Felsefe NeyeYarar

Felsefenin ne olduğu konusunda insanların aklı doğal olarak biraz karışıktır. Uzaktan bakınca felsefe tuhaf, anlamsız ve sıkıcı gibi görünse bile az da olsa merakımızı cezbeder. Ancak ilgimizi uyandıranın tam olarak ne olduğu konusunda kesin bir şey söylemek zordur. Kimdir bu filozoflar? Ne yaparlar? Onlara neden ihtiyacımız var?

Neyse ki cevap felsefe sözcüğünün bizzat içinde gizlidir. Yunancada, ‘philo’ sevgi ya da adanmışlık; ‘sophia’ ise bilgelik anlamına gelir. Yani filozoflar kendilerini bilgeliğe adamış kişilerdir.

 2244277355_a8694125f3_z

Her ne kadar soyut bir kavram olsa da ‘bilgelik’ göründüğü kadar gizemli değildir. Bilge biri olmak iyi bir ömür sürme, varoluşun zorlu koşulları içinde mümkün olduğunca iyi bir hayat yaşama çabası demektir. Bilgeliğin amacı doyumlu bir yaşamdır. Buna ‘mutluluk’ diyebilirsiniz ama ‘mutluluk’ sürekli bir canlılık ve neşe halini ifade ettiği için yanıltıcı olabilir. Oysa ‘doyumlu bir yaşam,’ her insan hayatının kaçınılmaz olarak taşıdığı pek çok acıyla ve dertle çelişmez; aksine onlarla birlikte mümkündür.

O halde bir filozof, yani ‘kendini bilgeliğe adamış bir kişi’ insanın yaşamında bireysel ve kolektif bir doyumu en iyi nasıl elde edebileceğini anlamak için sistemli bir uzmanlık edinmeye çalışır.

Bu bilgelik arayışında filozoflar son derece kendilerine has bazı beceriler geliştirmişlerdir. Yüzyıllar boyunca insanları bilgelikten uzaklaştıran büyük ve genel unsurlar üzerinde uzmanlaşmışlardır. Bunların en temel altı tanesi şöyledir:

 

1. Büyük sorular sormuyoruz 

Hayatın anlamı nedir? İşimle neyi amaçlamalıyım? Toplum olarak nereye doğru gidiyoruz? Aşk nedir? Bu sorular hayatımızın bir noktasında (genellikle gecenin bir yarısında) çoğumuzun aklından geçer ama bir yanıt bulmaya çalışmak konusunda ümitsizliğe kapılırız. Çoğu sosyal çevrede bu sorular birer şaka konusudur; bu yüzden de gösterişçi gibi görünme ve hiçbir yere varamama korkularıyla (ergenliğimizdeki kısa bir dönem dışında) bu soruları dile getirmekten utanırız.

Oysa bu sorular son derece önemlidir çünkü ancak bu sorulara sağlam cevaplar bularak enerjimizi anlamlı bir şekilde kullanabiliriz.

 7464724802_8f495a52ca_z

 Filozoflar, bu büyük sorulardan korkmayan kişilerdir. Yüzyıllar boyu en önemli soruları sormuşlardır. Bu soruların her zaman daha başa çıkılabilir parçalara bölünebileceğinin ve esas kulağa naifçe gelen bu soruları aştığımızı düşünmenin gösterişçilik olduğunun farkındadırlar.

 

2. Sağduyunun hataları karşısında zayıfız

Yaygın kanı ya da daha genel kullanımıyla ‘sağduyu’ sayısız alanda makul ve mantıklıdır. Sağduyu, arkadaşlarınızdan ve komşularınızdan duyduklarınız, doğru olduğu varsayılan, üzerinizde düşünme gereği bile duymadan kabul ettiklerinizdir. Medya da bu tür fikirleri pekiştirir. Oysa bazı durumlarda, sağduyu saçmalıklarla, hatalarla ve en acınası önyargılarla dolu olabilir.

