Kaygi Uzerine

Bugün, çoğu zaman olduğu gibi, kaygılısınız. Kaygı, orada, arka planda her daim mevcut, kimi zaman daha ön planda, kimi zaman o kadar değil ama asla tümüyle yok olmuyor; olsa da bu yokluk bir akşamdan daha uzun sürmüyor. Kaygı belli başlı şeylerle ilgili gibi görünüyor: pek çok insanı tanımıyor olacağınız o parti, aşina olmadığınız bazı otellere yapmanız gereken o karmaşık gezi, kariyerinizin gidişatı, dışarıdaki sondaj, eposta sorunu, uçağınızın klostrofobik iç dizaynı, sindirim sisteminiz…

Ancak, daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, bizim için sorun daha büyük, daha belalı ve çok daha temeldir. Endişelendiğimiz herhangi bir belirli olayın ötesinde, zamanın ilerisinden bakıldığında daha büyük bir sonuca varmak kaçınılmazdır: bizler kaygılı varlıklarız, özümüzde, yaratılışımızın bir gereği olarak. Gün be gün zihnimizde parazit yaratan şu ya da bu belirli endişeye odaklansak da asıl karşı karşıya olduğumuz şey, hayatın kalıcı bir özelliği, değiştirilemez, varoluşsal, inatçı ve yeryüzündeki kısa hayatımızın önemli bir kısmını mahvetmekten sorumlu olan kaygıdır.

Kaygının işkencesi altında, doğal olarak, en sonunda bizi neyin sakinleştirebileceği konusunda güçlü hayallere yenik düşeriz. Belirli noktalarda, özellikle de kuzeyde, hayaller seyahate yöneliktir.

 kayg uzerine 1

Nihayet orada, açık mavi gökyüzünün altında, buradan on bir buçuk saat ve yedi saat dilimi uzaklıktaki o adada, ayaklarımızın altında şapırdayan ılık sular ve Mısır keteninden çarşafların serili olduğu ve tazeleyici bir rüzgârın estiği deniz kenarındaki villada huzura ereceğimizi düşünürüz. Yalnızca birkaç ay dişimizi sıkmaya ve yüklü bir miktarı gözden çıkarmaya bağlıdır.

 kayg uzerine 2

Ya da belki de evimiz gerçekten istediğimiz gibi olsaydı sakinleşebilirdik: her şey yerli yerinde olsa, dağınıklık olmasa, kusursuz duvarlar, bolca raf, çıplak meşe, kireç taşı, loş ışıklandırma ve bir sürü yeni elektrikli alet olsa.

Belki de bir gün şirkette hak ettiğimiz pozisyona ulaştığımızda, romanımız sattığında, filmimiz tamamlandığında ya da hisselerimiz 5 milyon dolar değerine ulaştığında ve yabancılarla dolu bir odaya girdiğimiz anda kim olduğumuzu bildikleri zaman rahata ereriz.

 kayg uzerine 3

Ya da (ki bunu özellikle kendimize saklarız), hayatımızda doğru insanı, bizi doğru şekilde anlayacak birini, hayatı birlikte yaşamanın bu kadar zor olmayacağı birini, ince ve anlayışlı davranacak, düşünceli birini, şefkatli gözleri olan ve kollarında neredeyse bir çocuk gibi huzurla yatacağımız birini bulursak sakinleşebiliriz; ne yazık ki öyle olmaz.

 kayg uzerine 4

Seyahat, Güzellik, Statü ve Aşk: sakinlik hayallerimizi etrafında toplayan dört büyük çağdaş ideal aynı zamanda birlikte ele alındığında çağdaş ekonominin çılgın etkinliklerinde aslan payına sahiptir: havaalanları, kıtalararası uçuş jetleri ve yazlık oteller; aşırı hararetli mülkiyet piyasası, mobilya şirketleri ve ahlaki değerleri olmayan müteahhitler; network kurma etkinlikleri, statü için kullanılan medya ve rekabetçi iç anlaşmaları; büyüleyici aktörler, yükselişe geçen aşk şarkıları ve meşgul boşanma avukatları.

Yine de bu hedeflerin peşinden koşarken sarf edilen vaatlere ve tutkuya rağmen hiçbiri bir işe yaramaz. Kumsalda da, kusursuz evde de, şirketteki satıştan sonra da, hatta baştan çıkaracağımız herhangi birinin kollarında da kaygı olacak, ne kadar denersek deneyelim.

