Nasil Sevebiliriz?

Günlük hayatın bizi düzenli olarak düşünmeye zorladığı en büyük zihinsel bulmacalardan biri şudur: ‘Neden diğer insanlar bu kadar berbatlar? Nasıl oluyor da bu kadar güvenilmez, saldırgan, aldatıcı, kaba, ikiyüzlü ya da korkak olabiliyorlar?’ Bir cevap ararken standart, işlevsel ve cazip bir açıklamaya sırtımızı dayarız: berbat insanlar oldukları için. Korkutucu, düzenbaz, yozlaşmış ya da ‘kötü’dürler; bazı tipler böyledir işte. Sonuç iç karartıcı olsa da aynı zamanda son derece geçek ve sarsılmazdır.

Ne var ki bazı şeyler özellikle keskin çizgilerle ayrılmış hissettirdiğinde kesinliğinden emin olduğumuz pek çok şeye meydan okuyacak ve dünyayı daha karmaşık kılacak sıra dışı bir düşünce deneyinden faydalanabiliriz: insanlara sevginin gözünden bakmayı deneyebiliriz. Deney belirli bir dayanıklılık gerektiriyor ve en iyi şekilde günün daha sessiz, telaşsız zamanlarında uygulanabilir. Bunu başardığımızda en yüksek etik başarılarımızdan biri olarak sayılabilir.

Normalde kendi tarafımızı tutmakta kararlıyızdır, kendi bakış açımıza çok fazla bağlıyızdır ve yerleşik, ahlak dersi veren kesin yargılara prim vermeye eğilimliyizdir. Yine de ara sıra da olsa insanlara farklı bir objektiften bakma gücüne sahibizdir: onların gerçekliğinin başta beklediğimizden çok daha karmaşık ve detaylı olmasının mümkün olduğunu ve içgüdülerimizin söylediğinin aksine daha çok anlayış ve özeni hak ettiklerini fark ederiz. Bizi incitmiş ve hüsrana uğratmış olsalar da, davranışları beklediğimizin tam tersi şekilde olsa bile onlara aptal ve mankafa deyip geçmenin çekiciliğine rağmen bunu fark ederiz.

 nasl sevebiliriz 1

Bir başka insana sevginin gözlerinden bakmak aşağıdakilerden bazılarını da içerir:

 

– Hayal Gücü

Ahlak dersi veren düşünme biçimi insanları en kötü anlarıyla özdeşleştirir. Sevgi dolu düşünme biçimi ise bizi başka bir yöne iter, bir insanın neden pişman olacağı bir şey yapmış olabileceği ve buna rağmen bir miktar anlayışı hak etmeye devam edeceğini düşünmek için hayal gücümüzü kullanmaya teşvik eder bizi. Belki de çok korkmuşlardı, belki aşırı kaygı ve umutsuzluğun baskısı altındaydılar. Başka bir şey yapmaya veya söylemeye çalışırken belki de ellerinden yalnızca bu kadarı gelmişti.

Sevgi ile bakanlar öfkeli bağırmaların ardındaki keder ve pişmanlığı ya da kibirli ve kendini beğenmiş bir tavrın arkasındaki dayanılmaz kırılganlık duygusunu hissedebilirler. Yetişkinlikteki bozuklukların arka perdesinde daha erken dönemlerde yaşanan travma ve hayal kırıklıklarının olduğunun farkındadırlar. Karşılarındaki insanın da bir zamanlar bir bebek olduğunu hatırlarlar.

Sevgi dolu biri, pişmanlık ve büyüme olasılığının yanında yüzeyin altındaki tatlılığa da tutunur. Hafifletici durumlara, yani hatalara ve ‘kabalıklara’ yıkıcı olmayan bir ışık tutabilecek her türlü gerçeğe kendilerini vermişlerdir.

