Hakikat En Basindan Beri İçimizde Olabilir

Küçük yaştan itibaren bize gerçekten önemli fikirlerin dışarıda, zamansal ve mekansal olarak çok çok uzaklarda olduğu öğretilmiştirBuna göre, bizden daha zeki, daha bilgili ve daha seçkin biri önemli fikirleri çoktan tasarlamış olacaktır. Bize de onun dehasına hürmet etmek, söylediklerini belleğimize kazımak, ağzından çıkan kelimelere elimizden geldiğince sadık olmak ve bakış açımızı onun penceresine uydurmak düşer. 

Bu sürecin bir parçası olarak bir sürü kitap okumamız, öğretmenleri dinlememiz ve bizden önce var olmuş entelektüel otoriteler hakkında sayfalarca kompozisyon yazmamız gerekirAnlarız ki insanları söylediğimiz bir şeye ikna etmenin en iyi yolu, bu fikrin bizden çıktığını mümkün olduğunca gizlemek ve tamamen başka birine, tercihen saygın bir ismi ve sayısız basılı yayını bulunan birine ait olduğunu bol bol dipnotla göstermektirBir fikrin nereden çıktığı sorusuna verilebilecek en işgüzar, en gözü kara cevap o fikrin bizim aklımıza geldiğini söylemektirÇünkü bizim aklımız değerli ve önemli fikirlerin bulunduğu bir yer olarak görülmez.

Dışarıdan bir uzmana teslim olma meylimizin belli bazı faydaları vardır tabiherkesin kendilerinden önce gelenleri dinlemeyi reddettiği bir toplum öncelikle zamanı çarçur eder, yersiz bir küstahlığa bürünür ve aynı şeyleri yeniden icat edip dururduAncak kendimize ne düşündüğümüzü sormadan, otomatik bir dürtüyle başkalarının fikirlerini toplamak da bir o kadar zararlıdır: acı verici bir hantallığa, yanlış türde bir uyumluluğa ve pek çok zihnin, zenginlikleri hiç kullanılmadan mezara girmesine neden olur

Tüm iyi fikirler keşfedilmiş değildir ve bizim zihnimiz de iyi fikirlerin filizlenmesi için diğer zihinler kadar bereketli bir alandırKendi zihnimizde olup bitenlere daha sadık olmayı öğrenmeliyizyüzlerce insanla karşılaştık, pek çok harika yer keşfettikduyularımızı ve algımızı zenginleştirdikZihinlerimiz tıklım tıklım dolu. Sokrates’ten daha fazla okuduk, en az Platon’unkiler kadar, hatta belki daha fazla deneyimimiz varÜniversiteye dönüp bir diploma daha almamıza gerek yokDeğerli fikirler üretecek ham maddeye zaten sahibizYalnızca yeterince özgüvenimiz yok.

 

 gercek icimizde 2

 

Kendi zihinlerimizi bu şekilde hafife alma merakımızdan özellikle bıkmış olan biri vardı: 16. yüzyılda yaşamış Fransız filozof Michel de Montaigne. Bilhassa da akademik çalışmalarda bıkıp usanmadan başka insanları (bugün de yaygın olan) alıntılama ve dipnota ekleme alışkanlığına karşıydı:

Ne zaman tanıdığım birinden bir konuda bildiklerini söylemesini istesem bana bir kitap göstermek istiyorneredeyse kaba etinde bir yara olduğunu söylemek için bile sözlükten kaba et ve yara kelimelerine bakması gerekecek.”

Başkalarının zihinleri bizim düşündüklerimizi ve hissettiklerimizi ifade etmek konusunda güvenilir kaynaklar olabilseydi, yani, tüm kaba etlerimizi ve tüm yaralarımızı bilebilselerdi, kendi deneyimlerimize güvenme konusunda yaşadığımız bu tereddüt o kadar da sorun yaratmazdıNe var kiMontaigne’in de farkına vardığı gibi, zihnimizde dönüp duran son derece önemli fikirler konusunda başkaları, hatta en yakınlarımız bile sessiz kalacaktırMerakımızın sınırlarını var olan düşünürlerin çizmesine izin verirsek zihnimizin gelişimini yok yere engellemiş olacağızİtalya’da yapılan bir toplantı Montaigne için durumu somutlaştırmıştır:

Pisa’da tanıştığım düzgün bir adam öyle Aristocuydu ki, onun en temel öğretilerinin tüm mantıklı fikirlerin mihenk taşı ve ölçütü olduğuna, her hakikatin Aristo’nun öğretilerine riayet etmekte yattığına, onun dışında her şeyin beyhude ve saçma olduğuna inanıyorduAristo, ona göre her şeyi görmüş, her şeyi yapmıştı.”                                  

