ODA SERVISININ VERDIGI HAZ

 

Pek saygıdeğer bir haz değil, fakat aynı zamanda oldukça güçlü. Odaya özel yemek menüsünü, dizlerinizin üzerinde dengeleyerek telefonu açarsınız. Hızlıca duşa girip çıkar, haberlere göz atarsınız ve yarım saat sonra birisi, odanıza bir tepsiyle gelir ya da yatağınızın ucuna bir servis masası sürer. Yemeğin kendisi çok özel bir şey olmayabilir - tavuk şnitzel ya da peynirli makarna gibi - fakat her yanı özen ve ilgiyle kuşatılmış gibidir. Yemeği, masanın altındaki özel, ısıtılmış bir bölmeye koyarak ya da metal kubbe şeklinde bir kapakla örterek ısısını korumuşlardır. Birisi çiçekleri sevebileceğimizi düşünüp yemeğimizi yerken neşelenmemiz için ince bir vazoya lale yerleştirmiştir. Ekmek konusunda müşkülpesent olabileceğimizi tahmin edip, birkaç farklı çeşit sunmuşlardır. Normal su mu yoksa gazlı su mu istediğimizi bilmek isterler.

Her zaman mükemmel değillerdir. Fakat düşünceli halleri, net biçimde ortadadır. Evdeyken işlerin nasıl yürüdüğünü hatırlamak, oldukça keskin bir karşıtlık oluşturur: Çocuğunuz, günaydın dediğinizde çoğunlukla başını kaldırıp bakmaz; eşiniz, işte zor bir gün geçirdiğinizden söz ettiğinizde homurdanır; partilerde genellikle nasıl biri olduğunuz hakkında saygısızca konuştuklarınız duyarsınız. Yarı çıplak halde, geceliğimizle oteldeki yatağımızda oturup kremalı bisküvimizden bir ısırık alırken, samimi bir biçimde duygulanıyor olmamız şaşırtıcı olmaz. Her şey yüzeyseldir tabii ki, ödediğimiz para sayesinde tasarlanmıştır. Yine de kredi kartı faturamız üzerindeki bir rakam sayesinde, oldukça güzel bir şey almış oluruz: Arzuladığımız fakat neredeyse hiç bulamadığımıza inandığımız, bir miktar nezaket.

Para en çok istediğimiz şeyi satın alamaz; birlikte yaşadığımız insanlardan gelecek sıcak bir yakınlık. Fakat en azından ilgili ve saygılı olmanın bir sembolünü elde edebiliriz; hatta bazen parçalanmış, radikal bir biçimde mükemmellikten uzak hayatlarımızda umut edebileceğimizin en iyisi bu olabilir. 

Recent entries