Kendimizden Söz Etmek

Kibar insanlar, daha küçük yaşlarda kendilerinden çok da fazla söz etmemeyi öğrenmişlerdir. Sevimli görünmek için - kendine dair birkaç yorum dışında-  her zaman yalnızca başkalarının hayatlarına dair sorular sormalı ya da gazete haberleri gibi kişisel olmayan konular bulmadırlar ki nahoş bir suçlamaya uğramasınlar: sadece kendiyle meşgul olma suçlamasına.

Oysa bu görgü kuralı, kendimizden söz etmenin farklı biçimlerini birbirinden ayırt etmeyi göz ardı eder. İyi yetişmiş insanlar bunu zaman zaman unutsa da hayatımıza dair bazı detayları paylaşmanın iyi ve kötü yolları vardır. Üstelik bu, ne kadar konuştuğumuzla değil nasıl konuştuğumuzla ilgilidir.

kendimizden soz etmek 1

© Steven Guzzardi

Kendinden söz etmenin öyle bir yolu vardır ki ne kadar uzun sürerse sürsün, size dost kazandırmak konusunda bir kez bile şaşmaz, dinleyicileriniz olacağını garanti eder, ortamdaki çiftleri rahatlatır, yalnız insanlara teselli olur ve düşmanlarınızın iyi niyetini kazanır. Bu yol, zaaflarımızı ve hatalarımızın itirafıdır. Başarısız olduğumuzu, üzüldüğümüzü, bizim suçumuz olduğunu, anne babamızın bizi pek sevmediğini, yalnız olduğumuzu, ilişkimizin bitip tükenmiş olabileceğini duymak birinin bizim hakkımızda öğrenebileceği en güzel şeydir.

Bu, genellikle insan doğasındaki temel bir kusura işaret eder ama aslında gerçek çok daha dokunaklıdır. Birinin zaaflarını duyduğumuzda sevinç çığlıkları atmasak da son derece güvende hissederiz – hayatta olmanın sarsıcı zorlukları karşısında yapayalnız olmadığımızı bilmenin verdiği bir güvendir bu. Hayatımızdaki zorlukların başkalarının hayatlarında da olduğuna dair pek kanıt bulamadığımızda, bunların sadece bizim başımıza musallat olmuş bir lanet olduğundan kuşkulanmak hepimiz için çok kolaydır çünkü. Medya -tabii en başta sosyal medya- başkalarının maddi ve yaratıcı başarılarına dair bize sayısız örnek sunarken, arkadaşlarımız ve yakınlarımız sohbetlerini kendilerinin ve çocuklarının başarılarına dair üstü kapalı övüntülerle çeşniler.

kendimizden soz etmek 2

 

© Steven Guzzardi

Kendi reklamını yapan bu insanların amacının aslında bizi kendilerinden uzaklaştırmaya çalışmıyor oluşu ironiktir. Dokunaklı ama son derece yanılgı içinde bir inançla başarılarından ötürü bizim onları daha çok seveceğimiz düşüncesiyle aldanırlar. Yalnızca kısıtlı bağlamlarda, örneğin ebeveynlerimizi memnun etmeye çalıştığımızda ya da kariyerimizde ilerlemek için başarılı insanların yardımına ihtiyaç duyduğumuzda işe yarayabilecek bir iletişim biçimini sosyal ilişkilere uygularlar. Övünen insanlar, başarıyı muazzam bir sorun olarak gördüğümüzü sık sık unuturlar.

Mükemmel olmak için çok çaba harcarız. Oysa çekici olanın kusurluluk olması ironiktir. Başkaları yaşadığımız sorunlarda bizim de kendimizi yalnız hissettiğimizin kanıtlarını duymak isterler: cinsel hayatlarımızın ne kadar anormal olduğunu; kariyerimiz konusunda ne kadar yanlış bir seçim yapmış olduğumuzu; ailemizi bir türlü memnun edemediğimizi; neredeyse her zaman kaygılı olduğumuzu.

kendimizden soz etmek 3 

© Steven Guzzardi

Bu yaralardan birini ortaya koymak elbette bizi büyük bir tehlikeye atar. İnsanlar bize gülebilirler; sosyal medya bayram edebilir. Tam da öyle olması gerekir. Yanlış ellere geçtiğinde bizi küçük düşürebilecek yaralarımızı açarak yakınlaşırız. Arkadaşlık, birinin konuşarak bir başkasına çok değerli bir şey vermesinden doğan minnettarlık payıdır. Verilen süslü bir hediye değil çok daha kıymetli bir şeydir: kişinin kendine olan saygısının ve itibar duygusunun anahtarı. Bütün dünyanın karşısında güçlü görünmek için bu kadar çaba göstermek zorunda olmamız çok dokunaklıdır, çünkü aslında bizi cazip kılan ve yabancıları dostlara çeviren şey yalnızca utanç içindeki, üzgün, melankolik ve kaygılı yönlerimizdir.

 

Recent entries