Aristo elbette çok şey yapmış ve görmüş olmalıTüm antik düşünürler arasında belki de en kapsamlı olan, çalışmaları bilginin sınırları ötesine ulaşan oydu. Ancak tam da Aristo’nun başarılarının büyüklüğü, bize sorunlu bir miras bırakmıştırÇelişkili bir şekilde, kendisinden sonra gelenlerin kendisi gibi davranmasına engel olmuştur; çünkü kendisi ancak daha önce inşa edilmiş olan bilginin büyük kısmından şüphe ederek ve kendi zihninin meyvelerine kuvvetli bir inanç duyarak harikuladeliğe ulaşmıştır.

Montaigne hakikatin her zaman bizden uzakta, başka bir iklimde, antik bir kütüphanede, uzun yıllar önce yaşamış insanların kitaplarında bulunması gerektiğini düşünme eğilimimizi eleştiriyorduGerçekten değerli şeylerin Atina’daki Parthenon’un inşaası ile Roma’nın yağmalanması arasında doğan bir avuç dahi ile sınırlı olmadığını, bizlere de açık olduğunu cesurca öne sürüyorduMontaigne, bize beklenmedik bir bilgelik ve içgörü kaynağını işaret ediyordu: kendi kafatasımızEğer kendi fikirlerimize gerektiği gibi dikkat verirsek ve kendimizi fikir hayatı için olası adaylar olarak görmeyi öğrenirsek ilerleyen zamanlarda en az büyük antik kitaplardaki kadar sağlam fikirler bulmamızın mümkün olduğunu ima ediyordu.

Bu kolay değildirHepimiz erdemi otoritelere boyun eğmekle özdeşleştirecek şekilde eğitildik, algı mekanizmalarımız tarafından deşifre edilen kendi içimizdeki kitapları keşfetmek üzere değil.

Hepimiz, ‘Cicero böyle söylemiştir’; ‘Platon’un ahlak anlayışı şöyledir’; ‘Aristo’dan birebir alıntılıyorum demeyi biliriz. Peki, bizim söyleyecek neyimiz varBiz hangi yargılara varıyoruz? Biz ne yapıyoruzBir papağan da bizim yaptığımızı yapabilir.”                                                                 

Montaigne ilginç fikirlerin günlük yaşamda bulunabileceği konusunda ısrarcıydıHayat hikayemiz ne kadar mütevazı olursa olsun hepimiz eski kitaplardansa kendi içimizden büyük fikirler çıkarabiliriz.

Şayet iyi bir alimsemkendi yaşantımda beni bilge kılacak yeterince şey bulurumHer kim yaşadığı son feveranı hatırlayacak olsa… bu tutkunun çirkinliğini Aristo’dansa kendi içinde daha iyi bulabilir. Çektiği hastalıkları, kendisini tehdit edenleri ve onu bir durumdan diğerine sürükleyen önemsiz vakaları hatırlayan biri bu yolla gelecekteki dönüşümlere ve kendi durumunu keşfetmeye hazır olurSezar’ın yaşamı bizimkinden daha ibretlik değildir. İster bir imparatorun olsun, ister ayak takımının, bir yaşam bir insanın başına gelebilecek her şeyden etkilenir.”          

Ancak göz korkutucu bir akademik kültür tam aksini düşünmemize neden olmuştur, der Montaigne: “Düşündüğümüzden daha zenginizhem de her birimiz.”

 

 gercek icimizde 3

 

Tomasi di Lampedusa tarafından yazılmış 2o. yüzyılın öncü İtalyan romanı  Leopardaki önemli paragraflardan biri, nişanlılıkları anons edildikten kısa süre sonra bir partide birlikte dans eden iki karakteri betimlerBirbirlerine aşıktırlar ancak:

… birbirlerinin kusurlarına karşı kör, kaderin uyarılarına karşı sağırdılar; hayatlarının hep üzerinde dans ettikleri pist kadar pürüzsüz olacağı yanılgısı içindeydilerİkisi de özel niteliklerden yoksunduher ikisi de bencildi ve pek çok sır saklıyorduyine de onları birlikte izlemenin tatlı bir yanı vardıümitleri karmakarışık ama naifti; oğlan kızın kulağına cilveyle fısıldıyordu; kızın saçlarındaki koku baş döndürücüydüher ikisi de ölümü hala soyut, uzak bir kavram olarak gören fani yaratıklardı; birbirlerine sarılıyor, doğum ve ölüm arasındaki o kısacık geçidi aydınlatmaya çalışıyorlardı.

