AILENIZLE KURDUGUNUZ ILISKIDEN NASIL KEYIF ALIRSINIZ?

 

Aile denildiğinde birbiriyle çelişen duygu ve düşüncelere kapılırız. Aileyi bir sevgi ve gelişme kaynağı olarak görebileceğimiz gibi, kısıtlanmaların ve derin bir umutsuzluğun yaşandığı bir ortam olarak da görebiliriz. Büyüyüp yetişkin olabilmek için aileyle ilgili, büyük olasılıkla son derece karışık olan duygu yumağımızı çözmemiz gerekir.

İçinde yaşadığımız kültür, ailenin geçmişte yaşadığı altın dönem ve günümüzde yaşadığı bozulma dönemiyle ilgili çok sayıda hayali saptama ve yanlış algı üretir. Tüm bunlar gerçekdışı bir aile tarihinin yaratılmasına neden olduğu gibi, çekirdek ailenin de normalliğin istatistiksel bir göstergesi olarak kabul edilmesine yol açar.

Bu yanlış algılar, insan hayatına hiç faydası olmayan iki kavramın fitilini ateşler: Normallik ve uyumsuzluk. Normallik faydasız bir kavramdır, çünkü hayali bir normallik standardını temel alarak oluşturulur; uyumsuzluk da faydasız bir kavramdır, çünkü çok farklı bağlamlarda sayısız kez kullanılarak içi boşaltılmıştır ve doğası gereği her türlü ilişkide var olan çatışmaları kabullenmemiz gerekirken, onları patolojik bir durum olarak gösterebilir.

Aile ilişkilerimizdeki başarısızlıkları eleştirmeye başlamadan önce, kendi hayatımızdaki başarısızlıkları ve eksik noktaları saptayıp onları eleştirmeyi tamamlamış olmalıyız. Kendimizi aile ilişkilerinin kurbanı olarak görüp sorunlarımıza çözüm getirmek yerine, onları hayatımızın ayrılmaz bir parçası kılmak çok daha kolay.

Aile haritamızı çizerek ailemizdeki rolleri, davranış biçimlerini ve kuşaklar arası sorunları görebiliriz. Aile ilişkilerimizin dinamiklerini belirleyen etki unsurlarını saptamakta ne kadar başarılı olursak, onları değiştirmek için gerekli donanımı da o kadar hızlı ve yapıcı bir şekilde oluştururuz.

Aile bireyleriyle olan ilişkilerimizi iyileştirmek için uygulayabileceğimiz sekiz farklı strateji vardır. Bu stratejilerin her birini uygularken, kaçınılmaz olarak farklı sorunlarla karşı karşıya geliriz.

Uygulanabilecek stratejiler: Kendimizle başkaları arasına mesafe koyma, gerçeği söyleme, ayırt etme, ailede üstlendiğimiz rolü ya da aile hayatımızın senaryosunu değiştirme, aile kavramını genişletme, empati kurma, yeni konuşma konuları ve olanakları yaratma, affedicilik.

Hayatlarımızda yapabildiğimiz kadar çok değişiklik yapmayı hep isteriz. Ancak aile üstüne yorumda bulunanlardan bazıları, aileyle yaşanan deneyimlerin tam da başarısızlıkları ve kısıtlanmaları içerdiği için önemli olduğunu düşünür. Bu durumda en azından söz konusu kısıtlamalara verdiğimiz tepkileri seçmekte özgür olduğumuzu görmeliyiz.

Kurban konumuna düşmeye karşı koymanın bir yolu, aile hayatımızı bir tiyatro oyunu gibi görüp onun içerdiği paradoksların farkına varmaktır. Örneğin; çocukluk döneminde haksızlığa uğrayanlar, yetişkinliklerinde insan hakları için çalışma isteği duyabilirler.

Bireysel gelişimimizi tamamlamanın bir başka yolu da, çevremizdeki insanlara odaklanıp ‘insanlık ailesinin’ meselelerine ilişkin merak ve ilgi geliştirerek, aile ilişkilerimizle belirlenen kimliğin dışına çıkmaktır.

Aile kurumu, toplumsal bir olgu olarak gelişmesini sürdürmektedir; ancak aile bireyleriyle iyi ilişkiler kurmanın temel araçları hep aynı kalmaktadır: Kendini tanıma, iletişim kurma yeteneği, sezgi ve farkındalık, empati ve affedicilik, değişme isteği ve değiştiremediğimiz şeyleri kabullenme becerisi.

Aşağıdaki sorular farklı düşünceler oluşturmak için gerekli uyarıcı işlevini görebilir:   

Doğum, evlilik, boşanma ve ölüm olayları ailenizde nasıl karşılanır?

Anne babanıza ‘saygı duyup’ onların ‘sözünü dinlemenizi’ savunan geleneksel yaklaşımla ilgili düşünceleriniz neler?

Bunu yapabilecek gücünüz olsaydı, ailenizi özel bir tatil için bir seferliğine nereye götürmek isterdiniz? 

Recent entries