– Kötü değil İncinmiş

Sevgi dolu düşünme biçimi basit ve saf bir kötülüğün olduğuna inanmayı reddeder. Kötü davranışlar her zaman incinmenin sonucudur: bağıran kişi duyulduğunu hissetmemiştir, alay eden kişi bir zamanlar aşağılanmıştır, her şeye şüpheyle yaklaşan kişinin umutları tükenmiştir. Bu, sorumluluk almamak için bir bahane değildir, yalnızca kötü davranmanın bir yara sonucunda olduğuna ve hiçbir zaman doğuştan gelen bir şey olmadığına dair bir bilgidir.

nasl sevebiliriz 2

Sevginin en temel adımı, en zor durumlarda, bir kişinin açıkça görülen nahoş eylemleri ile her zaman onların ardında yatan üzücü sebepler arasındaki farka tutunmaktır.

– Başlık değil Hikaye

Ahlak dersi veren düşünce biçimi başlıkları sever; sevgi dolu düşünce ise hikayeleri arar. ‘Kızgın kardeş ailesini terk ediyor’ başlığının on yıllar öncesine dayanan bir hikayesi vardır. Eski bir evde, dengesiz ebeveynlerin elinde masumiyet kaybedilmiş ve denge ortadan kaldırılmıştır. ‘CEO’nun şirketi batırması skandalı’ bir açgözlülük ya da rüşvet hikayesi değil bir kayıp, yas ve akıl hastalığı hikayesidir. Karikatürün karşısında sevginin görevi merak etmektir.

– İçerideki Çocuk

Başkalarını sevgiyle düşünmek sonsuza dek içlerindeki çocuğu hatırlamak anlamına gelir. Hatalı kişi tümüyle yetişkin olsa da davranışları her zaman daha erken yıllarla ilişkili olacaktır. Bir başkasına kendimizden küçükmüş gibi davranarak patronluk taslamama konusunda o kadar dikkatliyizdir ki onların dışarıdan görünen yetişkin yönlerini görmezden gelip içeriden sızan kızgın ve kafası karışmış çocuğu görmemize ve anlamamıza duydukları ihtiyaç gözümüzden kaçar.

Bizi hayal kırıklığına uğratan küçük çocukların etrafındayken onları kötülükle yaftalamayız, ne kadar yanıldıklarını göstermek için üstlerine gitmeyiz. Nasıl olup da bazı şeyleri söyleyebildiklerini ya da belirli şeyleri yaptıklarını anlamaya çalışmanın daha az korkutucu yollarını buluruz. Küçük bir insana kolayca kötü bir niyet atfedemeyiz; olabilecek en iyi niyetli yorumları ararız. Belki de biraz yorgun olduklarını, sakızlarının tadının kötü olduğunu ya da daha küçük bir kardeş gelmesi sebebiyle üzgün olduklarını düşünürüz muhtemelen. Zihnimizde alternatif oluşturabilecek açıklamalardan oluşan geniş bir repertuvar vardır.

Bu, yetişkinler konusunda yaşadıklarımızın tam tersidir; yetişkinler söz konusu olduğunda onların yaptıklarının kasıtlı olduğunu düşünürüz. Eğer çocukları yorumlama yöntemimizi buraya da aktarırsak ilk varsayımımız oldukça farklı olur. Her yetişkinin mecburen ne kadar çocuk kaldığını düşünecek olursak çocuklarla görece daha kolay yürüttüğümüz bazı hamleler yetişkinlerle uğraşırken de önemli olmaya devam edecektir.

nasl sevebiliriz 3

– Tragedya Olasılığı

Ahlaki ders veren düşünce biçimi insanların hak ettiklerini bulduklarından emindir. Sevgi dolu düşünce ise tragedyanın varlığına, yani kişinin hem iyi hem de hatalı olma olasılığına inanır. Tragedya bize en şaşırtıcı olayların az çok masum olan ya da ortalama ölçüde aklı karışık ve zayıf kişilerin başına gelebileceğini öğretir. Tümüyle ahlaki bir evrende yaşamıyoruz; hak etmediği düşünülen insanlar da felaketlerden payını alabilir. Sevgi dolu düşünme biçimi çarpıcı, korkutucu ama yine de nadiren kabul edilen bir olasılığı kabul eder: hata yalnız ‘kötülere’ özgü değildir.

