Benimle Olmak Neden Zor?

Çoğumuz ilişkideki zor insan olduğumuzu duymak istemeyiz. Bunun mümkün olmadığını düşünebiliriz hatta duygularımız incinebilir. Yine de bunu anlamak, en azından bir olasılık olarak kabul etmek uzun vadede insanların bize katlanabilmesini sağlamanın en kesin yoludur. Arada sırada zor biri olduğunu kabul edemeyen insanlar en dayanılmaz olanlardır.

 benimle yasamak zor mu 1

Hepimiz, varoluşumuz gereği zor insanlarız. Hepimizin ebeveynleri hatalar yaptı, hepimiz talihsiz denebilecek kişilik özelliklerine sahibiz, hepimizin kötü alışkanlıkları var, hepimiz kıskanırız, hepimiz zaman zaman hırçın ve kibirli oluruz. Birinin partneri olmayı kabul etmemiz bile onun başına ciddi ölçüde bela olmamız için yeterli.

Büyük bir ilişkinin hemen öncesinde bu kötü haberle yüzleşmekten bizi koruyan şeyse, sevdiklerimizin duygusallığı ve iyi niyetli ihmalkarlığıdır. Ebeveynlerimiz bizi çok sevdikleri için söylemeye dilleri varmadı; arkadaşlarımız kişiliğimizi eleştirme batağına girmek istemediler, bizden tek istedikleri ara sıra birlikte keyifli bir temek yemekti. Eski sevgililerimizse kişiliğimize dair faydalı bir eleştiri sunmaktan kaçınmaya çok istekliydiler. Bu yüzden bize biraz ara vermeye ya da Hindistan’a doğru bir yolculuğa çıkmaya ihtiyaç duyduklarını söylediler.

Dahası, kendi başımızdayken, başkalarının gözünde ne kadar sinir bozucu olabildiğimizi fark etmeyiz. Bütün bir Pazar gününü surat asarak geçirsek bile pasif öfkemizle ve kendine acıyan halimizle çıldırtabileceğimiz kimse yoktur etrafa. İşi, yakınlıktan kaçınmak için bir araç olarak kullanma eğilimimiz olabilir ama kimseyle ciddi bir ilişki içinde olmadığımız sürece eksantrik saatlerimizi yorum yapmadan geçirebiliriz. Tuhaf yemek yeme alışkanlıklarımız, insanın sabrını zorlayan ağız şapırtılarımıza ve alakasız yiyecekleri bir arada yiyişimize tanık olacak biri karşımızda oturmadığı sürece gerçek olmaz. 

En sonunda partnerlerimizden biri bu özelliklerimizi dile getirecektir. Bunu duymak ilk başta bize korkunç bir kişisel saldırı gibi gelebilir. İyi bir insanın bu yönlerimizi görmezden geleceğini düşünebiliriz. Oysa öyle değildir. Bu, bir noktada birinin mutlaka değinmesi gereken bir konudur ve hatalarımıza verilen gayet doğal bir tepkidir.

Partnerimizin yaptığı, tuhaf bir şey değildir. Bize ayna tutmak ister. Yakında bakıldığında herkesin karakterinde kayda değer ölçüde yanlış bir şeyler vardır. Bu bize özgü bir kusur değil, insan olmanın bir gereğidir. Detaylar elbette kişiden kişiye göre değişir. Ancak önemli olan paylaşmaktır. Kendimize dair düşüncelerimiz ve duygularımız ne olursa olsun, yakından ve uzun süre bakıldığında feci halde arızalı olduğumuz ortaya çıkacaktır. Ne yazık ki sorun partnerimizin fazla eleştirel ya da aşırı talepkar olması değildir. Aslında partnerimiz bize kulaklarımızı tıkayamayacağımız gerçeği söyler: tam bir baş belası olduğumuzu.

İnsan doğasına bu şekilde bakmak şaşırtıcı gelebilir. Bunun sebebi bu durum hazırlıksız olmamız ve böyle bir yüzleşmeyi ancak çatışmalı bir ilişkinin başlangıcı olarak görmemizdir. Oysa durum hiç de böyle değildir. Hatta bu tür bir dürüstlük uyumlu bir ilişkinin kurulması, iki kişi arasında iyi niyetli bir iletişimin olması için gereklidir.

