COK AZ DUSUNMEK VE COK FAZLA DUSUNMEK

Kendimiz, hislerimiz, geçmişimiz, arzularımız ve ümitlerimiz hakkında düşünmek, birçoklarının fazlasıyla kaçınmaya çalışarak çok fazla çaba sarf ettiği oldukça ustalık isteyen bir görevdir. Kendimizden uzak dururuz çünkü keşfedebileceklerimizin çoğu acı verici olma tehdidi içerir. Yalnızca sevmemiz gereken bazı insanlara karşı, arka planda derinden öfkeli ve kırgın olduğumuzu öğrenebiliriz. Yapmış olduğumuz pek çok hata ve verdiğimiz yanlış hükümler sebebiyle yetersiz ve suçlu hissetmek için ne çok sebebimiz olduğunu keşfedebiliriz. Her ne kadar düzgün, yasalara saygılı insanlar olmak istesek de, dehşet verici bir biçimde sapkın ve yoldan çıkmış yönlere giden fanteziler barındırdığımızı öğrenebiliriz. İlişkilerimize ve kariyerlerimize dair ne çok şeyin mide bulandırıcı bir biçimde tehlikeye atıldığını ve değiştirilmesi gerektiğini fark edebiliriz.

az cok dusunmek 1

Yalnızca saklayacak çok şeyimiz yok, üstelik dahiyane yalancılarız da. Doğuştan kendimizi aldatıyor olmamız insanlık trajedisinin bir parçası. Tekniklerimiz çok sayıda ve neredeyse görünmez. Özellikle ikisine odaklanmaya değer: çok fazla düşünme alışkanlığımız. Ve çok az düşünmeye olan yatkınlığımız.

Çok fazla düşündüğümüzde, özünde, dünyaya zekamızı açıkça ilan edecek ama göze çarpmayan bir biçimde, kişiliklerimizin gelişiminin her şeye rağmen dayandığı uzak mesafe cehalet ve kafa karışıklığı hislerini yeniden keşfetmeye pek de yer kalmayacağını garanti edecek etkileyici fikirlerle zihinlerimizi dolduruyoruz.

Napolyonik savaşlardaki devlet tahvillerinin rolü üzerine ağır kitaplar yazarız veya Cahucer’in 19. yüzyıl ortası Japon romanına etkileri üzerine kapsamlı yayınlar yaparız. İleri Düzey Çalışmalar Enstitüsünden diploma almayı ya da bilimsel dergilerin yayın kurulunda pozisyonları garantileriz. Zihinlerimiz esrarlı verilerle dolup taşar. Epiktetus’un kılavuz kitabını ya da Dögen’in (Zen Budizmi’nin kurucusu) hayatını ve çağını yazan bir sofra dolusu misafiri nükteli bir biçimde bilgilendirebiliriz. Fakat çok eskiden, eski evimizde, babamız terk ettiğinde, annemiz gülümsemeyi bıraktığında ve güven duygumuz parçalara ayrıldığında hayatın nasıl olduğu konusunda pek bir şey hatırlamayız.

az cok dusunmek 2

Duygusal geçmişimize dair daha mütevazı ama hayati bilginin ortaya çıkmasına karşı nöbet tutması için şüphe götürmez saygınlık taşıyan bilgi ve fikirler kullanırız. Kişisel hikayelerimizi bir uzmanlık çığının altına gömeriz. Derin bir biçimde dolaylı samimi bir sorgulamanın olasılığının, I. Dona Maria’nın politik stratejileri ya da Endonezya ahtapotunun yaşam döngüsü üzerine bir konferansa katılmak gibi sözüm ona daha büyük bir görevin yanında güçsüz ve yersiz görünmesi sağlanır, kasıtlı olarak.

Öğrenilmenin cazibesine yaslanarak, bizi inciten pek fazla şey öğrenmeye ihtiyacımız olmayacağından emin oluruz.

Bir de çok az düşünme alışkanlığımız var.

az cok dusunmek 3

Burada gerçekte olduğumuzdan daha basitmişiz ve çok fazla psikoloji manasızmış ve yok yere yaygaraymış gibi davranırız. Kendi tuhaf karmaşıklığımıza dair imaları def etmek için sağlam sağduyunun bir çeşidine sığınırız. Çok fazla düşünmemenin, temelde, daha yüksek bir zekanın kanıtı olduğunu ima ederiz.

Bununla birlikte, insan doğasının daha karmaşık hesaplarına karşı alay etme gibi blöf stratejileri kullanırız. Kişisel sorgulama yollarını gereğinden fazla süslü ya da acayip olmaları gerekçesiyle dışlayarak iç dünyamızdaki engeli kaldırmanın asla verimli ya da tamamıyla saygıdeğer olamayacağını ima ederiz. Önceki gece, siyah kadifeden bir mantonun üzerindeki elmaslar gibi saçılmış bir milyon yıldızdan oluşan fonda varoluşumuzun tüm kumaşı sorgulamaya açılmışken, gece saat üçün karmaşık kavrayışlarını def etmek için pazartesi sabahı saat dokuzun iş bitirici ruh halini kullanırız.

Dinç sağduyu tavrı takınarak radikal tedirginlik anlarımızı, gerçekten olabilecek merkezi kavrayış durumları olmaktan çok, bir yoldan çıkma haline getirmek için çabalarız.

Hakiki, çapraşık benliklerimizin daha garip ama daha faydalı gerçeklerini reddedecek biçimde kişiliklerimizin trajik olmamasına, basit ve kolay kavranabilir olmasına yönelik anlaşılabilir özleme müracaat ederiz.

Duygusal dürüstlüğe karşı bir savunmanın yüce gönüllü ahlaklılıkla bir ilgisi yoktur. Kendimize gerçekleri biraz daha söylememiz gerek çünkü yalanlarımızın bedelini çok ağır ödüyoruz. Aldatmacalarımız yüzünden kendimizi büyüme olasılıklarından mahrum bırakıyoruz. Zihnimizin büyük kısmını durduruyoruz ve etrafımızdakiler bizim tedirginliğimize, kasvetimize, yapay neşemiz ya da savunmacı bahanelerimize katlanırken yaratıcı olmayan, alıngan ve savunmacı insanlara dönüşüyoruz. Benliklerimizin tuhaf yanlarını görmezden gelişimiz, varoluşumuzu eğip bükerek, uykusuzluk ya da cinsel güçsüzlük, kekeleme ya da depresyon olarak, sahip olmamak için çok dikkat ettiğimiz tüm düşüncelerin intikamı olarak ortaya çıkıyor. Kendini bilmek bir lüks olmaktan çok, içsel rahatlık ve akıl sağlığı ölçütünün bir ön koşuludur.

Recent entries