 24283994356_91adfd02a5_k

Felsefe, sağduyunun tüm yönlerini mantık süzgecinden geçirmemizi sağlar. Kendi adımıza düşünebilmemizi, daha bağımsız olmamızı ister. İnsanların aşk, para, çocuklar, seyahat, iş hakkında söyledikleri gerçekten doğru mudur? Filozoflar, sırf yaygın ve eski olduğu için bir fikri doğru kabul etmektense bir fikrin mantıklı olup olmadığını sormakla ilgilenirler.

 

3. Zihinlerimiz karışıktır

Kendi zihinlerimizde neler olup bittiğini bilmek ve anlamak konusunda pek de iyi değiliz. Bir şarkıyı çok sevdiğimizi bilsek de neden bu kadar sevdiğimizi anlatmakta zorlanabiliriz. Ya da tanıştığımız biri sinirimizi bozuyor olabilir ama sorunun ne olduğunu tam tespit edemeyiz. Veya öfkemizi kontrol edemeyiz ama bizi bu kadar kızdıranın ne olduğunu da tam olarak söyleyemeyiz. Bizi tatmin eden şeyleri ve sevmediğimiz şeyleri derinlemesine anlayamayız.

Tam da bu yüzden kendi zihinlerimizi incelemeye ihtiyacımız vardır. Felsefe kendini bilmeye adanmıştır ve felsefenin en temel ilkesi en eski, en büyük filozof Sokrates tarafından ifade edildiği haliyle yalnızca iki kelimeden ibarettir: Kendini bil.

 

4. Bizi neyin mutlu edeceği konusundaki fikirlerimiz karışıktır

Mutlu olmaya son derce kararlıyız ama mutluluk arayışımızda hep yanlış yollara sapıyoruz. Bazı şeylerin hayatımızı iyileştirme gücünü fazla abartırken bazılarını azımsıyoruz. Tüketici bir toplumda hep yanlış seçimler yapmamızın nedeni, aldatıcı bir cazibe yüzünden belirli bir tatilin, arabanın ya da bilgisayarın hayatımızda mümkün olandan daha büyük bir değişime sebep olabileceğini sanmamızdır. Bunun yanında, kısa bir yürüyüşe çıkmak, bir dolabı düzenlemek, iyi bir sohbet etmek ya da erkenden yatmak gibi ilk bakışta pek de prestiji olmayan ama varoluşumuzun niteliğine derin katkılarda bulunabilecek başka şeylerin katkısını da hafife alırız.

 5093063982_8c3ecb0b96_z

Filozoflar hayatımızı iyiye götürmemize gerçekten yardım edebilecek etkinlikleri daha detaylı anlayarak bilgelik kazanmayı hedefler.

 

5. Duygularımız bizi tehlikeli yönlere çekebilir 

Bizler kaçınılmaz şekilde duygusal varlıklarız ama bu uygunsuz gerçeği hep unutuyoruz. Zaman zaman bazı duygular, mesela öfkenin, kıskançlığın ya da kırgınlığın bazı halleri bizi ciddi felaketlere sürüklüyor. Filozoflar bize duyguları sadece yaşamayı değil, onlar hakkında düşünmeyi de öğretir. Hislerimizi anlayarak ve çözümleyerek duyguların nasıl da beklenmedik, mantıksız ve bazen tehlikeli şekillerde davranışlarımızı etkilediğini görmeyi öğreniriz. Filozoflar, aslında ilk terapistlerdir.

 

6. Panikleriz ve perspektifimizi kaybederiz

Neyin önemli olduğuna ve neyin olmadığına dair algımızı durmadan kaybediyoruz. Deyim yerindeyse sürekli olarak ‘perspektifimizi kaybediyoruz’. Filozoflar perspektifi korumakta çok iyidirler. Tüm servetini bir gemi kazasında kaybettiğini öğrenen Stoacı filozof Zeno şöyle demiştir: ‘Yazgım yüklerinden arınmış bir filozof olmamı buyuruyor.’ ‘Felsefi’ sözcüğünü soğukkanlılıkla, derinlemesine düşünmekle ve zihinsel kuvvetle, kısacası perspektifle eş anlamlı kılan tam da bu tür tepkilerdir.