Geleneksel olarak İlk Günah kavramı kendimizi doğuştan sorunlu varlıklar olarak düşünmenin ilk ortaya çıkışıdır. Bu düşünce Batıda Roma İmparatorluğunun sonunda ortaya çıkmıştır. İmparatorluğun anarşik bir şiddetle çöküşü üzerine de dönemin büyük düşünürlerinden St Augustine, insanlığın içinde bulunduğu sefalete daha derinden bakmaya başlamıştır. İnsanın doğası gereği kusurlu ve yanılgı içinde olduğunu söylemiştir. Bu kusurluluğu insan olarak doğmanın bir parçası olarak görmüştür.

İlk Günah kavramı önce din ile ortaya çıkmış olsa da söylemeye çalıştığı şey aslında psikolojiktir. Bireyler olarak bizde bir şeylerin ters gideceğini en baştan kabul etmemiz gerekir. Bu, herkes için geçerli olan ve alçak gönüllükle kabul edilmesi gereken bir gerçek olarak görülmelidir. Kendi doğuştan gelen kusurlarımızı kabul etmekte tuhaf bir şey yoktur: (aksine) asıl gülünç olan ve şüphe uyandıran hiçbir kusurumuz yokmuş gibi davranmaktır.

 benimle yasamak zor mu 2

Augustine’in dikkat çektiği nokta geçerliliğini korur. Tabi bugün bunu Cennetteki yasak meyveyi yiyen Havvanın hikayesi üzerinden düşünmüyoruz artık. Kusurlarımızın, dizginlenemeyen dürtülerimizin, mantıksız inadımızın, erteleme huyumuzun, huysuzluğumuzun, aceleyle verilmiş kararlarımızın, kötü alışkanlıklarımızın, gereksiz titizliğimizin, aç gözlülüğümüzün ve katılığımızın doğal ve az çok kaçınılmaz kökenleridir. Bu dünyaya savunmasız bir halde geldik, ebeveynlerimiz acemiydi, beyinlerimiz kendini tanımak için yeterli değil, içgüdülerimizse modern yaşamın koşullarına uyum sağlamamız için değil avcı ve toplayıcılık için evrimleşmiş, kültürümüz çoğunlukla kaygı yaratan, statüye önem verem, başarı konusunda acımasızca talepkar olan ama aynı zamanda neredeyse her zaman başarısız hissetmemizi sağlayan bir kültür. Yani tamamen farklı sebeplerden de olsa St. Augustine ile aynı sonuca varmamız mümkün: ciddi kusurlarımızı açıkça paylaşmadığımız sürece hiçbirimizin bir yetişkin haline gelme şansı yok.

Tüm bu anlattıklarımızın amacı, kusurlarımızı kabul etmenin çok garip bir talep olmadığını anlatmak. Asıl garip olan hiçbir temel kusurumuzun olmadığını düşünmektir. Elbette bir sürü güzel özelliğimiz de var. Ancak yine de bizimle bir ilişki içinde olmak her zaman zor olacaktır. Birinin bizle evlenmesini istemek, sevdiğimiz birine yapabileceğimiz en acımasız teklif olurdu.

Hatalarımız konusunda açık ve dürüst olmak bir ilişki içinde karşılaşılması kaçınılmaz olan zorluklardaki payımızı kabul etmek demektir. Bu bazen budalalık ettiğimiz ya da canavarca davrandığımız gerçeğini kabul etmemizi kolaylaştırır. Budalalığımızı sergilediğimiz bir olayın ardından partnerimiz mutfakta bize bağırırken gülümsememize ve özür dilememize yardımcı olur. Kusurlarımızı aklımızda tutarak partnerimizin bizi hayatına kabul etme arzusu ile gösterdiği cömertliğin daha çok farkına varabiliriz. 

Bu nedenle, kendimize mümkün olduğunca içtenlikle, olgunlaşmamış, umutsuz ya da hafif delice özelliklerimizi sormamız gerekir.

Olgunluk, “benimle olmak neden zor?” sorusuna detaylı bir yanıt verebilmeyi gerektirir. Bu soruya verecek sağlam bir cevabı olmayan kimse bir başkasına bağlılık sözü vermemelidir. Kendi masumiyetimize olan inancımız bizi her zaman kendini haklı gören zalim bir insan olmaya götüren yolun ilk adımıdır.

