Çocuklukta Bizi Sevenlere Borçlu Olduklarimiz

Hayattaysak ve iyi kötü işlev gösteriyorsak, ara sıra bir şeylerden keyif almayı başarabiliyorsak, başkalarına karşı nazik ve minnettar olabiliyorsak, bağımlı değilsek ya da kendimizi öldürmeye yeltenmiyorsak o zaman küçük yaşta birileri bir yerlerde bizi çok sevmiş demektir.

Şu anda bizden çok uzakta yaşıyor olabilirler, bizim ilgilerimizi paylaşmıyor olabilirler ve onlarla vakit geçirmek pek çok açıdan sıkıcı olabilir. Buna rağmen onlara derinden sağdık kalmaya ve içten içe onlara her şeyi borçlu olduğumuzu bilmeye devam ederiz.

cocuklukta bizi sevenler 1

Birisinin bizi ‘sevdiğini’ söylediğimizde bir dizi beceri edinmeyi kastederiz. Bu beceriler belirli bir biçimde aktarılmaz, günlük hayatın sıradan telaşlarında onları özümseriz. Bu mutfakta, ormanda bir gezinti sırasında ya da gece vakti yatak odasında okuduğumuz bir kitabın ardından gerçekleşmiş olabilir.  Biz hafta sonu planları ya da ev ödevi hakkındaki bütün o sohbetlerden biri gibi görünürken aldığımız tüm yaşamsal iyiliği, gerçekten neler olup bittiğini kaçırmak kolay olabilirdi.

Fakat sevilme sürecinde yine de ansiklopedik bir duygusal eğitim alıyoruz ve bu eğitimde aşağıdakilerden bazılarını öğreniyoruz:

-Dayaniklilik

Bazen, her şey gerçekten de çok kötü görünürdü. Gözyaşlarına boğulmuş ya da öfkeden kıpkırmızı kesilmiş bir halde olurduk. Dünyanın başımıza yıkıldığını ve bundan sağ kurtulamayacağımızı hissederdik. Oysa onlar, biz bir kez daha sakince nefes alabilene dek trajediyi bizden uzak tuttular. Bütün cevaplara sahip olmayabilirlerdi ama bize bazı cevapların eninde sonunda ortaya çıkacağına dair söz verdiler ve haklıydılar. Bizi gece boyunca bırakmadılar ve şafağın sökeceğine dair güven verdiler. O zamandan beri yıkıcı dehşeti kendimizden uzak tutmak biraz daha kolaylaştı.

-Kendini Sevme

Bize onlar için değerli olduğumuz ve bu yüzden bir gün kendimiz için de değerli olabileceğimiz hissini verdiler. Bir şey yaptığımızda ya da bir fikrimiz olduğunda onlarla paylaşabildik ve belki tümüyle tamamlanmış halde olmasa da altta yatan niyetlerimiz ve vaatlerimizle yönlendiler. Mutfağa girdiğimizde her seferinde değil ama benliğimiz üzerinde koruyucu bir katman oluşturmaya yetecek kadar sık, yüzümüze baktılar ve yüzleri aydınlandı. Bize verdikleri bir isim bile vardı belki de: küçük şampiyon, düğme burun ya da tatlı kuzu. Ergenliğin bir noktasında o ismin kullanılmasını artık kesinlikle istemiyorduk ve bugün bile eğer meslektaşlarımız bu ismi bilselerdi küçük düşerdik ama yetişkinlikteki irade gücümüzün ve özgüvenimizin üzerinde dinlenebileceği duygusal bir temelin gizli bir sembolü olarak kaldı.

-Affedicilik

Bazı durumlarda çok yanlış bir şey yaptık: bir kitabı unuttuk, bir masayı çizdi, birisine yaramazlık yaptık ya da öfkeyle patladık. Ceza çok sert olabilirdi ama olmadı. Kabahatlerimizi cömert bir ışık altında aydınlatan mazeretler buldular: yorgunduk, herkes bunu yapardı, hiç kimse mükemmel değildi. Başkalarına ve kendimize karşı merhameti öğrettiler bize. Var olmayı hak etmek için mükemmel olmamız gerekmediğini bilmemizi sağladılar.

-Sabir

Öyle hemen ustalaşamadık. Kalanlı bölme işlemini öğrenmemiz biraz zaman aldı; piyano çalmanın bir yolunu bulmak ya da bisküvi yapmayı öğrenmek yıllar sürdü. Fakat onlar bağırmadılar, alay etmediler ve rahatsız olmadılar. Bize, iyi bir sonuç ortaya çıkana kadar bekleme sanatını öğrettiler. Anında sonuç talep etmediler ve bu sayede hayatımız boyunca yolumuzu panikle ya yaygara ile tıkamamıza engel oldular. 

-Telafi

Bazı çok kötü sahneler vardı. Çok kötü şeyler söylediler ve biz de söyledik. Onlardan çok nefret ettiğimizi hissettik. Fakat yine de yanımızda kaldılar. Öfkeyi aldılar ve onunla bize telafiyi öğrettiler: bir şeylerin nasıl çok ters gidebileceğini ve buna rağmen düzletilebileceğini, insanların ne kadar dirençli olabileceğini, sevgi işin içinde olduğu sürece kaç tane ikinci şans olduğunu.

Bu derslerden bazıları ve daha fazlasıyla kendimize karşı daha nazik, hatalarımıza karşı daha hoş görülü, başkalarına karşı anlayışlı ve ilerlemeyi başarabilen insanlar olduk. Yalnızca ‘sevilmedik’, bir başkasını umursadığımızda, kendimize nazik bir şey söylediğimizde ya da zor bir gelecekle yüzleşmek için yeterince güçlü hissettiğimizde varlığını hissedebildiğimiz bir eğitim aldık.

Recent entries