NAZİK İNSANLAR NEDEN HER ZAMAN YALAN SÖYLERLER

Gerçekten iyi insanlar her zaman yalan söylemeye hazır hatta kimi zaman yalan söylemek konusunda oldukça heyecanlıdırlar. Bu kulağa tuhaf geliyor çünkü hepimiz kahramanca ama ayrımcı ve aldatıcı bir doğruculuk bağımlılığının pençesindeyiz.

nazik insanlar 1

Bunun büyük kısmı Amerika Birleşik Devletlerinin ilk başkanı George Washington’ın suçu olabilir. Rivayete göre, altı yaşındayken ona hediye olarak bir balta verilmiş. Verilen hediye onu o kadar heyecanlandırmış ki, doğruca bahçeye gitmiş ve güzel bir vişne ağacını yerle bir etmiş. Babası kesilmiş ağacı keşfedince hiddetlenmiş ve George’a bundan sorumlu olup olmadığını sormuş. Söylenenlere göre çocuk şöyle cevap vermiş: “Baba, yalan söyleyemem. Bendim.” Bu hikayenin doğruluğu oldukça şüphelidir fakat bugüne kadar kalmış çünkü hepimizin yoğun bir biçimde kolektif olarak kalkıştığımız bir ideali içeriyor: kişinin benliğine dayattığı bedellere rağmen gerçeğe sadık kalmak. Bu senaryoda yalancı, nefret uyandırır çünkü aşağılık kişisel çıkarları uğruna gerekli ve önemli bir gerçekten paçayı kurtarmaya çalışır.

Fakat iyi insanlar kendi çıkarları için yalan söylemezler. Kendilerini korumazlar ve gerçeklere yalancılık sebebiyle ihanet etmezler: (başta kulağa paradoksal gelse de) hakikati yoğun bir biçimde sevdikleri için ve kandırdıkları insana karşı iyi niyetlerinden dolayı yalan söylerler.

Bazı durumlarda yalancılık rolünü kabul etmeye yeterince hazırızdır. Havuçlu vanilyalı kekleri konusundaki mahareti sebebiyle kendiyle gurur duyan yaşlı bir teyzenizi ziyaret ediyor olabilirsiniz. Fakat onun altın çağı eski günlerde kalmıştır. Şimdi ise tarifi yüzüne gözüne bulaştırır ve bazen de tereyağını buzlukta ne kadar beklettiğini unutur. Sonuç bir hayli rahatsız edicidir. Fakat başkalarını memnun edebildiğini hissetmek onun için oldukça önemlidir. Bu yüzden yalan söylersiniz.

Yalan kendini korumak için değildir. Tümüyle dürüst olmanın tehdit edebileceği daha büyük bir gerçeğe - teyzenizi sevdiğiniz gerçeğine - duyulan sadakatten dolayı söylenir. Sık sık olduğu gibi, büyük bir gerçek, ufak bir sahtelik yoluyla başka bir kişinin zihnine geçmiş olur.

nazik insanlar 2

Sahteliği bu kadar gerekli kılan şey talihsiz çağrışımlar yapmaya yönelik yatkınlığımızdır. Teoride, birisini tümüyle sevmek ve aynı zamanda onların kek yapma konusunda berbat olduklarına inanmak elbette mümkündür. Fakat bizim zihinlerimizde, keklerimizin reddedilmesi kendi varlığımızın reddedilmesiyle eş anlamlı hissettirebilir. Kısmen düzgün herhangi bir insanı, kendi düşünce süreçlerimizin kalın kafalılığı ile bize yalan söylemeye zorlarız. Teyzemiz bir sahteliğin pençesinde olduğu için (‘eğer kekimi sevmiyorsan, beni de sevemezsin’) ona bir doz yalan sunmak zorunda kalırız (‘kekini seviyorum’), böylece büyük bir hakikatin (‘seni seviyorum’) güvende kaldığından emin oluruz.