Bu noktada zihnimiz durabilir ve yalnızca güzel, tatlı yanlarımızı hatırlıyor olabiliriz. Bu yüzden şu birkaç cümleden faydalanabilir ve bunları mümkün olduğunca samimiyetle yanıtlamaya çalışabiliriz.


1. Genellikle sinirlendiğimde…

Kendini kaybetmemek bazen zordur; bu durum herkesin başına gelebilir. Ancak bunu ortaya koyma biçimimiz başka birine kafa karıştırıcı (en hafif tabirle) gelebilir. Örneğin, öfkeye kapıldığımız zamanlarda çok fazla abartmaya eğilimli olabiliriz. Kontrolsüzce bağırıyor ve pişman olacağımız şeyler söylüyor olabiliriz. Ya da belki de öfkemiz yüzeyin altında bir yerlerde fokurdarken hiçbir şey yokmuş gibi davranıp aslında bir şeyler olduğunu karşı tarafın anlamasını (onlar söylemek zorunda kalmadan) bekliyor olabiliriz.


2. İncindiğimde…

Özgüvenimize aldığımız yaraları dışa vurma biçimimiz, partnerimizin bizi anlamasını güçleştiriyor olabilir. İçimize kapanıyor olabiliriz: soğuk bir kayıtsızlık gibi görünse de bu aslında kendimizi korumanın bir yolu olabilir. Ya da kendimizi işe güce veriyor, durmadan birşeyler talep ediyor, belki de küçümseyici, somurtkan ya da kibirli bir tavra bürünüyor olabiliriz. Bunlar kırılganlığımızı gizlemek için yaptığımız şeyler olabilir. Ne var ki karşımızdaki kişi davranışımızın altında yatan nedenleri göremez: onlar yalnızca yüzeydeki acımasız performansa maruz kalırlar.

 

3. Yorgun olduğumda…

Yorgunluk, temelde son derece zararsız bir sorundur, tek ihtiyacımız olan iyi bir uyku gibi görünür. Ancak yorgunken sergilediğimiz davranışlar bambaşka bir hikaye anlatabilir. Belki yorgunken aşırı hareketli ya da ağlamaklı veya kederli olabiliriz. Bunlardan herhangi biri bitap düştüğümüzden haberi olmayan partnerimizi endişelendiriyor olabilir.


4. … olduğunda arkadaşlarım biraz sorun yaratabilir.

Arkadaşlarımız muhtemelen partnerimizden çok daha uzun süredir tanıdığımız insanlardır ve ilişkimizde ya da evliğimizde pek görünür olmayan özelliklerimizi su yüzüne çıkarabilirler. Ancak bunu bir sorun olarak görmeyebiliriz: arkadaşlarımızı severiz, partnerimizi severiz, bu yüzden de hep birlikte çok iyi anlaşacağımızı zannedebiliriz. Ne yazık ki öyle olmaz.


5. Para konularında biraz zor bir insan olabiliyorum, çünkü…

Para, her zaman içimizdeki en tuhaf yönleri ortaya çıkarır. Bize çok tanıdık geldiği için ekonomik yaşamımızı paylaştığımız başka birine ne kadar tuhaf ve sorunlu görünebileceğini hesaba katamayızBelki para konusunda gereğinden fazla dikkatli ve muhafazakar davranıyor olabiliriz; her an bir krizin eşiğindeymiş gibi yaşıyor olabilir, en ufak bir ekstra harcama yüzünden dehşete kapılıyor olabiliriz. Ya da ekonomik durumumuza fazla özen gösteremiyor olabiliriz, sürekli para harcamak için yeni bir yer arıyor, gelecekteki kazançlarımız konusunda fazlaca ümitli davranıyor olabiliriz. Bu tür tutumlar bize doğal gelebilir ama doğal olarak bu konuda en az bizimki kadar tuhaf alışkanlıkları olan bir başka insana hiç anlamlı gelmeyebilir.


