Çiftler İçin Bir Yansitma Alistirmasi

Herhangi bir durumda tam olarak neler olduğunu çok az ipucuna dayanarak hızlıca yorumlamak zihinlerimizin derinlikli ve güçlü özelliklerinden biridir. Ancak farkında olmasak da bazen gerçekte olup bitenlerden ziyade bizimle ilgili olan şeyleri de araya sıkıştırırız. Buna ‘yansıtma’ denir: kendi deneyimimizde saklı önyargılara dayanarak başkaları hakkında duygusal bir varsayımda bulunuruz.

Belirli sanat eserleri üzerine düşünürken ve ne hakkında olduklarından söz ederken yansıtmanın nasıl harekete geçtiğini görebiliriz.

Bu anne ve kız resmini göz önüne alın:

cift alstrma 1 

Farklı insanlar bu resmi farklı biçimlerde görebilirler. Birisi, annenin kızıyla hiç ilgilenmediğini, son derece soğuk ve mesafeli göründüğünü söyleyebilirken bir başka kişi, annenin şefkatli ama kaygılı düşünceler içinde kaybolduğunu söyleyebilir: kızının ne kadar küçük olduğunu dünyanın ise ne kadar büyük, karmaşık ve tehlikeli olabileceğini düşünüyor olabilir. Bir başkası kızı ürkek, güven bulmak için annesine sığınan bir çocuk olarak görebilir; bir başkası ise kızın canı sıkılmış gibi göründüğünü söyleyebilir: sanki annesi onun dışarı çıkmasına ya da canı her ne yapmak istiyorsa onu yapmasına engel oluyor gibidir.

Tarihsel açıdan bakılırsa bu anne ve kız arasındaki ilişkiye dair hiçbir şey bilmiyoruz aslında. Bu resmi görmenin farklı biçimleri bu anne ve kız arasında neler olduğunu tespit edemez: daha ziyade resme bakanların duygusal dünyalarını ele verir. Diyelim ki, biz çocukken annemizin dalgın ve ilgisiz oluşunda mustariptik. Mesafeli, melankolik bir duygunun bizim içimizden gelme olasılığı daha yüksektir. Zihinlerimiz her zaman tanıdık duygusal durumları bulmak ister, hatta bu duyguları için etrafta yeterince kanıt olmadığında bile. Ufacık bir ipucu olasılığı yeterli olacaktır (aşağı bakan gözler, hafifçe gerilmiş dudaklar): bunlar karşımızdaki kişinin içine kapanmış ve üzgün olduğundan emin olmamıza yetecektir, aslında ne istediklerine dair hiçbir fikrimiz olmadığı halde. Benzer şekilde, sık sık kaygılanan bir ebeveynle büyüdüysek, bu resimdeki annenin de benzer şeyler düşündüğünü görmek bize doğal gelecektir. Ya da çocukken utangaç ve ürkek hisler içindeysek resimdeki çocuğun da benzer şeyler hissettiğini görmeye yatkın oluruz.

Veya diyelim ki bizzat kendimiz, sık sık belki ebeveynlerimizin, belki eğitim sisteminin kurallarının belki de çalışma yaşamımızın dayattığı bunaltıcı taleplerden kaçma arzusu duyduk. Engellenmiş olmak zihinlerimizde oldukça fazla yer kaplıyor diyelim. Bu, başkaları hakkındaki yorumlarımıza da yön vermeye başlar. Kendi kapana kısılmış olma duygumuzun tümüyle farkında olmasak da ruhumuzun derinlerinde bu duygu varsa bunu dışarı yansıtırız ve başkalarını da benzer bir durumdaymış gibi görürüz, öyle olmasalar bile.

Bazen de başkalarının bize yansıttıklarını hemen anlarız çünkü bizim yaptığımızdan emin oldukları şeyle bizim yaptığımızı bildiğimiz şey arasında ciddi bir fark olduğunu görebiliriz.

– Bazen partnerim bazı şeyleri sırf ona köstek olmak için kasten yaptığımı sanıyor, oysa ben hiçbir şey yapmıyorum. Arabanın anahtarlarını bulamıyor ve ‘anahtarlarımı nereye koydun, niye böyle yapıyorsun diyor?’ ve gerçekten de birisi kasten anahtarlarını saklamış kadar öfkeleniyor. Oysa ben aslında onlara elimi bile sürmemiş oluyorum.  