Bu paragraf, genellikle İtalyan öğrencilere edebi dehanın doruk noktası olarak sunulurAncak garip bir özelliği de vardıriçeriğinde zaten anlamadığımız ya da bilmediğimiz bir şey yokturYazarın erişebildiği hakikat bize men edilmiş değildirbiz de dans eden çiftler gördükilişkiler yaşadıkaşık oldukne kadar karmaşık olduğumuzun farkındayızkusurlarına karşın başkalarına şefkat ve merhamet duyduğumuz anlar olduParagrafta betimlenen her şey zaten zihinlerimizde var; ne var ki biz sessiz kaldıkEşit ölçüde cezbedici ve gerçek paragraflar yazmaktan bizi alıkoyan şey belki de kendi zekamızı büyük ölçüde hafife almamızdıren güçlü sezgilerimize kulak verme cesaretini gösterememişizdirSanki birinden izin almamız gerekiyormuş ya da di Lampedusa (ki kendisi de hepimiz gibi biriydi ta ki kendi fikirlerini ciddiye almaya başlayana kadar).

Yüzyıllar önce İtalyan sanatçı Michelangelo bir heykeltıraş olarak yaptığı işe yönelik tutumunu şöyle tarif etmiştirheykel zaten mermerin içindedir, benim işim onu serbest bırakmak.

 gercek icimizde 4

 

Michelangelo: Uyanan Köle

Michelangelo’nun mermerleri gibizihinlerimizdede hali hazırda pek çok büyük fikir vardıryalnızca onları kendi tereddüdümüzden arındırarak serbest bırakmamız gerekir.

Gereğinden fazla saygı bize zarar verirMichelangelo, Aristo, Platon, di Lampedusa ya da Montaigne gibi sınır tanımayan, kafa karıştırıcı ama büyüleyici karakterlere hayran olmak öğretildi bizeBu dahilerin başarılarına hayret ve takdirle bakmaya davet edildik ama bu sırada da sanki onların düşünce süreçlerinde kısmen büyülü bir şeyler olması gerektiğine ve bu fikirleri akıl edebilmelerinin tamamen esrarlı bir şey olduğuna inandırıldık.

 

gercek icimizde 5 

 

Ancak 19. yüzyılda yaşamış Amerikalı dahi Ralph Waldo Emerson son derece ileri görüşlü, radikal denecek ölçüde de farklı bir görüş ileri sürerDahilerin zihinlerindeihmal ettiğimiz kendi fikirlerimizi buluruzBu bize, dâhilerin geri kalanlarımızdan farklı türde düşünceleri olması gerekmediğini anlatırOnların fikirleri genellikle bizim zihinlerimizde de daha kabataslak ve tereddütlü halde bulunur; onların çalışmaları bu yüzden üzerimizde bu kadar çarpıcı bir etki bırakırSundukları şey şaşırtıcı ve etkileyici gelir elbette; ancak aynı zamanda ortaya konduğunda son derece bariz ve doğru da gelirBize zaten tanıdık gelen kavramları açık ve güçlü bir biçimde ortaya koyarlar. Bizler de aynı fikirleri belki yıllardır zihnimizde döndürmekteydik ancak doğru şekilde yaklaşmayı başaramadan.

Deha, bu anlamda, kendi gerçek düşüncelerimize ve hislerimize daha dikkatli bakmak ve dünyanın geri kalanında hızlı bir yankı uyandırmasalar da onlara cesurca ve azimle tutunmak anlamına gelirAklımızdan geçenleri bu kadar kolay savuşturmamızın nedeni yeterince kendimize güven duymamızdırKendimize ya da başkalarına tuhaf görünme korkusuyla en ümit vaat eden düşüncelerimizi harcarız (ki bu çocukların neden kendilerince ortalama bir yetişkinden daha ilgi çekici olduğunu açıklarhenüz ne düşünmeleri ya da söylemeleri gerektiği konusunda uzman haline gelmemişlerdir). Oysa bizim sansürlediğimiz ve üstünü örttüğümüz, korkup düşünmemeye çalıştığımız an, dahi dediklerimizin neler olduğunu düşünmeye ve not almaya başladıkları andır.

Zekayı egzotik ve bizi aşan bir şey olarak tanımladığımızda yanlış bir pencereden bakmış oluyoruzZeka çok daha kışkırtıcı bir şeydirBilincimizden geçenlere gerçekten dikkat ettiğimizde hepimiz zeki insanlar olabilirizHepimiz benzer ve son derece hünerli zihinler taşıyoruz; dahilerin farkı zihinlerini daha ısrarlı bir merakla inceliyor olmalarıdır.

Manevralar

Bir kerecik hakikatin sizin dışınızda olmadığını hayal edin.

Dışarıdaki otoriteleri bir kenara bırakın.

Kendinize ne düşündüğünü sorun.

Hissettiklerinize sadık kalın.

Bilme kabiliyetiniz olduğuna inanın.

Kendi düşünülmemiş düşüncelerinizi yakalamayı öğrenin.

Deyim yerindeyse, kendi kaba etinizi inceleyin.

 

 

Recent entries