NE KADAR SAKIN KALMALIYIZ?

 

Psikoterapist Philippa Perry, “Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz” adlı kitabında, beyinlerimizin çalışması için günlük hayatta aşırı olmayan bir düzeyde stres yaşamamız gerektiğini anımsatır.

‘İyi stres’, öğrenmeyi destekleyen sinir sistemindeki büyüme hormonlarının salgılanmasını artırır. Psikoterapistler beynimizin uyum gösterme, yeniden düzenleme ve büyüme etkinliğinin gerçekleştiği bu çalışmaya ‘gelişme alanı’ adını verirler. Stresli olmak ruhumuza iyi gelmez, ancak stresi hayatımızdan tamamen çıkarırsak da gelişemeyiz. Şiddetli duygulara kapıldığımız anlarda gelişmemizi sürdürebilmek adına endişe ve korkularımıza tolerans göstermenin yollarını bulmamız gerekir.

Britanyalı felsefeci Julian Baggini, farklı bir bakış açısı benimseyerek Profesör George Vaillant ile Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacıların birlikte yürüttükleri bir çalışmanın sonuçlarını değerlendirmiştir. Vaillant’ın araştırma ekibi, iş hayatındaki hayal kırıklıklarını bastıran kişilerin bu başarısızlık duygusunu açıkça yaşamayı yeğleyenlere göre, cam tavanlardan daha fazla rahatsız olduklarını, kendilerini bir kafese hapsedilmiş gibi hissettiklerini ortaya çıkarmıştır. Vaillant şu sonuca varmıştır:

“Dizginlenemez öfkenin, kendi hayatlarındaki yıkıcı ve yok edici sonuçlarını yaşamaktan kaçınan ancak öfkelerini ifade etmeyi de başaran bireylerin, duygusal gelişim ve akıl sağlığı alanlarında inanılmaz bir başarı kaydettiklerini, ciddi biçimde savunabiliriz.” 

Julian Baggini bu noktadan yola çıkarak, günümüzün sürekli sakin olmayı yücelten kültürel yaklaşımını eleştirir. Baggini’ye göre, öfke bizim için gerçekten önemli olan şeylere işaret eder. Öfke konusundaki görüşlerini Baggini şöyle sıralar:

“Öfke dolu duygularınızdan kurtulup sakinleşmeye çalıştığınızda, iki durumdan biri gerçekleşir: Duygularınızı bastırırsınız ya da onları hiç yaşamamış gibi donuk bir ruh haline bürünürsünüz. İkisi de yaşamak isteyeceğiniz durumlar değildir. Sosyal ilişkiler, duygu olmadığında ya anlamlarını yitirirler ya da kötüleşip can sıkıcı olurlar.”

Baggini yanlış hareketler karşısında öfke göstermenin, son derece haklı ve uygun bir tepki olduğunu da ileri sürer. Böyle bir tepki göstermek Baggini’ye göre, tamamen sağlıklı bir davranışta bulunmak anlamına gelir. Sonuç olarak insanlar, köleliğin neden olduğu haksızlıklara öfke duymasalardı, kölelik ortadan kalkar mıydı? Emmeline Pankhurst ataerkil yönetici sınıflar karşısında sakin kalıp farklı düşünceler geliştirmeseydi, kadınlara oy hakkı verilmesini sağlayabilir miydi? Sizce de bu açıdan bakıldığında, tüm duygularımızı onların esiri olmadan kabullenmek, bizi daha da büyütmez mi?

 

Recent entries