NEDEN DAHA IYI NARSISTLER OLMAYA ÇALISMALIYIZ?

Birisini narsist olmakla suçlamak çağımızın büyük ve cezbedici hakaretlerinden biri haline geldi. Bu, kendinden fazla emin, kibirli, yetkili ya da kendi varlığından fazlasıyla hoşnut görünen herkesi etiketlemeye yatkın olduğumuz şey.

Fakat kelimenin onu uygulamaya alışageldiğimiz mağrur ve tumturaklı türlere gerçekten uyup uymadığını merak etmek mümkün ve daha önemli bir nokta da, ima ettiği esef verici davranışın kökenlerini gerçekten anlayıp anlamadığımız ve dolayısıyla da ona doğru şekilde değinip değinmediğimizdir.

Terimi heyecanlı kullanımımızın ardında insan doğasına dair örtük bir teori yatıyor: insanların kendileri için yersiz ilgi aradığı, ne zaman - kalplerinde - kim olduklarına dair sıra dışı bir sevgi hissetseler tumturaklı sözler sarf etmeye istekli ve gösterişçi oldukları. Kendi başarılarını övme ve yabancıların hayranlığını garantileme eğilimlerinin kökeninde yatan şey, kendilerine dair fazlasıyla yüksek bir değerlendirme ile birlikte, oldukları ve yaptıkları her şeye duydukları sağlam gururdur.

Fakat daha yakından incelemelerde, ajitasyon ve tavus kuşu gösterilerinin gerçekten mükemmel ve karşılıklı bir kendine hayran olma hissinden kaynaklanamayacağı görülür. Gevşek bir biçimde narsist dediklerimiz aslında kendileri hakkında o kadar iyi düşünemezler; böbürlenirler ve gösteriş yaparlar çünkü gerçekten oldukları kişiden yeterince memnun olmanın bir yolunu bulamazlar ve kendi görünmezlikleri ve aleladeliklerinin, çılgınca, akıldan çıkmayan dehşeti ile hareket ederler. Narsizmle bağdaştırdığımız davranışlar - gösterişi hırs, yalanlar - kendini sevmenin belirtileri değildir, onun tehlikeli, trajik yokluğunun kanıtlarıdır.

narsizm 1

Sözün bize miras kaldığı yerden orijinal Yunan mitini hatırlayalım. Narcissus Yunanistan’ın merkezinden bir avcıydı, nehir tanrısı Cephissus ve nymphe Liriope’nin oğluydu. Yüzüne dökülen uzun bukleleri, derin mavi gözleri, pürüzsüz bir teni ve büyüleyici dolgunlukta dudakları vardı. Bir gün, sakin bir su havuzunun yanından yürüyerek geçerken kendi yansımasının görüntüsünü yakaladı, kendisini tanıyamadı ve görüntüden mest oldu. Hiç bu kadar büyüleyici birini görmemişti ve kendisine, o güne dek gördüğü en hayranlık verici ve çekici varlığa, büsbütün aşık olmaktan kendini alıkoyamadı.

Bu şekilde dile getirildiğinde narsizm oldukça absürttür. Fakat küçük düşürücü ifadeler, gençken, bize incelikle bakanların vesayeti altında, kendini doğru biçimde, sakınmadan beğenmenin; çalımla yürümeye, şarkı söylemeye ve kendi teninde bütünüyle evde hissetmeye izin verilmesinin; kendi varlığının katıksız olağanüstülüğünden bol bol haz duymanın hakiki faydalarını gözden kaçırmamıza neden olur. İyi narsizm diye bir şey olabilir: kendini sevmeye başlamanın, başkalarını sevmeyi bilmenin önkoşulu olduğu bir aşama.

Dünyanın sorunlarının çoğu, içlerinde kendi değerlerine inanamayan; oldukları kişiye yönelik yakıcı bir nefret ve utanç ile büyümüş olanlar ve bıkıp usanmadan bir zamanlar yoksun bırakıldıkları ilgiyi talep etmeyi bırakamayanlar tarafından yaratılmıştır. İnsanın, tamamen yabancı insanların gözünde değerli olduğunu kanıtlamaya çalışmaya hayatını adamadan önce kendini gerçekten çok küçümsüyor olması gerekir.

Aksine, gerçekten kendinden memnun olanlar, pohpohlanma ihtiyacıyla yanıp tutuşmayan ve yalnızca kendi süssüz, sıradan varlıklarından oldukça tatmin olabilenler arasındadır.

Kendisini seven daha az insanın değil çok daha fazlasının olduğu bir dünya, sağlıklı narsizm diyebileceğimiz şey bakımından zengin bir dünya kurmayı istemeliyiz. Yansımamıza bir süreliğine göz atma şansımız olduğunda ve onun gerçekten oldukça hoş - dışarı çıkıp etrafımızdakilere cömertçe iyilik ve özgecilik dağıtmaya yetecek kadar hoş - olduğunu düşündüğümüzde mütevazı ve kendini geri planda tutan, başkalarını umursama ve onlara dikkat verme konusunda sakince ilgili olmaya hazır, değersiz süslerden ve çılgın alkışlardan vazgeçmekten mutlu olacağız.

Recent entries