Bir Partide Tanimadiginiz Insanlara Yaklasmanin Yollari

Bir arkadaşınızın evinde, saat on birde, durgun ılık bir akşam verilen bir partidesiniz. Sizden bir metre uzakta, bir grup insan canlı bir sohbete dalmışlar. İçlerinden biri bir anısını anlatıyor, bir tren yolcuğu ya da birinin yaşadığı bir bisiklet kazasıyla ilgili olabilir, darken arkadaşları arada bir cömert kahkahalarla ve kendi hikayeleriyle araya giriyor. Başta esas anlatıcı olmak üzere grup bir bütün olarak son derece kendinden emin ve çekici görünüyor. Oysa siz ve onlar arasında yüksek katı bir tuğla duvar ya da sülüklerle dolu bir hendek varmış gibi görünebilir. Merhaba demek için gruba katılmanızın kesinlikle ihtimali yok. Tipik zayıf, silik gülüşünüzü takınıp kitaplığı ezberlemeye çalışıyor gibi davranıp on dakika sonra da toplantıyı terk ediyorsunuz.

Çoğu tavsiye, bu durumlarda ne söylenebileceği hakkındadır. Başka bir yerden başlamak daha iyi olabilir: ne düşünülmesi gerektiğiyle. Kronik utangaçlık başkalarının nasıl insanlar oldukları konusunda bir tahmindir. Her ne kadar bizi kuşattığında öyle hissettirmese de türümüzün diğer üyelerinin doğaları ve niyetleri hakkında mantığa dayanan bir değerlendirmeyi yansıtır. Kimyasal bir dengesizlik ya da bir dürtü değildir: bir felsefedir – son derece faydasız bir felsefe olsa da.

 partideyabanclar

©Flickr/Consumerist Dot Com

Temel varsayımı diğer insanların kendi kendilerine yetebildiklerini, arkadaşlık özlemi çekmediklerini, hiçbir şeyde yalnız olmadıklarını, bilmeleri gereken her şeyi anladıklarını ve bizim zaaflarımızdan, kararsızlıklarımızdan, gizli arzularımızdan ve kafa karışıklığımızdan hiç pay almadıklarını varsayar. Bu, yetişkinler açısından, bir çocuğun öğretmeni hakkındaki varsayımlarını çağrıştırır: hiçbir zaman genç, hassas ve budala olmamış, hiç yastık savaşına ilgi duymamış gibi görünen yetkin, sert bir yetişkin.

Başkalarının insaniyetine inançsızlık zihnimizin doğal bir eğilimidir. Dışsal ipuçlarından yola çıkarız; üstelik çok az insan savunmasızlıklarını sergileyecek kadar güvende hissedebilir. Bu yüzden kırılgan, suyla dolu belirsiz varlıklardan çok üstün, metal kaplı cyborglar arasında yaşadığımızı varsaymaya başlarız. Kendi zihinlerimize dair bildiklerimizin çoğunun, özellikle de kendimizden şüphe duyma, kaygı ve üzüntünün o tanımadığımız insanlarda da mevcut olması gerektiğine inanamayız.

 partide yabanclar 2

Gerçekten nasıl olduğumuz konusunda bazı sinyaller yaydığımızı unutuyoruz. Nihayet çareyi saklamakta bulduğumuz, normalde başkalarının bizden bekleyebileceği ve bir yabancıyı kolayca bizi yanlış değerlendirmesine ve gözünün korkmasına neden olabilecek duygularla ve ilgiyle doluyuz.

Ancak bu çok önemli kavrayışı bir sosyal stratejiye, başkalarının da bizim gibi sıcaklık, özlem, merak ve kederden yeterli dozda barındırmamız gerektiğine dair özgüven aşılayan bir bilgiye, yani arkadaşlığın yapıtaşlarına dönüştürmek konusunda yavaşızdır. Görünüşte mutlu bir evliliği olan biri ilişki konusunda çok acı çekiyor olabilir; hırçın bir sporcu kronik kaygıdan ve utançtan mustarip olabilir; bir CEO verdiği mücadelelerin canlı anılarına ve hayal dünyasında kariyerleri henüz kalkışa geçmemiş ama geçecek insanlar için çokça yere sahip olabilir. Çok entelektüel bir insan içten içe kendisini sabırla dansa teşvik edecek (ya da beceriksiz salınımlarını hoş görecek) yeni bir arkadaşın özlemini duyuyor olabilir. Bizim hatamız bir insanın görünüşünün onun kişiliğinin bütünü olduğunu sanmaktır: kaygımız, hepimizin göründüğümüzden dana yaklaşılabilir olduğumuz konusundaki temel gerçeği savuşturur.

Kendine inanmanın ve tanımadığımız insanlarla başarılı şekilde konuşabilme zihniyetinin anahtarı kendi karakter özelliklerimizde gayretle inat etmekte yatmaz. Kaynağı başkalarının iç dünyalarını, özellikle de başkalarının iç dünyalarındaki sorunları hayal etmenin daha doğru olan ve çok tehditkâr olmayan bir versiyonudur.

Recent entries