TARTISMALAR TARIHI

Sıradan bir çift bir yıl içinde ortalama 30 ila 50 önemli tartışma yapar: ‘önemli’, yani medeni diyalog kurallarından keskin bir biçimde ayrılan, filme alıp arkadaşlarımıza göstermenin rahatsız edici olacağı, belki biraz çığlığın, biraz göz devirmenin, aşırı duygusal suçlamaların, çarpılan kapıların olduğu ve hakaret içeren kelimelerin özgürce savrulduğu bir karşılaşma.

Tartışmaların bizde yarattığı sıkıntının yoğunluğu göz önüne alınacak olursa,  modern toplumların, tartışmaların meydana geliş sebeplerini, onları güvenli bir şekilde etkisiz hale getirmenin ya da çözmenin ve onları tetikleyen münakaşalara daha iyi bir şekilde yaklaşmanın yollarını öğrenmeye bir hayli odaklanmasını bekleyebiliriz. Tartışmaları başarılı bir şekilde ele almak ve tartışmaların sıklığını azaltmak için resmi (haber bültenleri tartışma endeksinin son çeyrekte %1.7 oranında yükseldiğini haber verirken ve Tartışma Bakanlığından istifa talep eden muhalif sesler yükselirken)hedefler belirlemek konularında okullarda ya da üniversitelerde dersler verilmesini umabiliriz.

Oysa bu konudan toplu olarak kaçınıyor olmamızın güçlü sebepleri vardır. İlki, gerçek bir tutku ile kızgın bir mizaç arasında bir bağ olması gerektiğini ima eden duygusal Romantik kültürümüzdür. Kavga etmek ve hakaretler yağdırmak, çocuksuluğun ve kendini kontrol etme becerisinden yoksun olmanın değil, hayranlık verici bir arzu yoğunluğunun ve dokunaklı ölçüde güçlü bir bağın göstergesi gibi görünebilir.

 tartsmalar tarihi 1

Romantizm ayrıca, tartışmaların, ilişkilerin doğal havasının bir parçası olduğunu ve bu yüzden asla akıl yoluyla çözümlenip mantıkla ortadan kaldırılamayacağını öne sürer. Yalnızca kurallara çok bağlı biri, bazen sorun yaratan ama nihayetinde her zaman gerekli olan bir durumu akışına bırakmaktansa bir tartışma üzerine derinlemesine düşünmeyi aklından geçirebilir.

Daha samimi bir düzeyde ise sorun, tartışmaların bize dair ortaya çıkardıklarıyla yüzleşemeyişimiz olabilir; tartışmalar kendimize duyduğumuz sevgiye katlanılamaz bir darbe indirir. Tartışma sırasında ortaya çıkan çirkinlikler, kendine acıma duygusu ve küçüklük, tartışma bittiği anda bizi iğrendirir; kendimize ve partnerimize sanki evvelki gece yaşanan şey olağandışı bir anormallikmiş ve bunu gün doğumunun getirdiği sakin bakış açısıyla sessizce geçiştirilmek en iyisiymiş gibi davranırız.

Bizim birlikteliğimizde yaşananların başkalarının birlikteliklerinde de bir biçimde yaşandığını gösteren herkese açık çok fazla kanıt olmadığı için sorgulamalarımız daha da engellenmiş olur. Utanç yüzünden ve normal görünme arzusuyla birbirimizi toplu halde ilişkilerin gerçeğinden koruruz ve sonra da kendi davranışlarımızın vahşiliğini ve çocuksuluğunu bize özgü sanarak bundan kurtulmayı ya da bunu çözümlemeyi başaramayız. Kendimizi çılgın istisnalar sandığımız için gelişme şansını da kaçırırız.