Aynı prensip daha çetrefilli durumlara da uygulanabilir. Bir konferans için uzaklara giden bir kadın farz edelim. Bir gece, barda hoş bir sohbetin ardından duygularına kapılır ve uluslararası bir meslektaşıyla yatağa girer. Sevişmezler ama hoşça vakit geçirirler. Dudaklarını birbirine sürterler ve bacaklarını birbirine dolarlar. Birbirlerini neredeyse kesin olarak bir daha görmezler, bu uzun süreli bir ilişkiyi başlatma girişimi değildir ve çok az şey ifade etmiştir. Kadın eve döndüğünde partneri ona akşamının nasıl geçtiğini sorar. Kadın, odasında tek başına CNN’i izlediğini ve bir kulüp sandviç ısmarladığını söyler.

Yalan söyler çünkü partnerini çok iyi tanır ve onun hakikate nasıl yanıt verebileceğini tahmin edebilir. Derinden yaralanacaktır, eşinin kendisini sevmediğine ikna olacaktır ve muhtemelen boşanmanın tek çare olduğuna karar verecektir.

Fakat hakikatin bu değerlendirmesi doğru olmazdı. Gerçekte, birisini derinden sevmek ve arada bir başka biriyle yatağa girmek elbette fazlasıyla mümkündür. Fakat yine de, düşünceli insanlar, sadakatsizlik ve kalpsizlik arasındaki yerleşik ve toplumsal olarak kabul edilmiş çağrışımları anlarlar. ‘Singapur şubesinden bir meslektaşımla bir gece geçirdim’ (ki bu doğrudur) gibi bir haber neredeyse hepimiz için ‘Seni artık sevmiyorum’ (ki bu doğru değildir) anlamına gelecektir. İşte bu yüzden, ‘Hiç kimseyle yatmadım’ (ki bu doğru değildir) demek zorundayız daha büyük bir fikri korumak adına: ‘Seni hala seviyorum’ (ki bu ezici şekilde doğrudur).

nazik insanlar 3

Gerçeği ne kadar sevseler de, iyi insanların başka bir şeye daha da büyük bir bağlılıkları vardır: başkalarına karşı düşünceli olmak. Bir gerçeğin, kolaylıkla, başkalarının zihninde umutsuzca faydasız kanaatler üretebileceğini kavrarlar ve bu nedenle her defasında gururla doğruyu söylemeye kalkışmazlar. Sadakatleri, asıl anlatıdan çok daha önemli bir şey için ayrılmıştır: dinleyicilerinin ruh sağlığı ve esenliği. Hakikati söylemenin, kişinin sözlerinin cümle cümle doğruluğu meselesi değil, kişi konuştuktan sonra diğer kişiye gerçekliğin hakiki bir resminin bırakılabildiğinden emin olma meselesi olduğunu anlarlar.

Başkalarının esenliği için duyulan bu endişe, neden nazik insanların yalnızca yalanlarının tespit edilme şansı küçük olduğunda yalan söylediklerini açıklar. Ortaya çıkmış bir yalanın adamakıllı ve gerekçesiz bir soruna yol açarak diğer kişinin ikinci ve daha da radikal bir yanlış sonuca varmasına yol açacağını bilirler: yalnızca ‘beni sevmiyorsun’ değil (ilk yalan) üstelik bir de ‘beni sevmediğin için bana yalan söyledin’ (ikinci ve daha da büyük yalan.)

İyi yalancının mantığının böyle bir bir anlatıldığını duymak biraz küçümseyici gelebilir. Fakat bu yalnızca, kendi zihinlerimizin kırılganlığını kabul etmekten hoşlanmıyor olmamızdandır. Ne kadar acı verici olursa olsun hakikati kucaklamaya kahramanca hazır olduğumuza inanabiliriz. Fakat o sebeple, duygusal hazımsızlığa olan kendi güçlü eğilimlerimizi hesaba katmayız. İşte bu yüzden, ara sıra yalan söylemekle (ama aktif bir biçimde, zaman zaman, diğerlerinin bize yalan söyleyeceklerini de ummakla) kalmamalıyız, ayrıca yalan söylediklerini asla anlamayacağımızı da sessizce ümit etmeliyiz. 

Recent entries