Beklentiler ve 80/20 Kurali

1905 yılında İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto bahçesindeki bezelyelerin bir özelliğini fark etti: filizlenen bezelyelerin %80’i bezelye tohumlarının yalnızca %20’sinden geliyordu. Bu, Pareto’yu çok etkiledi çünkü yakın zamanda ekonomik verimlilik üzerine yaptığı çalışmalar da ona İtalya’nın toplam gelirinin %80’ini nüfusun yalnızca %20’sinin kazandırdığını göstermişti. Bu sayılar daha sonra Fransa, Almanya ve Hollanda için de doğrulandı. Bu ilkenin böylesine şaşırtıcı bir şekilde genel geçer oluşu bugün Pareto dağılımı ya da daha yaygın kullanımı ile 80/20 kuralı diye adlandırılan kavramın ortaya çıkışıyla sonuçlandı. Özellikle ekonomi ve iş dünyasında gözlenebilen bu kural, her sonucun %80’inin, sebeplerin %20’sinden kaynaklandığını öne sürüyor (örneğin, bir yayınevinde kârın %80’i yayımlanan kitapların %20’sinden kaynaklanır ya da bankacılıkta kârın %80’i müşterilerin %20’sinden elde edilir vb.). 

 80 20 kural

80/20 kuralı her ne kadar ekonomi (ya da ziraat) alanında göze çarpsa da bu ilkeyi, bize aslında büyük fayda sağlayabileceği başka bir alanda, kişisel hayatlarımızda da uygulayabiliriz. Burada da Pareto dağılımına benzer bir ilkeye sürekli rastlarız. Hayatımızdaki olumlu unsurların %80’i de sebeplerin %20’sinden kaynaklanır. Bunu tersten ama daha açık bir şekilde ifade edecek olursak her türlü emeğin ya da girdinin %80’i ya hiç meyve vermez ya da ancak kısmen verir. Her şeyin yalnızca %20’si girdiğimiz zahmet etmeye değer.

Bu ilkeyi zihnimizde daha net hale getirmemiz gerekiyor çünkü pratik anlamda hayatlarımızı sanki bunun tam tersi geçerliymiş gibi yaşıyoruz. Hayatta karşılaşacaklarımızın çoğunun güzel, geliştirici, sevindirici ve yararlı olacağı ve ancak nadiren gerçekleşen az sayıda hayal kırıklığına kendimizi hazırlamanın yeterli olacağı varsayımıyla ilerliyoruz. Oysa sonunda bunun tam tersi kaçınılmaz olarak gerçekleştiğinde, varoluşun hüsran veren kusurlu doğasıyla tekrar tekrar karşılaştığımızda bunu hayal kırıklığı, mutsuzluk ve şaşkınlıkla karşılıyoruz.

Daha fazla istatistiki bilgi ve dolayısıyla daha ağırbaşlı, sakin ve kadirşinas bir tutumla ilerleyebilmek için Pareto 80/20 kuralını her yeni doğan günde hayat görüşümüzün bir parçası haline getirmenin yeni yollarını bulmamız yerinde olacaktır. Bu kuralın ilklerinden bazıları şöyle görünecektir:

– Gittiğimiz şehirlerin büyük bir kısmı çirkin, rahatsız edici ve hatta düzen ve iyimserlik arayışımıza bir hakaret niteliğinde olacak.

– Ettiğimiz sohbetlerin büyük kısmı bizi tam olarak anlaşılmamış ve kederli bir halde bırakacak.

– Karşımıza çıkan cinsel fırsatların çoğu başarıya ulaşmayacak.

– Projelerimizin büyük bir kısmı yolunda gitmeyecek.

– Hükümetlerin çoğu yoz ve vizyonsuz olacak.

– Doğal ortamımızın büyük kısmı yok edilecek.

– Hayatımızın çoğu günü üzgün geçecek.

– Çoğu evlilik katlanılmaz olacak.

– Aynaya attığımız bakışların pek çoğu moral bozucu olacak.

– Çocuklarımızla olan iletişimimizin büyük kısmı bizi çileden çıkaracak.

– Kitapların büyük bir kısmı berbat,

– Hayatın ise büyük bir kısmı zaman kaybı olacak.

 

Pareto ilkesinin doğru uygulanışı bu şekilde olmalıdır. İlk bakışta karamsarlık verici gibi görünse de bunu dikkate aldığımızda gerçekliğin keskin uçlarıyla defalarca burun buruna gelmeyeceğimizi garantilemiş oluruz. İşlerimizin büyük bir kısmının kötü gitmesi, aşk hayatımızın mutsuzlukla dolu olması, cinsel deneyimlerimizin çoğunun pişmanlıkla sonuçlanması, tanıştığımız insanların büyük bir bölümünün vakit kaybı olması doğaldır. Beylik bir duygusallığı savunanlar hep daha fazlasını beklememizi ve arzu ettiklerimizi elde edemediğimiz için öfkelenmemizi teşvik eder. Onların can sıkıcı fikirlerinden uzak durmamız gerekiyor. Hiçbirimiz sıra dışı bir acıya yalnız başına katlanmaya mahkum edilmiş değiliz; hayatlarımız bitkilerin verimliliğinden, ulusların zenginliğine dek pek çok alanda gözlemlenebilen kurallara tabidir. İlişkilerimizi, çalıştığımız işi ya da ait olduğumuz canlı türünü sorgulamamıza gerek yok. Çoğu şey iyi gitmeyecek ve olması beklenen de zaten bu.

 

Bu alışılmadık gerçeği bir kez sindirmeye başladığımızda o ender %20’lik kısmın çok daha kıymetli olduğunu göreceğiz: bize yüreğini samimiyetle açan birkaç arkadaşımız, işlerin yolunda gittiği birkaç gece, karşımızda durmayan ve sıkıcı olmayan birkaç akraba, güçlü olduğumuz ve bir amaç bulduğumuzu hissettiğimiz hayattaki birkaç gün aslında normun dışındadır ve karşımıza çıkmış olmaları beklenmedik bir durumdur. Bunlar hayatın normalde dişimizin kovuğuna yetmeyen verimsiz hasadında ara sıra karşımıza çıkan sulu, lezzetli az sayıdaki meyveler gibidir. Bu yüzden de karanlık ve kıtlık geri dönmeden önce bu küçük parçaların tadını çıkarmamız, onlara gözümüz gibi bakmamız ve umutlarımızı yeşertmelerine izin vermemiz gerekir.

 

 

Recent entries