SACIMIZI NEDEN COK DUSUNURUZ?

Kafatasımızdaki deriden filizlenen o sicim gibi keratin iplikler için bunca şey harcamamız tuhaf görünebilir. Saçımızı tam olarak en doğru renk, şekil ve boyda şekillendirme ve tatlı dil dökme girişimleri için kuaförlere hayat boyu binlerce saat ve belki daha da fazla para harcarız. Tüm moralimizin saçlarımızın iş birliğiyle desteklendiği ya da asansör aynasından yansıyan itaatsiz buklelerin bir anlık talihsiz görüntüsüyle ruhumuzun mahvolduğu günler vardır. Peki, neden bu kadar önemli? Çünkü - kulağa ne kadar tuhaf gelirse gelsin - saçlarımızı, konuşmak için kullanıyoruz. Renkli protein liflerin söz dizimi aracılığıyla ruhumuzun kilit unsurlarını ifade etmeye ve kim olduğumuz hakkındaki en derin bazı hakikatleri aktarmaya çalışıyoruz. Kimliklerimizi etrafımızdakilere iletebilmek için belki de güvencesiz bir çaba... Sözcüklerden daha fazlasının desteğine ihtiyacımız var; onlara eşlik eden başka detaylara bel bağlıyoruz: ayakkabılarımız, takılarımız, giysilerimiz - ve tabii ki, en temel olarak da saç tellerimiz.

Herkesin saçı kendine özgü bir dille konuşur ama insanlığın dev ve detaylı Saç Sözlüğündeki bazı temel maddeleri nispeten kolaylıkla tanımlayabiliriz:

Sıkıca arkaya toplanmış saçlar: Meşgul ve düzenli olduğumuzu, kolayca engellenemeyeceğimizi anlatır.

Uzun, dalgalı, salınmış saçlar: Modern iş hayatının bazı taleplerine duyduğumuz muhalefeti hatırlatıyoruz topluma. Biz maneviyatı olan varlıklarız, diyor saçlarımız, bir kalbimiz var ve neyin önemli olduğunu fark edecek zamanı yaratabiliriz.

Yana ayırma: İnsanlara dikkatli, mütevazı, sabırlı, duyarlı ve gerçekçi olmaya istekli olduğumuzu göstermek için saçlarımızdan faydalanıyoruz. Biz güveniliriz.

Romalı bir general havasıyla öne doğru taranmış ve kısacık kesilmiş saçlar: Önemsiz şeyleri umursarken gerçek hayatın mücadelelerine batmış durumdayız, diyor saçlarımız; saçlarımıza itaat ettiriyoruz. Eleştiriye karşı kayıtsızlaşmışız ve - iyi anlamda - etkilemesi zor insanlarız.

Saç, aslında anlaşılması güç bir dil. Sorun, hatta belki de trajedi, diğer insanların onun söylediklerine pek de aldırış etmemeleri… Bu garip gerçeklikle, pahalı ve bazen emin olamadığımız kuaförden döndüğümüz o zor anlarda yüzleşiyoruz. Arkadaşlarımız ya da sevgililerimizin yanına beklenti içinde bir “Ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla döndüğümüzde yalnızca şaşkın bir karşılık buluyoruz: “Pantolonun çok yakışmış” ya da “Kilo mu verdin sen?” Sarıya bir ton daha yaklaşmanın ya da buklelerimizi biraz daha sola taramanın önemli olduğunu o kadar tutkuyla hissetmiştik ki: Başkalarının umurunda bile değil; oysa kendi banyolarının mahremiyetinde onlar da saçlarının söylediklerine muazzam bir özen gösterecekler. Saçla muhabbetimiz, kulakları duymayan birinin aşırı derecede pahalı, zahmetli ve özgüvensiz diyaloğuna benziyor.

Buna rağmen, saç konusuna mahsus olmak üzere, hayatımız boyunca bize musallat olan bir sorunla yüz yüze geliyoruz. İnsan türünün mecburi yalnızlığı. Başkalarının bizi arzuladığımız biçimde umursamasını ve anlamasını sağlamak için oldukça sınırlı bir gücümüz var. Tabii tam tersi de geçerli. Saçlarını bu kadar umursadıkları için başkalarıyla alay etmemeliyiz - ya da aynısını yaptığımız için kendimizi topa tutmamalıyız. Biz yalnızca kim olduğumuzu iletmeyi denemek gibi bir işe giriştik. Tüm o boyalar, dalgalar, kıskaçlar ve makaslarla acı verici şekilde umursamaz bir dünyada, kendimizi yalnızca biraz daha açık ifade etmeye çalışıyoruz, o kadar.

 

Recent entries