– Eşimin ailesiyle oldukça iyi anlaşıyorum. Bir gün onlaro hafta sonu öğle yemeğine davet etmek için mesaj atıyordum ki partnerim arkalarından ‘onlar hakkında’ şikayet ettiğim fikrine kapıldı. Oysa hiç de öyle yapmıyordum. Arkadaşlarımla buluşacak olsam, eve döndüğümde eşim ‘benden bahsettin mi?’ diye sorar. Sanki zihninde bana dair gerçeklikle hiç ilgisi olmayan bir fikir var gibi geliyor.  

Başkalarının yansıtma yapması fikrini anlamlı bulabiliriz. Ancak bunun kendimiz için de geçerli olduğunu fark etmek daha zordur. Kendi geçmişimizi alıp onu, neler olup bittiğine dair çarpık yorumlar yapmak için kullandığımızı hissetmek kolay değildir; yine de bunu yapıyor olabiliriz…

Kendi yansıtma alışkanlıklarınızı daha iyi anlamak için şu resme bakın:  

 cift alstrma 2

Her biriniz, bu çiftin arasında neler olduğuna dair içinizden gelenlere en yakın olan ifadeyi seçin:

A: Az önce tartışmışlar ve kadın gitmek istiyor.

B: Adam baskıcı biri, kadın üzgün ama bir şey söyleyemeyecek kadar gözü korkmuş

C: Kadın zorluk çıkarıyor, adamsa yardım etmeye ve anlamaya çalışıyor

D: Çok ilginç bir sohbet ediyorlar, kadın zihnini toparlamak için duraklamış, adam da kadının bir sonra söyleyeceği şeyi merakla bekliyor.

Bu resmin doğru bir yorumu olmadığını not etmekte fayda var: ne söylediklerine ya da ne hissettiklerine hiçbir dışsal kanıt yok. Bu çifti belirlediğiniz biçimde görmenizi geçmişinizden gelen neyin teşvik ediyor olabileceğini sırayla düşünün.

İkinci bir araştırma olarak, aşağıdaki cümleleri sırayla tamamlayın: mümkün olduğunca hızlı ve spontane bir biçimde yanıt verin; fazla düşünmeyin, yalnızca aklınıza gelen ilk yanıtı söyleyin:

1. İyi bir dansçı, dans pistinde zarafetten yoksun bir biçimde salınan birini görürse muhtemelen şöyle düşünür:

2. Eğer resmi kıyafetler giyiyorsanız ve sokakta ayağınız takılırsa etrafınızdaki insanlar muhtemelen…

3. Araba süren birinin telefonuyla konuştuğunu fark ettiniz – muhtemelen söylüyor olabilecekleri şeye dair aklınıza ilk gelen şeyi söyleyin

4. Orta yaşlı bir çift bir masada karşılıklı sessizlik içinde oturuyorlar – ilişkilerinin durumu nedir?

Burada önemli olan nokta, çok anlamlı gelen birden fazla cevap olabileceğini fark etmektir. İyi bir dansçı hiç dans edemeyen birini küçümseyebilir ya da şansını deneyen birini görmekten keyif alabilir veya o kişi hakkında hiç düşünmeyebilir de. Belki dans eden kişi ona yakın zamanda ölen çok sevdiği bir arkadaşını hatırlatabilir. Şu dakikada, istatistiksel normun ne olduğunun bir önemi yoktur (iyi dansçıların dans edemeyenleri küçümseme oranı, diyelim ki %63 olabilir) çünkü bu herhangi belirli bir durumda ne olduğuna dair bize kesin bir rehber sunamaz.

Söz konusu olan sizin aklınıza ilk olarak neyin geldiğidir: bu sizin başkalarına nasıl yansıtma yaptığınıza dair yaklaşık bir açıklama sunar.

Sırayla, kendinizi savunmaya geçmeden, verdiğiniz cevapları neden verdiğinizi açıklamaya çalışın.

Şimdi kendi ilişkinizde birbirinize yansıtmalar yapıyor olabileceğiniz durumları tespit etmeye çalışın. Bunların ardından hangi talihsiz sonuçlar ortaya çıktı?

Kötü, aptal ya da kaba insanlar olduğumuz için değil, yalnızca zihinlerimiz bu şekilde çalıştığı için yansıtma yaparız. Başkalarının durumunu tahmin etmek için tanıdık duygusal kalıpları kullanırız; bu çoğunlukla yanlış anlamamıza yol açsa da. Partnerimizin, öyle olmadığı halde bizi kasıtlı olarak üzdüğünü sanırız; kızgın olmadıkları halde bize kızgın olduklarını düşünürüz; niyetlerini ve ruh hallerini yanlış yorumlarız. Akıllarından ne geçtiğine dair panikle, tedirgin yorumlar yaparız, hem de gerçekliğe dayanarak değil kendi karmaşık duygusal geçmişimiz yüzünden.

 

 

Recent entries