6. Sanırım … konusunda biraz fazla endişeleniyorum.

Bir çok şeyi kafamıza takabiliriz: İnsanlar toplumsal statüm hakkında ne düşünüyor? Karnımdaki sivilce kanser belirtisi olabilir mi? Acaba başkaları burnumu çok büyük buluyor mu? Bu kaygıları yeterince uzun süre taşırsak benliğimizin bir parçası haline gelebilirler. Ancak partnerlerimiz bu konularda neden bu kadar kaygı duyduğumuzu anlamakta zorlanabilir. Birlikte çok uzun bir zaman geçirdikten sonra bile, yanlış telaffuz edilmiş bir kelimeye ya da rutin bir tıbbi kontrole bu kadar kafayı takmış olmamız onlara çok garip gelebilir. Bunların altında yatan asıl endişelerimizi ve onları neyin tetiklediğini bilmezler. Bu yüzden bu kaygıları önce kendi zihnimizde netleştirmemiz sonra da olabildiğince sakin bir şekilde onlara açıklamamız gerekir.


7.  konusunda son derece takıntılıyım.

Kendi takıntılarımız bize son derece mantıklı ve doğru gelebilir. Örneğin, bir odada sandalyelerin tamamen simetrik bir şekilde dizilmesi tabi ki her şeyden önemlidir. Bize göre mutfaktaki bütün gereçlerin takım olması gerektiği tartışmaya açık bile olmayabilir. Aklı başında bir insanın sırf ekmek dilimlemek için kesme tahtasını kullanması imkansız gelebilir. Tatilde sekiz farklı sanat galerisini ziyaret etmek gayet doğal bir tercih gibi görünebilir. Kendi takıntılarımızın absürtlüğünü görmeyiz; bunların bir takıntı olduğunu da düşünmeyiz. Geçmişimizde ve karakterimizde sağlam bir yerleri vardır ama o güne dek bizimkinden çok daha farklı bir hayat sürmüş olan partnerimize o kadar da doğal gelmeyebilirler. Ortak yaşamımıza biraz kişisel ve (dürüst olmak gerekirse) biraz da tuhaf bir takım beklentilerle geldiğimize dair bir fikir edinmelerini sağlamak zor ama çok önemli bir görevdir.


8. Bazen zor olabilecek bazı rutinlerim vardır…

Her gece yatmadan önce ayak tırnaklarımı tek tek törpülüyor, birkaç esneme hareketi yapıyor, dişlerimi üç dakika boyunca fırçalıyor ve alnıma kırışıklık karşıtı krem sürüyor olabilirim… partnerim bunu onun yanına sokulmayı ertelemek için kullandığım bir bahane olarak görebilir. Akşam yemeğinden önce ellerimi mümkün olduğunca çok yıkamaya hevesli olabilirim ama partnerim yemek hazır olur olmaz yemek istiyor olabilir. Belki yıllar boyu bir seyahat rutini geliştirdim; mümkün olduğunca az eşya alıyor, taksiyi beklerken bavulumu hazırlıyor, tam check-in masası kapanmak üzereyken varıyor olabilirim. Kendi rutinlerimizin partnerimize ne kadar çileden çıkarıcı gelebileceğini öngörmemiz mümkün değildir. Bunların bir rutin haline geldiğini fark etmemiz bile zor olabilir çünkü bize son derece doğal ve doğru görünürler. Ancak sorun tam da buradadır: kendi tuhaflığımızı fark edememekte.

Kendi tuhaf davranış kalıplarımızın farkına varmayı teşvik etmemizdeki amaç bu davranışlar yüzünden suçlu hissetmek ya da utanç duymak değildir. Bunların bir başkasına kafa karıştırıcı, rahatsız edici ya da sinir bozucu gelebileceğini görmemiz yeterlidir. Kendimizi bir ilişkiye adamadan önce, etrafımızdakilere yaşatabileceğimiz zorlukların tümüyle farkına varmamızda fayda vardır.

Bir beceri olarak uzun süreli ilişkiyi yönetebilmenin, aşkı muhafaza edebilmenin yolları üzerine çalıştığımız "Defne Eraslan ile Aşk Zamana Nasıl Meydan Okur", 23 Kasım Cumartesi saat 14.00'te Joint Idea Kanyon'da.

 

https://www.theschooloflife.com/istanbul/program/herey/ask-zamana-nasil-meydan-okur/

 

 

Recent entries