Daha ‘açik’, daha ‘tehlikeli’ bir sohbete var misiniz?

Bir düşünün: En son ne zaman aklınızda kalmaya değecek, üzerinde düşündürecek kadar sizi etkileyen uzun bir sohbet gerçekleştirdiniz?

Hadi, oldu da sohbet süresi biraz uzadı diyelim.
Birbirimizle aslında ne konuşuyoruz? Ağzımızdan çıkan o kelime balonlarıyla aslında neyi, neden ve nasıl anlatmaya çalışıyoruz?
Ne kadarı içimizden geçen, ruhumuzdan gelenler; ne kadarı sessizliği bastırmak, kendini beğendirme ya da iç sesi susturma çabası?
Bir dakika daha durun ve düşünmeye devam edin: Hava suyu, dedikoduyu, “oraya gittim, bunu yaptım”ı çıkarın. Sohbetten ne kalıyor geriye?
“Sohbet, bir sanat dalı” hiç de abartılı bir yaklaşım değil.
Her sanat dalı gibi uğraş, birikim ve pratik gerekiyor. 
Bir sohbeti ne kadar anlamlandırabiliyoruz?
Birbirimize ne kadar açılabiliyoruz? 
Tıkanma hissi çok doğal. “Konuşmamak” o kadar normalleşti ki sorgulamıyoruz, çok da irdelemiyoruz.
Bunun biraz da sebeplerini düşünmeli: Neden sohbetler bu kadar kısa, köşeli ve verimsiz?
Çektiğiniz röntgene iyi bakın. Kafanızın içinde yarattığınız o ‘normallik’ duvarını görebiliyor musunuz? Peki, ağzınızdan çıkan her kelimenin bu duvara tosladığında çıkardığı sesi duyabiliyor musunuz? Dilinizin ucundaki kelimelerin, hislerin nasıl da son saniye havada takla atıp bambaşka bir kılığa girdiğini…
‘Kusursuzluk’ bağımlığı belki de böyle bir şey, yarattığı sonuç tam da bu.
Sosyal medya ve “paylaşma” sevdasının gücünü de es geçmemeli… “Herkes ne kadar çok başarılı duruyor ne kadar da şahane vakit geçiriyor” diye düşünen insan hiç olmadığı kadar kendine sunu soruyor: “Ben normal miyim?”

HEPIMIZ AYNIYIZ

İçimize atıyoruz. Yok sayıyoruz.
Karanlık düşüncelerimizi, yanımızı –kabul görmediği için-  bastırdıkça bastırıyoruz.
Peki, ne yapabiliriz?
Aslında çok basit: İlk öğrendiğimiz şeyi, ‘özgürce konuşmayı’ tekrar hatırlamak.
Konuşarak, paylaşarak sohbetimizi anlamlaştırmak, karşılıklı hafiflemek ve karşılıklı bir şekilde karanlık tarafımızla barışmak. “Sırlarımızı” dökmek.
Sır dediğimiz şey, ayıptır, herkesten saklanması gereken bir şeydir diye düşünürüz.
Oysa…
Hepimiz insanız. Hepimiz aynıyız.
Hem seviyor hem ‘kıl’ oluyoruz.
Hem takdir ediyor hem kıskançlıktan kuduruyoruz.
Hem açık açık konuşuyor hem ayak üstü yalan söylüyoruz.
Hem fedakarız hem bencilin önde gideniyiz.
Konu ister ilişkiler olsun ister bireysel keşifler ya da profesyonel geçişler…
Birazcık olsun, daha ‘açık’ ve daha ‘tehlikeli’ sohbetlerden çekinmemek ve kelimelerimizi dürüstçe paylaşmaya başlamak hepimizi rahatlatacak.
Çok değil; bir kişiye, bir cümleye, bir sohbete bakar.
Tam da bu yüzden hiç olmadığımız kadar birbirimize ihtiyacımız var.

“TSOL Tehlikeli Sohbetler: Aşk ve İlişkiler”, 10 Şubat Cumartesi günü, 17.30 – 19.45 arası, Intema Yaşam Kanyon’da.
Detaylı bilgi ve bilet almak için tıklayın.

 

Recent entries