‘Felsefe tarihi‘ dediğimiz şey yüzyıllar boyu bilgeliğe uzak oluşumuza değinmek için gösterilen çabalardan oluşur. Bu nedenle, örneğin, antik Atina’da Sokrates insanların kendi zihinleri konusunda kafa karışıklığı yaşama sorununa özellikle dikkat etmiştir. Cesaret, adalet ya da başarı gibi en temel fikirlerden kendi hayatlarında her gün söz ettikleri halde ne kast ettiklerini tam olarak bilmeyen insanlar onu çok şaşırtmıştır. Sokrates bir fikre dair şeytanın avukatlığını oynayarak o konuda zihninizi biraz daha netleştirebileceğiniz (bugün hala onun ismini taşıyan) bir teknik geliştirmişti. Bu tekniğin hedefi sizi fikrinizi değiştirmeye ikna etmek değildi. Hayatınızı yönlendiren fikirlerin sağlam olup olmadığını test etmenin bir yoluydu bu.

 7259552942_2f4eec3a52_z 

Birkaç yıl sonra, filozof Aristo büyük sorular karşısında kendimizden daha emin olmamız için uğraştı. En iyi soruların bir şeyin neye yaradığını soran sorular olduğunu düşünüyordu. Kendisi bu soruları çok sayıdaki kitabında defalarca sordu: Hükümet neye yarar? Ekonomi neye yarar? Para neye yarar? Sanat neye yarar? Bugün yaşasaydı bizi şu tür sorular sormaya teşvik ediyor olurdu: Medya ve haberler neye yarar? Evlilik neye yarar? Okullar neye yarar? Pornografi neye yarar?

Panik konusuyla ilgilenen Stoacı filozoflar da Antik Yunanistan’da ayrıca aktifti. Stoacılar paniğin gerçekten temel bir özelliğini fark ettiler: gerçekten kötü bir şey olduğunda değil, bu şey beklenmedik bir şekilde, her şeyin gayet yolunda gittiğini düşündüğümüz bir anda olduğunda panikleriz. Bu nedenle kendimizi paniğe karşı korumak için tehlike, felaket ve zorlukların her köşe başında bizi beklediği fikrine kendimizi alıştırmamız gerektiğini öne sürdüler.

Felsefe üzerine çalışma işi tüm bunları ve diğer pek çok öğüdü sindirmek ve bugünün dünyasında uygulamaya koymak demektir. Mesele yalnızca şu ya da bu filozofun ne dediği değil, şu andan başlayarak bireysel ve toplumsal bir düzeyde bilgeliği uygulamaya başlamayı amaçlamaktır.

 6724770559_8d9ecdcbfc_z

 Felsefenin bilgeliği, modern zamanlarda, genellikle kitap biçiminde ortaya konuyor. Oysa geçmişte filozoflar Pazar meydanlarında oturup fikirlerini dükkan sahipleriyle paylaşıyor ya da tavsiyede bulunmak için devlet görevlilerine ve saraylara gidiyorlardı. Bir filozofu maaşa bağlamak o zamanlar pek alışılmadık bir durum değildi. Felsefe alışılmadık, ezoterik, tercihe bağlı bir bonus olarak değil normal, temel bir etkinlik olarak düşünülüyordu.

Bugünlerde bu düşünceyi açıkça reddetmesek de (ne de olsa bilgelik kırıntılarını orada burada buluyoruz) bilgeliği dünyada tutarlı bir şekilde yaymak için gereken doğru kurumlara sahip değiliz. Ancak gelecekte felsefenin değeri daha açık hale geldiğinde günlük hayatta daha fazla filozof görmeyi bekleyebiliriz. Filozoflar yalnızca üniversite fakültelerinde kilitli kalmayacaklar çünkü bilgelikten uzak olmanın bize zarar verdiği ve hayatımızı altüst ettiği noktalar şu anda hem sayıca çok fazla hem de çok acil bir ilgiyi gerektiriyor.

 

Recent entries