Kaygı, sağlam temelleri olan sebeplerden ötürü bizim temel durumumuzdur:

– Çünkü bizler fiziksel olarak son derece savunmasız canlılarız: kendi seçtikleri bir anda felakete yol açarak nihayet bizi yarı yolda bırakana dek uygun zamanı bekleyen hassas organlardan oluşan karmaşık bir ağ.

– Çünkü hayata dair en büyük kararları almak için yetersiz bilgiye sahibiz: az çok gözlerimiz bağlı ilerliyoruz.

– Çünkü sahip olduğumuzdan çok daha fazlasını hayal edebiliriz ve kıskançlık ve huzursuzluğun bir sabit olduğu, çevrimiçi olmaya odaklı, medyatikleşen toplumlarda yaşıyoruz.

– Çünkü diğerleri vahşi hayvanlarca çiğnenip parçalanmışken hayatta kalan türlerin büyük savaşçılarının soyundan geliyoruz ve banliyönün sakinliğindeyken bile savanın dehşetini hala iliklerimizde taşıyoruz.

– Çünkü görünür nesneler ve yerler, meşe ağacından masalar ve kumsallar, sakinliği ancak gözlerimizde sembolize edebiliyor ama ruhumuza işleyemiyor.

– Çünkü kariyerimizin ve mali durumumuzun ilerleyişi dar zihinli, rekabetçi, yıkıcı, sınırları olmayan kapitalist bir makinenin rastlantısal işlerinde vuku buluyor.

– Çünkü öz-saygımız ve rahatlık duygumuz için, kontrol edemediğimiz, ihtiyaçları ve umutları asla tümüyle bizimkilerle aynı çizgide olmayacak insanların sevgisine bağlıyız.

Bunların hiçbiri içinde bulunduğumuz duruma değinmenin daha iyi ya da daha kötü yolları olmadığı anlamına gelmez.

En önemli hamle kabullenmektir. Her şeyin üstüne, bir de kaygı duyduğumuz için kaygılanmanın gereği yoktur. Ruh halimiz hayatlarımızın kötüye gittiğinin bir işareti olamaz, yalnızca yaşadığımızı gösterir. Bizi kaygıdan kurtaracağını sandığımız şeylerin peşinden koşarken daha dikkatli olmamız gerekir. Bunların peşinden koşmaya devam edebiliriz ama sakinlik hayalleri dışındaki sebepler için ve daha az coşku, daha fazla şüphecilik ile.

Kendimizi yalnızlığın yükünden kurtarmalıyız. Bu soruna sahip olan yalnız bizler değiliz. Herkes, bize söylemeye istekli olduğundan daha fazla kaygı duyar. Büyük iş adamı da, birbirine aşık çift de acı çeker. Aslında nasıl insanlar olduğumuzu itiraf etmek konusunda topluca başarısız oluruz.

Kaygılarımıza gülmeyi öğrenmemiz gerekir; kahkaha, şimdiye dek mahrem olan bir ıstırabımıza bir şaka içinde iyi işlenmiş bir toplumsal formülasyon verildiğinde duyduğumuz rahatlamanın hayat dolu bir ifadesidir. Bir bedene sahip olmanın dehşetine gülebiliriz:

 kayg uzerine 5

Hırslarımızın tuhaf ölçüsüne de:

kayg uzerine 7

Bakış açımızı her konuda ne kadar kolay kaybettiğimize:

kayg uzerine 8

Kucaklaşmalıyız; çağdaş sarılmaların dayatılmış samimiyeti ya da bunaltıcı cana yakınlığı ile değil, dünyevi varoluşun acımasız gerçekleri karşısındaki insanları rahatlatmak için dünyaya inen Botticelli’nin melekleri gibi melankolik bir duygudaşlıkla:

 kayg uzerine 8

Tek başımıza acı çekmek zorundayız. Ama en azından bizim gibi acı çeken, kırgın ve her şeyden öte kaygılı komşularımıza kollarımızı dolayabiliriz; mümkün olan en nazik biçimde, şöyle demek ister gibi: ‘Biliyorum…’

 

 

Recent entries