– Sabır

Ahlak dersi vermeyi düşünenler kolayca kesin yargılara varırlar; sevgi dolu olanlarsa acele etmezler. Açıkça rahatsız edici davranışlar karşısında, örneğin ani bir öfke patlaması, saldırgan bir suçlama, kaba bir söz karşısında sakin kalırlar. İçgüdüsel bir biçimde mantıklı açıklamalara yönelirler ve şu anda çıldırmış ama özünde sevilebilir olan bu insanın daha iyi anlarını da açıkça zihinlerinde taşırlar. Bakış açısını kaybetmenin oldukça normal olduğunu ve genellikle geçici bir umutsuzluk ya da yorgunluktan başka bir şeyi işaret etmediğini anlayacak kadar kendilerini iyi tanırlar. Kendilerini haklı çıkararak hassas bir duruma körükle gitmezler; bu davranış kendini iyi tanımamanın ve oldukça seçici bir hafızanın göstergesidir. Masaya bir yumruk savuran ya da aşırıya kaçan fikirler ortaya atan kişi muhtemelen ya endişeli, ya korkmuş, belki aç ya da oldukça heyecanlıdır: tüm bunlar, tiksinmeden çok anlayışa yer açması gereken koşullardır.

– Telafi Edici Özellikler

Sevgi ile düşünenler herkesi açıkça belli olan zayıflıklarının yanında güçlü yanları ile de görürler. Bu zayıflıklara rastladıklarında hepsinin bundan ibaret olduğu sonucuna varmaz, hesap defterinin negatif tarafındaki neredeyse her şeyin pozitif taraftaki bir şeyle ilişkili olduğunu bilirler. Çıldırtıcı bir özelliğin bağlı olduğu güçlü özelliği aramak için normalin üstünde bir çaba sarf ederler. Birinin ukalalık yaptığını ya da taviz vermediğini görmek kolaydır: kriz anlarında onların açık sözlülüğünü ve dürüstlüğünü unutmaya meylederiz. Bir kişinin dağınıklığı konusunda çok şey biliyor olsak da, sıra dışı ölçüde yaratıcı bir heyecan taşıdığını unuturuz. Yalnızca güçlü yanları olan bir insan olamayacağı gibi yalnızca zayıflıkları olan biri de olamaz. Çözüm, tek başına kusurları görmeyi reddetmekte yatar. Sevgi, zayıf yönleri olmayan insanların var olmadığına dair sürekli yenilenen ve uysallıkla kabullenilmiş bir farkındalıktan oluşur.

– Bizler de Günahkarız

Başkalarına sevgi dolusu bir bakış edinebilmek için en büyük teşvik hepimizin özümüzde kusurlu ve kimiz zaman da açıkça deli olduğumuzu kabul etmektir. Cömertliğin düşmanı, hataları aşabileceğimiz yanılgısıdır; oysa sevgi hepimizin eşit ölçüde budala, çatlak ve kusurlu olduğumuzu kabul etiğimizde başlar. Bazı insanları bu kadar yargılayıcı kılan kendi mükemmelliklerine duydukları örtük inançtır.

Dünyaya sevginin gözlerinden bakarak kötü insan diye, hele de canavar diye bir şey olmadığı sonucuna varmamız gerekir. Yalnızca talihsiz eylemleri meydana getiren acı, kaygı ve ıstırap vardır. Bu durumda yalnızca kibarlık etmiş olmayız; bu bir nezaket alıştırmasından ibaret değildir; insan psikolojisinin derinlerinde indiğimizde, kabaca ve neredeyse tesadüfi bir biçimde aynı şey olabilecek hakikati kavramaya yönelik bir alıştırmadır.

 

 

 

 

 

 

Recent entries