Oysa hiç de böyle olmak zorunda değildir. Başkalarına kim olduğumuzu öğretmek konusunda eğitimimiz olmadığı için düzenli olarak kötü tartışmalar yaşarız. Neredeyse her tartışmanın ardında karşısındakinin kendi duygusal gerçekliğini ve adalet duygusunu görmesini, kabul etmesini ve yanıt vermesini sağlamaya çalışan iki insan vardır. Hakaretlerin ardında kendi deneyiminin önemli bir unsuruna partnerinin tanık olmasını, onu anlamasını ve onaylamasını isteyen biri vardır.

 tartsmalar tarihi 2

Her üzücü tartışmanın trajedisi, göndermeyi çok istediğimiz mesaj (‘Beni sevmene, tanımana ve benimle hemfikir olmana ihtiyacım var’) ile onu iletme yolumuz (sabırsız suçlamalar, eleştiriler, iğneleyici yorumlar, abartılı jestler ve şiddetli hakaretler) arasındaki korkunç uyumsuzluktur.

Kötü bir tartışma, iletmeyi arzuladığımız mesajın daha da görünmez olmasına sebep olan başarısız bir çabadır. Söylemek istediklerimizi karşıya ulaşmaktan alıkoyan bir mantıksızlığa yer açan ve bizi hafife alan şey, bizim kendi çaresizliğimizdir. Sıkıntılı zamanlarımızda korkularımızı, hüsrana uğramış umutlarımızı, ihtiyaçlarımızı, kaygılarımızı, heyecanımızı ve inançlarımızı açıklamak için kullanabileceğimiz daha iyi yöntemlere erişemediğimiz için çirkin bir biçimde tartışırız. Ruhumuzun derinliklerini anlamıyor gibi görünen biriyle ilişki içinde olarak hayatımızı mahvetmiş olabileceğimizden çok korktuğumuz için bu yöntemlere erişemeyiz; oysa daha az umursuyor olsaydık her şey daha iyi olabilirdi.

Bu yüzden, temelde kaba ya da kaçık olduğumuz için değil aynı anda hem çok bağlanmış olduğumuz hem de buna gücümüz yetmediği için kendimizi sert tartışmalar içinde buluruz. Eğitilmemiş iletişim arzumuzun kendisi, bunu başarma becerimize ket vuran şeydir.

Üstelik tartışmalar yıkıcı olabilse de, çatışma noktalarından kaçınmak da doğrudan çözüm değildir. Her tartışmanın bir içeriği vardır ve ilişkinin hayatta kalması isteniyorsa bu içerikle eninde sonunda yüzleşmek gerekir. Önceliğimiz ihtilaf noktalarından kaçınmak değil, onları kin gütmeyen, daha yapıcı, daha nazik ve stratejik yollarla ele almaktır. Daha zehirli tartışmalarımızı etkili ve şefkatli diyalog anlarına dönüştürmek gibi karmaşık bir sanatı öğrenmek için fazlaca yardıma ihtiyacımız olabilir gibi görünüyor.

**

İlişkilerde tartışma bizim için o kadar tanıdıktır ki insan olmanın değişmez bir koşulu olarak görünebilir. Oysa kavga etme isteğimizin ve bunu yapma tarzımızın önemli tarihsel bir boyutu vardır. Tartışmaların tarihini ve geleceğini araştırmamız gerekir.

– Kahire, Mısır, MÖ 1550

Antik Mısırda çiftler hüsrana yabancı değillerdi ama bunların ele alınış biçimleri modern çağ öncesinde (ve tartışmalar çağı diyebileceğimiz 19. Yüzyılın doğuşundan öncesinde) dünyada standart kabul edilen varsayımları yansıtır. Uzun ya da ateşli tartışmalarla meşgul olmaktansa erkekler dogmatik emirlerle ve kimi zaman da fiziksel güçle tartışmaları sonlandırmaya teşvik edilirlerdi. O dönemlerde evdeki huzuru yeniden kurmak için eşine karşı çıkan bir kadının bir çukurda ya da büyük topraktan yapılmış bir kazanda tecride kapatılmasını gerektiren bir hüküm vardı.

