuyoruz. Gündüz güne iyi başlıyoruz ama sonra öğlene doğru bir şey damarımıza basıyor ve ne olduğunuz anlamadan kendimizi kaygıya boğulmuş halde, kendimize acı çektirirken buluyoruz. Bunun ardından da, sadece birkaç saat içinde bu kez de sessiz yalnızlık ve ümitsizlik duyguları içinde kayboluyoruz. Kendimizi bir uçtan öbür uca fırlatışmış gibi hissediyoruz. Hayatımız acı verici bir kasırgaya dönüyor. 

tolerans penceresi 2

Tolerans penceremizin içinde kalmak bir beceridir. Bu pencerenin sınırları içinde kalmakta zorlanmayanlarımız muhtemelen çocukluklarında, sevgi dolu bir ebeveynin rol modelliğinde duygularını düzenlemeyi iyi bir şekilde öğrenebilmiş olanlarımızdır. Penceresinin içinde kalmanın yollarını bilen bu yetişkinler, bizim dehşete kapıldığımız anlarda, dünyayı yeniden başa çıkılabilir kılmanın yollarını biliyor gibi görünürlerdi. Onlara güvenirdik ve yükselmeye başlayan utanç ya da suçluluk duygularımızla başa çıkmamıza yardım ederlerdi. Bir şeylerin bize fazla geldiğini ve bitkin düştüğümüzü ya da bir süre sakinleştirilmeye ve rahatlatılmaya ihtiyaç duyduğumuzu hissedebilirlerdi. Aynı şekilde, hissizleştiğimizde, bastırdığımız öfkemiz yüzünden kendimizden nefret ederek otantik ve amacımıza yönelik bir şekilde harekete geçebilmemizin imkansız hale geldiği anları da fark edebilirlerdi. 

Neyse ki, hayatımızda böyle biri olmadıysa bile bu beceriyi kendi kendimize öğretebiliriz. İlk olarak, zihnimizde tolerans penceresinin bir resmini oluşturarak, tıpkı irtifa göstergesini her zaman göz önünde tutan iyi bir pilot gibi, bu pencere içindeki durumumuzu sürekli kontrol etme alışkanlığını edinmeliyiz. Günün mümkün olan her anında duygularımızın hangi yöne doğru ilerlediğini belirlemeyi ve üst ya da alt sınırlara doğru hızla ilerlediğimizi hissettiğimiz anlarda, sanki bir tür psikolojik video oyunu oynuyormuşuz gibi, vakit geçmeden bizi diğer yöne yönlendirecek basit bir şey yaparak durumu dengelemeyi öğrenmeliyiz.

Bu manevrayı yapabilmek için, hayatımızda nelerin bizi sinsice tolerans penceremizin dışına itme tehlikesini barındırdığını ve bizi bu doğrultudan geri döndürebilecek her şeyi bilmeye ihtiyacımız var. Kendimizi uzun süre gözlemleyerek ve dikkatle incelediğimizde, örneğin, sosyal medyada çok fazla zaman geçirmenin, tanıdığımız rekabetçi biriyle karşılaşmanın, talepkar bir aile üyesini ziyaret etmenin, yeni insanlarla tanışmanın, partilere katılmanın, alkol almanın, porno izlemenin, belirli iş arkadaşlarımızla etkileşime geçmenin bizi tolerans penceremizin dışına itme tehlikesini içerdiğini fark etmeye başlarız ve bu yüzden de bu tür durumlara büyük bir özenle yaklaşarak ve belki bu durumlara maruz kalma süremizi ve yoğunluğunu sınırlandırarak başa çıkmaya çalışabiliriz. Aynı zamanda bizi penceremizin sınırları içine çekebilen her şeyi büyük bir dikkatle gözlemlemeli ve özenle geliştirmeliyiz: uzun, ılık bir banyo, erken uyumak, cinsel alışkanlıklarımızı değiştirmek, bir tarih kitabı okumak, astronomiyle ilgilenmek, bir terapistten destek almak, doğa yürüyüşleri yapmak, hafif yiyeceklerle beslenmek, Stoacı felsefeyle ilgilenmek, günlük tutarak kendimizle baş başa kalmak ve de acı çekmenin ne demek olduğunu bilen güvendiğimiz bir arkadaşımızla sohbet etmek. Zaman zaman kendi zihnimizi korumak için insanları memnun etme dürtülerimizi de kontrol altında tutmaya ihtiyaç duyabiliriz.

Ayrıca çevremizdekilerin de tolerans pencerelerine ayak uydurmayı deneyebiliriz. Açıkça çerçevelerinin çoktan dışına çıkmış olan insanlarla o anda belirli zor konuşmaları yapmakta ısrarcı olmayı bırakabilir ve aslında ‘kötü yürekli’ ya da ‘gaddar’ insanlar oldukları için değil, bir süreliğine, belki bizim tahmin edemeyeceğimiz sebeplerden ötürü pencerelerinin sınır çizgilerinde gezinen bu insanlara biraz daha şefkat duymaya başlayabiliriz. Her insanın sahip olduğu bu duygusal paneli hep gözümüzün önünde tutmalı ve sınırları içinde kalmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

 

Recent entries