Gelecegi Kontrol Altinda Tutmaya Calismak

Endişeli olduğumuz zamanlarda zihinsel gücümüzün tamamını bizi gelecekte nelerin beklediğini tahmin etmeye yöneltmek oldukça baştan çıkartıcıdır. Geleceği sürprizlerden arındırmaya çalışır, bütün gücümüzle geleceği kontrol altında tutmak için uğraşırız.

Bunda tuhaf olan bir şey yoktur, hatta gelecek olanları gayretle öngörmeye ve akılcı bir şekilde planlamaya çalışmak bize pek çok şey öğretebilir. Ancak tüm olası tahminleri ölçüp tarttıktan ve bunların gerektirebileceği tüm makul tedbirleri aldıktan sonra bir an gelir; çıldırtıcı görünen ama doğru açıdan yaklaşmayı başarabilirsek oldukça özgürleştirici olan bir fikirle karşı karşıya kalırız: başımıza neler geleceğini asla tam olarak bilemeyeceğiz ve bilmeye de çalışmamalıyız. Hayatlarımızın büyük bir kısmı bilinmezliğin ellerinde, zamanın akışında, talihin pençesinde esirdir. Zihinlerimiz geleceği göremez ve belirsizliği yok edemez. Zihinsel teleskoplarımız yalnızca şimdiki zamana kadar olanları gösterebilir. Şüphe ve belirsizlikle koyun koyuna uyumayı öğrenmemiz şarttır.

 Gelecegi kontrol etmek 1

 

 

Bilemeyecek olmayı iyi niyetli bir güvenle karşılamaya kendimizi alıştırmak şüpheciliği doğru şekilde kullanmamıza yardımcı olur. Bunun Batı kültüründeki en açık örneklerinden biri Matta’nın altıncı bölümünde bulunabilir. Bu kısımda İsa, Dağdaki Vaazında, yalnızca kuşların davranışlarına bakarak bir sonraki öğünümüzün nereden geleceği konusundaki kaygılarımızı gidermemizi öğütler:

Gökte uçan kuşlara bakın: onlar ne eker, ne biçeler ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler; yine de Göklerdeki Babanız onları besler. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? [Matta 6:26]

Bu sözlerdeki bilgeliği yakalamak için ne bir yaratıcıya inanmamız ne de beslenme düzenimizi önceden planlamaktan tamamen vazgeçmek gibi saçma bir şey yapmamız gerekir. Zihnimizin tüm büyüleyici gücüne rağmen, belirsizlik karşısında onu kapatmayı başarabilmek çok önemlidir. Asla bilinemeyecek olan şeyler üzerine ısrarla ve durmaksızın düşünerek kendimize işkence etmemeliyiz.

Hıristiyanlığın yorumunun altında böyle bir güvenin köklerine gidebiliriz: şimdiden ismini bilemesek de bir gün karnımızı doyurabileceğimiz bir ekmek kapısı bulacağımıza inanarak keşfedilmemiş geleceğe dümen tutmayı bize aşılamış olan Annelere ve Babalara dair çocukluk deneyimlerimizde. Bu tür öğütlerin eksikliğini doldurmak için hiçbir zaman geç değildir. Tanrı sözcüğünü Doğa, Kader ya da Evren gibi sözcüklerle değiştirebiliriz. Gelecek yıl neler yaşamış olacağımızı, sınavdan alacağımız sonucu, kime aşık olacağımızı, kariyerimizin başarıya ulaşıp ulaşamayacağını ya da ne zaman öleceğimizi bilemeyeceğiz. Asıl güven duymamız gereken, ne yaşarsak yaşayalım her şeyin yoluna gideceğidir. Ölüm bile katlanılamaz değildir.

Friedrich Nietzsche’nin en sıra dışı tutkunluklarından biri de ineklerdi; onları hayvanların filozofu olarak görürdü. Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün bir kısmında şöyle yazmıştır: ‘Biz bir ineğe dönüşmediğimiz (ya da değişmediğimiz) sürece, cennetin krallığına girmemiz mümkün olmayacak.’ Nietzsche’nin gözünde inekleri bu konuma yükselten, kendi gelecekleri hakkında gereğinden fazla endişelenmemeyi başarabilmeleriydi. Arada bir ısrarcı bir sineği kuyruklarıyla savuşturarak, çayırlardaki otları çiğneyerek bir tarlada sessiz sakin oturmayı, her geçen dakikayı olduğu gibi karşılamayı biliyorlardı. Bütün zihinsel kısıtlarına rağmen, insan zihninin hiç beceremediği bir şeyi başarabiliyorlardı: bilinebilecek olanın sınırlarına kendilerini teslim etmeyi ve gerisini bir kenara bırakmayı. Düşünce yaşamının gerçek sembolleri, bu doğrultuda, Montaigne ya da Plato tarafından kaleme alınmış bir kitaba değil, bir ineğin saygı uyandıran tasvirine denk olmalıdır.

 gelecegi kontrol etmek 2 

Düşünsel emeğin faydalarını inkar edemeyiz. Ancak bunun yanında düşünmeyi ne zaman ve nasıl bırakmamız gerektiğini de yeniden keşfetmek zorundayız.

 

 

Recent entries