ILK BULUSMADA NASIL BUYULERSINIZ?

Beğendiğimiz biriyle ilk randevumuzun elbette iyi gitmesini isteriz. Ortalıkta bir sürü tavsiye var: Hep siz konuşmayın, şakacı ve rahat olun, onlara kendileri hakkında sorular sorun, özel hayatına burnunuzu sokmayın; küçük bir mekan, belki bir İtalyan restoranı tercih edin; cömert bir bahşiş bırakın; güzel ayakkabılar giyin.

Aslında biraz da gerginiz: Oldukça garip ve meşakkatli bir şey yapmaya çalışıyoruz; bir başkasını etkilemek ve hatta baştan çıkarmak. Sık kullanılan dar anlamıyla onu bizimle seks yapmaya ikna etmek değil; daha geniş, daha temel bir derinlikle, bizden hoşlanmasını sağlamak. Randevu, bir anlamda seyircinin karşısına çıkmak demektir. Genellikle kabul etmesek de, birbirimizi müstakbel uzun süreli bir birliktelik içerisinde hayal ederiz. Baştan çıkarma, daha geniş ve daha önemli manada, bizi bir ilişki içinde makul bir aday olarak görebilecek birini adım adım ikna etmek anlamına gelir. O zaman asıl soru: Bu ışıkta bizi doğru aday olarak gösterebilecek şeyler nelerdir? Onları hayatımıza katabilmek için neye ihtiyacımız var?

Burada iki temek önceliğimiz var. Birincisi, kendimizle iyi bir ilişki içinde olduğumuzu göstermektir. Bu, ne kadar harika insanlar olduğumuzu, ne kadar muhteşem bir hayat sürdüğümüzü anlatmayı gerektirmiyor. Modern kültür “Paris’in müzelerini çok severim” ya da “Ay ışığında gölde yüzmeye bayılırım” gibi şeyler söylemenin baştan çıkarıcı olabileceğini düşündürür. Fakat bu tip ifadeler, bizimle her gün birlikte yaşamanın keyifli (hatta katlanılabilir) olduğu mesajını pek de ifade etmiyor. Aksine, bizi olası bir partner olarak çekici kılan şey kendi zayıf yönlerimizi fark edebilme düzeyimiz. Bütün kusurlarımızı ortaya dökmemize gerek yok: Garsonu azarlamak, bizi yüz üstü bırakan bir arkadaşımız için gözyaşı dökmek ya da seneler önce iş yerinde yaşanmış küçük düşürücü bir olayı anlatmak değil kast edilen. Böylesi, sadece acizlik aslında... Gerçekten tatlı ve çekici -yani etkili şekilde iç rahatlatıcı- olansa, zayıflıkların özgüvenle ifade edilmesidir.

Örneğin, kendinden emin bir eda ile “Biliyor musun, buraya gelmek beni birazcık endişelendirdi” cümlesini ortaya bırakıvermek, fazlasıyla etkileyici olabilir. Bu cümle hem kavrayış hem de dayanıklılık belirtisi. Endişemize teslim olmuyoruz (önümüzdeki kokteyli mideye indirerek ya da dekorun ne kadar harika olduğu konusunda çılgınca ısrar ederek); kırılganlığımızı kabul edip, kaygımızı gözden geçirecek güce ve onunla rahatlıkla baş edebilecek kapasiteye sahibiz. Laf arasında ama son derece sakin ve gülümseyen bir tonla “Tahmin edebileceğin gibi sonrasında, kendi kendime ufak bir öfke nöbeti yaşadım” demek hem yerinde bir ara sıra kendinden hoşlanmama becerisini hem de olgun bir şekilde pek etkileyici olmayan anlarımızı hazmetme ve onlardan öğrenme kabiliyetini belli ederek, aynı ölçüde baştan çıkarıcı olabilir. Baştan çıkaracak şekilde kendini ortaya koyma, temelinde şöyle bir fikir barındırıyor: “Ben bir miktar deliyim elbet ama bundan histerik olmayan ve mütevazı bir biçimde bahsedebilecek kadar da aklım başımda.” Kendi farklı yönlerimizle olabilecek en iyi ilişki içinde olduğumuzu göstermiş oluyoruz. Fazlasıyla baştan çıkarıcı olan ikinci bir hamle ise diğer kişiyi sevecenlik ve gerçekçiliğin bir karışımı ile değerlendirdiğimizi belli etmek. Bir hayranlık havası katmanın, karşı tarafın bizi istisnai çekiciliği ve kusursuzluğu ile çarptığına onu inandırmanın baştan çıkarıcı olduğunu zannederiz. Fakat şaşırtıcı bir biçimde bu denli açıkça hayranlık duyulması aslında fazlasıyla kaygı vericidir. Çünkü içten içe, hepimiz böyle yoğun tezahüratları hak etmediğimizi düşünür, onları çoğunlukla umut kırıcı ve bazen de oldukça acınası buluruz.

Yani, baştan çıkarma hem diğer kişiden çok hoşlandığımızı hem de her şeye rağmen onun zaaflarını görüp onlarla ince bir müsamahayla baş edebileceğimizi ve onları bağışlayabileceğimizi göstermeyi gerektirir. Akşamın sonlarına doğru, onların kusursuz olmayan bir yönlerini anladığımızı ima eden sıcak, şakacı bir tavırla “O olaydan sonra kendine biraz acıyarak bir süre yorganın altında saklandın galiba” diye sorabiliriz, sevecen bir gülümsemeyle. Böylesi bir ifade karşımızdaki kişiden, onun kusursuz olduğu gibi yanlış bir algıyla değil, onun zaaflarını eksiksiz ve korkusuz bir takdirle karşılayarak hoşlandığımızı belli eder. Bu da etkileyici bir biçimde baştan çıkarır; çünkü her şeyden önce, iç rahatlatıcıdır. Gerçek bir ilişkinin deneme koşulları altında, birinin bizi görmesini isteyeceğimiz ideal yolu ortaya koyar. Biz hayran olunmayı değil, doğru şekilde tanınmayı ve yine de sevilip bağışlanmayı arzuluyoruz. O anda pek çok şey heyecan verici olabilir ama kendini bilmek ve cömert bir anlayış dünyadaki en baştan çıkarıcı şeylerdir. Çünkü bunlar bir başkasıyla yaşamayı katlanabilir kılan şeylerdir. Bunlar, ilk randevunun ötesine geçen uzun, heyecan verici, güzel ve zaman zaman da aşırı derecede acı verici olan bir yolculuğa çıkmak için gerekenlerin bizde olduğunu gösterir.

Recent entries