Duygusal Gelisimi Sürdürme Dürtüsü

İnsanlar olarak, fiziksel büyüme ve gelişimin doğamızda olduğunu, rahimde başlayıp ergenlik çağımızın sonuna dek süren bir gelişim sürecinde, kaslar, kemikler ve yağ dokularının eklenmesiyle olgun bir yetişkin bedenine doğru gelişmek üzere doğduğumuzu biliriz.

Daha az bildiğimiz şey ise aynı ölçüde doğuştan gelen, aynı ölçüde etkili ama yetişkinliğe kadar değil, hayat boyu süren bir duygusal gelişim dürtüsüne de sahip olduğumuzdur. Bu, içeriden ya da dışarıdan kaynaklanan engellerle karşılaşmadığımız sürece duygusal gelişim yolunda ilerlemenin kaçınılmaz olduğu anlamına gelir.

Bu iki dürtü arasında bariz bir kavramsal fark vardır: Fiziksel olarak tamamen büyümüş olmanın ne anlama geldiğini kolaylıkla biliriz ama ona eşdeğer bir duygusal olgunluğun neye benzeyeceğini saptamak daha zordur.

 buyume arzusu 1

©Flickr/Yann Cœuru

Burada iki yönlü bir cevap sunabiliriz. Duygusal dürtümüz iki koldan oluşur: ilki daha fazla ve daha derin bir bağ kurma arzusuyken ikincisi daha fazla ve daha derin bir dışa vurma arzusudur.

İlk olarak bağ kurmayı ele alalım. Hepimiz yalnızlıktan, utangaçlıktan ve soyutlanmadan korunmak, anlaşılmak, ilişkilerimizde samimiyet ve paylaşım şansını yakalamak isteriz. Arkadaşlarla, sevgililerle ve yeni taştığımız insanlarla kim olduğumuzu içtenlikle paylaşabilmeyi, aynı zamanda onların hisleri ve deneyimleriyle de empati kurabilmeyi isteriz. ‘Sevgi’ dediğimiz şey, aslında bağ kurma dürtüsünün pek çok farklı etkinliğe ve ilişki türüne uzanan, fiziksel yakınlığa, dokunmaya ve cinsel hazza duyduğumuz arzuyu ve bedeni kapsayan bir parçasıdır. Hayatımızda ne düzeyde bağ kurduğumuza bakarak duygusal sağlığımız hakkında çok şey söyleyebiliriz.

Dışa vurma dürtüsü ile fikirlerimizi, yaratıcı ve entelektüel kapasitemizi derinleştirmekten, araştırmaktan ve dışa vurmaktan söz ediyoruz. Bu dürtü daha çok işimizle ve estetik etkinliklerimizle ortaya koyulur. Zihnimizin içeriğini, özellikle de değerlerimizi, zevklerimizi ve dünyayı görme biçimimizi daha iyi anlamayı, bunları herkese açık, herkesçe anlaşılabilir ve faydalı kılacak şekilde dışa vurabilmeyi ararız. Zihnimizden geçen pek çok düşünce ve duyguya bir ses ve bir biçim kazandırabildiğimiz her fırsatta zengin bir yaşam sürdüğümüzü, bu dünyada mütevazı ama verimli bir ayak izi bıraktığımızı hissederiz.

Duygusal gelişimin bu iki yönü, en yoğun mutsuzluklarımızla başa çıkmamıza yardımcı olur. Bir arkadaşlığımız bozulduğunda, uzun süreli ilişkimizde fiziksel temas azalmaya başladığında veya yeni taşındığımız bir şehirde yüz yüze konuşacak kimseyi bulamadığımızda canımızın bu kadar yanmasının nedeni bağ kurmaya duyduğumuz temel ihtiyaçtır. Yaptığımız çalışmalar zihnimizi artık zorlamadığında, işimiz artık ilgimizi çekmediğinde ya da bir Pazar akşamı aklımız karışmış bir halde oturup yeteneklerimizin boşa harcandığını düşündüğümüzde bu kadar acı çekmemizin nedeni de kendimizi dışa vurma dürtümüzün çok güçlü olmasıdır. Aynı dürtü, bir arkadaşımızın, bizim hedeflediğimiz bir alanda başarılı olduğunu duyduğumuzda hissettiğimiz yoğun kıskançlığı da açıklar.

 buyume arzusu 2

İnsan doğasının bu yönüne dürtü demek ve onu fiziksel olgunluk dürtüsü ile eşit görmek yerinin doldurulamaz oluşuna ve bu nedenle de üzerimizdeki etkisine dikkat çeker. Birinin duygusal gelişimini durdurmaya çalışmak, büyümemesi için ayaklarını bağlamak kadar saçma, acılı ve faydasızdır. Dürtü, daha uygun diğer seçeneklere, örneğin saygınlık, para ya da istikrar arzusuna ağır basar. Biz onu duyana dek yakamızı bırakmaz. Pek çok açıdan sürdürmesi daha kolay olan bir evliliği bitirmemize ya da benliğimizin derinlerinden gelen bir çağrıya yanıt veren bir iş için, mevcut kazançlı işimizi bırakmamıza sebep olabilir.

Eğer duygusal büyüme dürtüsü başıboş bırakılır ve bizim için bir kör nokta olarak kalmaya devam ederse, sesini duyurabilmek için bütün hayatımıza kısa devre yaptırabilir. Beklemekten bıktığında bizi felç edici bir depresyona atabilir ya da boğucu bir kaygının içine hapsedebilir. Yoluna taş konmuş, hüsrana uğramış dürtümüz, bizi bu şekilde inciterek onu yorumlamamızı ve ona uymamızı sağlamaya çalışır. Kendini ifade etme ve odaklanmadaki eksikliğini kararlılığı ve gücü ile telafi eder. Yaşayacağımız ruhsal bir sarsıntı, gerçek bir ilerlemeye, yani yeni bir duygusal gelişim aşamasına yönelik fırsatlar yaratmak isteyen bu dürtünün dolaylı bir girişimdir.

Duygusal gelişim dürtüsünün ne kadar temel ve önemli olduğunu açıkça anlayarak, onun doyurulmamasının yarattığı hüsranının belirtilerini ve kendi arzularımızın mantığını daha iyi fark etmeye başlayabiliriz. Hayatlarımızın durgun gidişatını duygusal gelişim uğruna bozduğumuz zamanlarda ise şaşırtıcı davranışlarımızın ardında yatanın ne olabileceğini kendimize ve bizi sevenlere açıklama konusunda daha hazır hissedebiliriz: tamamen aklımızı kaybetmedik, saygınlığın ve toplumsal statünün rolünü azımsamıyoruz, bu kadar zor ve talepkar olmamayı biz de isterdik. Ne var ki içimizdeki daha yaşamsal başka bir yönü de onurlandırmamız gerekiyor: bizi duygusal gelişime giden yolda devam etmeye yönelten içimizdeki sese kulak vermemiz gerek.

 

 

Recent entries