 tartsmalar tarihi 3

– Athena, Yunanistan, MÖ 380

Filozof Sokrates büyük ölçüde eşi Xanthippe ile olan çoğunlukla çekişmeli ve uzun tartışmalarıyla tanınırdı. Kendisine neden bilge bir erkeğin kaba otorite kullanarak karısına itaat ettiremediği sorulduğunda Sokrates, eşle yapılan ihtilaflı sohbetlerin bir filozofa ikna ve diyalog sanatlarında canlı bir eğitim sağlayacağını söyleyerek yanıt verir. Bu yanıt, ilk duyanlara çok tuhaf gelmiş olabilir.

– Londra, İngiltere, Şubat, 1542

İngiltere Kralı VIII. Henry ve beşinci karısı, Catherine Howard, evliliklerinde sorun yaşarlar. Catherine bir saray adamı ile ve kendi özel sekreteri ile yasak bir ilişki yaşamaktadır ve Henry küplere biner. Ancak bu konuda tartışmak yerine Cathrine’in Londra Kulesinin dışında başından vurulmasını emreder. Kadın, darağacındayken cezasını ‘adil ve hakkaniyetli’ olarak tarif ettiği kısa bir konuşma yapar.

– Paris, Fransa, Ekim 1833

İngiliz filozof John Stuart Mill ve feminist yazar Harriet Taylor batı yakasında küçük bir otelde buluşur ve erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkilerin nasıl yürüyebileceğine dair radikal ölçüde yeni fikirlere dayanan bir aşk ilişkisine başlarlar. Hem Mill hem de Taylor, karşılıklı saygı ve dostlukla ve gerilimleri çözme yolu olarak soğukkanlı bir yol izleyen bir diyalogla belirlenen  samimi aşk diye bilinen bir şeye bağlılık göstermişlerdi. Taylor daha sonra, bir kadınla onun da kendisi kadar zeki olabileceğini kabul ederek konuşan tanıdığı tek erkek olduğunu söyleyerek Mill’e iltifat eder.

 tartsmalar tarihi 4

Ancak duygular ne kadar soylu olursa olsun çoğu çift Taylor ve Mill’in sıra dışı ölçüde ağırbaşlı ilişkisiyle rekabet etmeyi başaramaz.  Hatta modern evliliğin ilkeleri paradoksal biçimde anlaşmazlık olasılıklarını radikal ölçüde artırır ve bu ilişkiler söz konusu olduğunda karmaşık tartışmalar iki kişinin, geçmişte ayrıcalıklı ve tartışmasız alanlara bölünebilecek,  son derece ortak ve karşılıklı onaya dayalı çok çeşitli görevleri üstlenmesini gerektirir.  Artık çiftlerin salon için hangi halının uygun olacağından Pazar akşamı ne yapılacağına, bayramın kimin ailesiyle geçirileceğinden çocuğun hangi okula gönderileceğine, çorbanın nasıl servis edileceğinden her bir partnerin ne kadar kilo vermesi gerektiğine kadar birlikte karar vermesi gerekir.

İlişkiler Romantik bir ruh eşi olma düşüncesiyle yönetilmiştir. İnsanlar bir partnerin gönülsüz yakınlığını değil, dünyayı kendileriyle birlikte görüp ona aynen kendileri gibi yaklaşmasını, aynı mizah anlayışını paylaşmasını, bir romanı aynı sebeplerden ötürü sevmesini, erotik hayal güçlerinin inceliklerine aynı heyecanla eşlik etmesini, ekonomik tutumlarının paralel olmasını, aynı iç mimari zevkini paylaşmasını ve yatağa gitmek için uygun zaman konusunda uyuşmasını bekliyorlar. Boşanma oranlarının tavan vurmasına şaşırmamak gerek.

