NEDEN FELSEFE DE POP MUZIK GIBI OLMALI

Pop müzik, 1960’lı yıllarda büyük çapta başladığında, zaman zaman, yalnızca ergenlik çağındaki kızlar tarafından sevilen, ihmalkâr ve bunaltıcı ölçüde tuhaf davranışlarla bağdaştırılan aptalca bir araç olarak karşılanıyordu.

Bunun tam aksine, felsefe derinlemesine ciddi ve etkileyici olmakla ün salmıştı: Kendimizi anlama ve dünyayı fikirler aracılığıyla değiştirme tutkusunun doğal yuvası olarak…

Fakat 1960’lardan beri felsefe güçten düştü ve pop dünyayı fethetti. Şimdi pop, kitlesel ölçüde fikirlerin ifade edilmesinin en önemli aracı haline geldi. Bu da, eğer hayatta kalmak istiyorsa, felsefenin neden pop üzerine çalışması gerektiğini açıklıyor; felsefenin kurtuluşu, kısmen popun tekniklerini anlayarak kritik noktalarda onun gibi olabilmesinde yatıyor. Felsefenin poptan öğrenebileceği çok önemli bir yığın ders var. İlk olarak pop bize çekiciliği öğretiyor. En iyi pop şarkıları, mesajlarını iletmek konusunda büyüleyici ve göz kamaştırıcı bir biçimde çekicidirler: Savunmamızı nasıl kıracaklarını ve hayal gücümüze zarafetle nasıl girebileceklerini çok iyi bilirler. Bu, fikirlerin doğru olmasının yeterli olmadığını bize hatırlatıyor. Fikirlerin güçlü hale gelmesi ve vaat ettiklerini karşılayabilmesi için izleyicilerin gönlünü kazanması gerekir. Pop dünyanın bugüne dek bildiği en baştan çıkarıcı güç; dünyadaki tüm dinlerin mensuplarının toplamından daha fazla ve daha sadık taraftarları var. Daha çok seviliyor, daha çok güveniliyor ve diğer sanat türlerine kıyasla neşemizin de kederimizin de değişmez refakatçisi oldu ve olmaya devam ediyor.

Popun başarısı kısmen iş bölümünü çok akıllıca kavramasından kaynaklanıyor: Şarkı söyleyebilen ve kalabalığı zapt edebilenler, nasıl beste ve düzenleme yapılacağını bilenlerle aynı olamazlar. Pop, bulduğu yetenekleri bir araya getirmekten utanmaz, böylece nihai sonuç en güzel yüzü en güzel sesle, en güzel besteyi en cazip enstrümanlarla birleştirmiş olur. Pop, eşsiz yaratıcı romantizmini geride bırakarak en samimi, kalbe dokunan ürünlerin büyük çaplı kurumsal işbirliğinin bir sonucu olabileceğini gösterdi. Pop bize ayrıca, özetlemeyi öğretti. Meşgul hayatlarımız olduğunu anladı ve üç dakikada neler başarılabileceğine dair olağanüstü azimli bir duygu geliştirdi. Tıpkı diğer sanat türleri gibi pop da bazı fikirleri iletmeye çalışıyor fakat zihnin en dirençli entelektüel kısmını pas geçerek bunu yapıyor. Bir başka insana ulaşırken karşılaştığımız tüm sıradan engeller, içgüdüsel bir yakınlık duygusu adına ortadan kayboluyor. Pop Pricles’in, Lincoln’un, Dickens’ın ve Proust’un yapmaya çalıştığını başarıyor - ve göz alıcı bir biçimde başardığı her şeyde kendini aşıyor. 19. Yüzyıl kuramcısı Walter Pater’ın “Tüm sanat dalları,  müziğin şartlarına özenir” diyen, boşa umut verir gibi görünen iddiasının nihai kanıtını sunuyor bize.

Recent entries