Hayat Denen Sans Oyunu

Modern dünyada, pek çok ülke şans oyunları düzenler ve her hafta milyonlarca insan hızla büyük bir servet kazanma umuduyla bu oyunlara katılır. Şaşırtıcı bir şekilde bu şans oyunları konusunda en heyecanlı olanlar genellikle daha dezavantajlı durumda olan ve daha az eğitim düzeyine sahip olan insanlardır. İstatistikleri pek de doğru anlayamıyor olmalarını yüzümüzde bir gülümsemeyle izleriz. Şanslarının ne kadar ufak olduğunu anlayacak olgunluğa ve matematik bilgisine sahip olsalardı asla zahmet etmezlerdi, diye düşünürüz. Belki de bu kadar cılız bir umuda bel bağlayan bunca insana acırız. Tutturulması imkansız derecede küçük bir noktayı hedeflediklerini biliriz.

Oysa bizler de daha iyi durumda değiliz. Biz öyle şans oyunlarıyla falan alakamız olmadığından emin olsak da aslında içinde olduğumuz bir şans oyunu vardır: Hayat. Bizler de elimizde çeşitli biletler tutup gözlerimizi istatistiksel olarak mucizeye yakın denebilecek olasılıklara dikiyoruz; hem de kendimizi tümüyle uyanık, rasyonel ve sağduyulu zannederek. Mutluluğa dair umutlarımızı şans oyunlarına benzer bir tutumla yeşerttiğimiz özellikle iki alan vardır hayatlarımızda: aşk ve iş.

 sans oyunu 1

 

İdealimizdeki başarılı hayatı resmetmemiz istense muhtemelen şöyle bir şey tasvir ederdik. Mümkün olan en erken yaşta kendimizin için en doğru olan iş kolunu seçip tam olarak doğru zamanda yeni sahalara yelken açıyoruz ve çabalarımızın karşılığında hızla ünleniyor, zenginleşiyor ve onurlandırılıyoruz. İşimiz eğlenceli, yaratıcı ve yeteneklerimizle tamamen uyumlu. Aşk konusunda da benzer şekilde her şey yolunda gidiyor. Bir sürü zorlu ama tutkulu ilişkinin ardından çok güzel, düşünceli ve kendini bize adayan, çoğu zaman da dile dökmemize bile gerek kalmadan bizi anlayabilen özel biriyle tanışıyoruz. Cinsel hayatımız olağanüstü, çocuklarla ev hayatı da bizi asla yıpratmıyor. Sağlığımız mükemmel; yola koyulma amacımızı gerçekleştirmiş olma hissiyle emekli oluyoruz ve çocukları ile torunlarının hayranlıkla izlediği, huzurlu, saygın bir ihtiyar olarak, perde arkasından ustalıklı küçük dokunuşlarla hayatı yönlendiriyoruz. Doksanlı yaşlarımızın sonunda acı verici olmayan bir hastalık nedeniyle, çiçeklerle bezeli bir odada, bilgelikle ve cömertlikle yazılmış vasiyetimizi geride bırakarak huzur içinde hayata gözlerimizi yumuyoruz.

Bu tür bir senaryonun gerçek olma ihtimali piyangoyu tutturmak kadar düşüktür. Oysa (eğitim düzeyimize, gerçekçi ve pratik mizacımıza karşın), bu tür ideal bir hayata var gücümüzle erişmeye çalışıyoruz. Aşk ve iş hayatında büyük felaketler yaşamadan doksan yılı bulabilmiş bir ömrün dünya üzerinde ne kadar nadir ve tuhaf bir şey olduğunu tam olarak kavrayamıyoruz.

 sans oyunu 2

 

Gerçekliği değerlendirmemizi sağlayan beyin dediğimiz kusurlu cevizin, istatistikleri genellikle yanlış anlamak gibi bir alışkanlığı vardır. Bazı şeylerin gerçekte olduğundan çok daha yaygın görüldüklerini sanırız. Yeni kurulan şirketlerin yarısının başarılı olacağını zannedebiliriz örneğin. Oysa gerçekte bu ihtimal yüzde ikiden daha azdır. Pek çok insanın dümdüz bir karına sahip olduğunu sanıyor olabiliriz; oysa örneğin Avustralya’da 45 yaş üstü yetişkinlerin yalnızca %4’ü ince bir fiziğe sahiptir. Birleşik Krallık’ta nüfusun yarısı yılın herhangi bir gününde para konusunda endişelidir; evliliklerin yarısı bozulur ve nüfusun yüzden 60’ı hiç kimsenin kendisini sevmediğini hisseder.

Oysa kendimiz için bir yol çizerken bu tür gerçeklerin pek de farkında olmayız. Bunun bir nedeni, okuduklarımızda ve gördüklerimizde saklıdır. Ardında şeytani bir plan olmasa da medya, bir şekilde dikkatimizi hep anormal olanlara çektiği için bu anormal durumlar (her gün tekrar tekrar maruz kalmanın sonucunda) bize birer standart gibi görünmeye başlar ve sonunda içinde yaşadığımızı sandığımız dünya, gerçek dünyadan çok daha farklı bir yer haline gelir. Hayal ettiğimiz toplumda, gerçek topluma kıyasla çok daha fazla cinayet, kuduz köpek, insan yiyen köpek balıkları, pedofiller ve güzel zengin mutlu insan vardır. Ne düzeyde bir mutluluğun mümkün olabileceğine dair zihnimizde oluşan harita, bilinen tüm gerçekleri inkar eder.

sans oyunu 3 

 

Aşk ve işin pek çok insan için nasıl bir şey olduğunu gerçekten görebilseydik kendi durumumuza ve elimizdekilere dair bu kadar üzüntü duymazdık. Dünyanın öbür ucuna uçup, her şeyi görebilen bir melek gibi insanların hayatlarına ve zihinlerine göz atabilseydik hayal kırıklığının ne kadar yaygın olduğunu, herkesin elde edemediği ne çok arzusu olduğunu, kendi zihinlerinin mahreminde insanların ne çok kafa karışıklığı ve belirsizlikle başa çıkmak zoruna kaldığını, her yeni günle birlikte ne çok sinir buhranının ve şiddetli tartışmanın meydana geldiğini fark ederdik. Daha sonra, hayatımızda belirlediğimiz hedeflerin istatistiksel olarak ne kadar anormal ve dolayısıyla acımasız hedefler olduğunun farkına varırdık.

Bu, birçok açıdan acı verici bir ders olurdu bizim için. Gördüklerimiz karşısında şoka uğrayıp harap olabilirdik. Tüm olasılıklar hesaplandığında umut ettiğimiz noktaya ulaşamayacağımız gerçeğiyle yüzleşmek bizi büyük bir hayal kırıklığına uğratırdı. Ancak bu, aynı zamanda son derece rahatlatıcı ve güven verici bir deneyim de olurdu. Hayat denen şans oyununu kazanamadığımız için kendimize daha şefkatli davranabilirdik.

 sans oyunu 4

 

Saf ve naif insanlar olmasak da çoğumuz neredeyse Milli Piyango’yu ya da Süper Loto’yu tutturabileceğimizi düşünmek kadar düşük ihtimallere, zor umutlara bel bağlıyoruz. Bu umutlara ulaşamadığımız için eleştirilmeyi hak etmiyoruz. İstemesi son derece normal ama elde etmesi oldukça ender olan bir başarı idealinin önünde duran çok sayıda korkunç engel karşısında kendimize biraz daha merhamet duymamız gerekiyor.

 

 

Recent entries