Aklin Yolu mu? Duygularin Yolu mu?

Zihinlerimizi tanımak en iyi durumda bile zordur. Hayatımızın çoğunu mahvetmiş olan nevrozlardan ve takıntılardan bizi kurtarabileceğini umduğumuz en basit kavrayışları bile karakterimize ve motivasyonlarımıza katmak oldukça zordur. Bu yüzden, ruhlarımızın cehaletini bilgi yoluyla gidermenin tek başına yeterli olmayacağını fark etmek, aşağılayıcı ve zaman zaman da gerçekten iç karartıcı bir deneyimdir.  Kendimizi akıl yolu ile tanımak ve duygular yolu ile tanımak arasında daha başka, üstelik oldukça çetin bir fark olması gerektiğini fark ederiz. 

Örneğin, babamız bize kendimizi sevebilmek için ihtiyacımız olan desteği ve sevgiyi veremeyen mesafeli ve soğuk biri olduğu için, otorite figürleri etrafında çekingenleştiğimizi akıl yolu ile anlayabiliriz. Bu kavrayışı karakterimizle bütünleştirmek yıllar süren bir iş olabilir ve bunu başardığımızda çekingenlik ve otoriteye dair sorunlarımızın dinmesini beklememiz oldukça makuldür.

Fakat zihnin düğümlerini çözmek maalesef o kadar basit değildir. Geçmişi akıl yolu ile anlamak yanlış olmasa da bizi nevrotik semptomlarımızınyoğunluğundan kurtarmak konusunda tek başınaetkili olamayacaktır. Bunun için nereden geldiğimize ve neler çektiğimize dair daha yakın plan, detaylı ve içgüdüsel bir takdir duygusu edinme yoluna gitmeliyiz. Geçmişi, tepeden inme, indirgenmiş bir şekilde akıl yolu ile anlamak yerine duygular yolu ile anlamak için çabalamalıyız.

Hayatımızın en erken yıllarındaki, babalar ve otorite ile ilgili sorunlarımızın şekillendiği tüm anıları bütün detaylarıyla yeniden deneyimlememiz gerekecektir. Etkin hatıralarımızda üç boyutlu biçimde canlı tutmayı o güne dek dayanılmaz bulduğumuz belirli anlarahayal dünyamızın yolculuk ietmeiisine izin vermeye ihtiyacımız vardır (zihin, yaşadıklarımızın çoğunu bütün bir hikayeden yalnızca başlıklara indirgemeyi sever; hikayenin tümü ise iç dünyamızın kütüphanesinde ücra köşelerdeki raflara kaldırılmıştır). Babamızla olan ilişkimizin zorluğunu bilmek yetmez, bunun getirdiği kederi sanki bugünmüş gibi yeniden yaşamamız gerekir.Kitapların dizili olduğu babamızın çalışma odasına yeniden dönmemiz; bahçeden gelen ışığı, giydiğimiz fitilli kadife pantolonu, babamız kaygının doruklarındayken sesinin nasıl çıktığını, onun beklentilerini karşılamadığımız için kapıldığı hiddeti, yanaklarımızdan akan gözyaşlarını, bizkoridora doğru koşarken ardımızdan gelen haykırışı, ölmek istediğimizi ve iyi olan her şeyin yok olduğunu hissettiğimizi hatırlamamız gerekir. Yalnız özete değil bütün romana ihtiyacımız vardır. 

Psikoterapi bu farkı çok uzun zaman önce fark etti. Düşünmek oldukça önemli olsa da terapide tek başına, psikolojik sorunlarımızı çözmek için yeterli olmadığını bilir. Çocukken utangaç olduğumuzu tümüyle fark etmek ile korkutulmuş, görmezden gelinmiş, sürekli olarak azarlanma ya da alay edilme tehlikesi içinde olmanın nasıl bir şey olduğunu tüm yoğunluğuyla hissetmek arasında çok önemli bir fark olduğunda ısrarcıdır. Biz küçükken annemizin bize odaklanmadığını soyut bir şekilde bilmekle onunla bazı ihtiyaçlarımızı paylaşmaya çalıştığımızda kimsesiz hissetmemiz arasında çok önemli bir fark olduğunu görür.

Terapi canlı hislere geri dönme düşüncesi üzerine kuruludur. Ancak hislerimizle doğru biçimde temas kurduğumuzda, daha olgun özelliklerimiz sayesinde onları düzeltebilir ve böylece yetişkin hayatlarımızın gerçek sorunlarıyla ilgilenebiliriz.

Bunun, entelektüel insanların terapide özellikle zorlanabileceği anlamına gelmesi tuhaftır (ve ilginçtir). Fikirlerle ilgilenirler. Fakat daha eski ve bu kadar karmaşık olmayan benliklerimizin acısını ve sıkıntısını yeniden yaratabilmeleri ve ortaya koyabilmeleri o kadar kolay olmaz. Oysa karşılaşılmaya, dinlenilmeye ve belki de ilk kez rahatlatılmaya ve güven verilmesine ihtiyaç duyan da benliklerimizin asıl bu kısımlarıdır. 

Tümüyle iyileşebilmek için belki birkaç yıl boyunca her hafta zamanda geri gitmemiz, beş, dokuz ve on beş yaşlarında biz olmanın nasıl olduğunu tümüyle yeniden yaşamamız ve o durumun gerçekliğinde ağlamak, dehşete düşmek ve hiddete kapılmak için kendimize izin vermeliyiz. Akıl yolu ile edinilmiş aha acısız bir bilgiye değil ancak duygu yolu ile böylesi zor kazanılmış bir bilgiye dayanarak bir gün, uygun koşullarda içimizdeki sorunlardan bazılarını rahatlatmanın bir yolunu bulabiliriz. 

 

Recent entries