– New York, Amerika Birleşik Devletleri, 1935

Evli doktorlar Hannah ve Abraham Stone etkili bir iletişim kuramadığını düşünen sıkıntılı çiftlere ilişki danışmanlığı önermeye başlıyorlar. Öğrendiklerinden pek çoğunu, başka pek çok öneriyle birlikte çiftlere, partnerlerinin ‘aslında’ nasıl biri olduğuna dair olumsuz iddialarını dile getirmemeyi ve bunun yerine partnerlerinin kendilerine nasıl hissettirdiğini söylemeyi öğrenmelerini tavsiye ettikleri,  çok satan A Marriage Manual (Bir Evlilik Rehberi) kitabında toparlıyorlar. Örneğin, daha genel ve tanımlayıcı ‘Sen bencil mankafanın birisin’ cümlesi yerine ‘Senin için hiçbir şekilde önemim yokmuş gibi hissettiriyorsun’ diyerek çok daha fazla ilerleme kaydederiz.

– Messenia, Yunanistan, Ağustos 2012

Ethan Hawke ve Julie Delpy Richard Linklater’in kriz yaşayan bir çifti inceleyen filmi Before Midnight’da (Geceyarısından Önce) rol alıyorlar. Film, Yunanistan’da bir otelde geçen, Hawke ve Delpy’nin birbirlerine çirkin hakaretler yağdırdıkları, bağırdıkları, kapıları çarptıkları ve soğuk tavırla muamele ettikleri, modern sinemanın en uzun ve en ateşli anlaşmazlıklarından biri olan yirmi dakikalık bir tartışma sahnesiyle ün kazandı. Perdede ender görülen bir açıklıkla yansıtılan geçimsizliği dünya çağındaki pek çok büyük çiftin kendi hayatlarından iyi bildiği bir şeydir. İnsanlar samimi evliliklere ve medeni diyaloglara bağlanabilirler ama pek çoğunun bunları nasıl uygulamaya geçireceğine dair hala çok az fikri vardır.

– Galaksilerarası Uzay İstasyonu, Jupiter yakınlarında bir yer, 2200

Çiftler halen 19. yüzyılda başlayan tartışmalar çağından bu yana olduğu gibi aynı zorluklarla karşı karşıyalar. Hala zor kararlar vermeleri (bir roketi fırlatmak ya da beyinlerini indirmek için doğru zaman gibi konularda) gerekiyor ve hala kendi hislerinin, arzularının, korkularının ve ihtiyaçlarının gizli ayrıntılarını aktarmanın yollarını arıyorlar – fakat artık öfkelenmiyor ya da küçümseyici bir tavır takınmıyorlar, bağırmıyor ya da uzay istasyonunun kapılarını çarpmıyorlar. Hala kışkırtılmış hissediyorlar ancak bununla, onlara yıllar boyu okulda öğretilen ve zihinlerine yerleştirilen çiplerle düzenli olarak güncellenen terapötik diplomasi tekniklerini kullanarak baş ediyorlar. Tartışmaların nasıl başladığını, onları nasıl güçten düşürdüğünü, önemli gerçekleri ustaca iletmenin yollarını ve bir durumu başkasının gözlerinden görmek için çabalamayı öğrendiler. Artık yerçekimsiz robot süpürgeli yuvalarımızda daha az çaresizlik ve çok daha az hakaret var.

****

İnsanlık tarihinin çoğunda çiftler kavga etmediler: bir kişi kendi iradesini dayatarak diğer kişiyi susturdu. Bugün bizler eşitliğe ve diyaloğa güvenen çok daha umut verici bir çağda yaşıyoruz. Anlaşmazlıkları ve çatışmaları olgun ve akılcı yollardan çözmeyi bilme yolunda yalnızca ilk adımları attık. İlişkilerimizde aşkı umut etmeyi öğrendik; önümüzdeki görevse sevgi hissedemediğimiz anlarla daha bilgece ve daha donanımlı bir biçimde başa çıkabilmektir.

 

Recent entries